15 Temmuz Şehitleri


001-Abdullah Tayyip OLÇOK
Lise öğrencisi
17 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Abdullah Tayyip Olçok, 24 Haziran 1999’da İstanbul’da, ailesinin ilk evladı olarak dünyaya geldi. Lise öğrencisiydi. Hukuk okumak istiyordu. 15 Temmuz gecesi ilk defa babasına itiraz etti. “Evde kal!” dedi babası ama o kalmadı. “Sen nereye, ben oraya!” dedi. Babası Erol Olçok’la birlikte şehit oldu. Babasının yakın mesai arkadaşı olması nedeniyle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakınlarında büyüdü. Cumhurbaşkanı, “Evladım gibiydi!” dedi Abdullah Tayyip için. Yıllardır ülkesi için ter döken Cumhurbaşkanımız, Abdullah Tayyip vesilesiyle milleti için gözyaşı döktüğünü de açık etmişti.


002-Adil BÜYÜKCENGİZ
Esnaf,
52 yaşında
İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde şehit oldu.

Elli iki yaşında, 3 kız babası. Gaziantep doğumlu, Zeytinburnu ilçesinde esnaf olarak tanınan ve sevilen bir sima. Darbe girişiminden haberdar olduğunda annesinin evindeydi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine Saraçhane’ye koştu. O gece son kez konuştu kızlarıyla: “Geç geleceğim, beni merak etmeyin” dedi. Sabaha kadar telefonuna cevap vermedi. Eşinin, kızlarının, ailesinin ve vatanının sevgisini sığdırdığı kalbinden vuruldu.


003-Ahmet KARA
Soğuk Mezeci
24 yaşında
İstanbul Saraçhane Meydanı’nda şehit oldu.

Ailesinin tek oğlu; 24 yaşında. Üç kız kardeşi var. Babası Arabistan’a çalışmaya gidince, eğitimini yarıda bırakıp İstanbul’a çalışmaya geldi. Bir süre tekstil sektöründe çalıştı. Daha sonra aşçılığa başladı. Genç yaşına rağmen işinin ‘en iyisi’ olmayı başardı. Arkadaşlarıyla birlikte, önce Vatan Caddesi Emniyet Müdürlüğü’nde direndiler, oradan Saraçhane’ye yürüdüler. “Bari polislere siper olalım da, onlara kurşun değmesin” diye en öne geçtiler. Canlı kalkan olmaya niyetlendi. Bir darbeciyi etkisiz hale getirmek isterken, göğsünden vuruldu.



004-Ahmet KOCABAY
Tekstil İşçisi
31 yaşında
İstanbul, Bağcılar/İSTOÇ’ta şehit oldu.

Otuz yaşındaydı. Küçük ve mutlu bir yuvası vardı. 15 Temmuz gecesi, Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine iki yaşındaki dünya tatlısı Esîlâ’sını ve çok sevdiği eşi Başak’ı evde bırakıp Havalimanı’na doğru yola çıktı. Havaalanı yolunda karşısına çıkan tankların yolunu kesmek için kendisi gibi vatan sevdalılarıyla tankların üzerine çıktı. Yanı başında hainlerin birkaç kişiyi şehit ettiğini gördüğü halde, yolundan dönmedi. Kolundan vuruldu fakat tanktan inmedi. Tank üstünde Bağcılar-İSTOÇ’a kadar yol aldı. Burada bir vatan haini tarafından üç kurşunla şehit edildi.

005-Ahmet ORUÇ
Polis Memuru
26 yaşında
Ankara’da, Gölbaşı’nda, Havacılık Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Yirmi altı yaşında. İkiz olarak Adana’da dünyaya geldi. İkiziyle birlikte, görev yeri Adana’dan eğitim için Ankara’ya gelmişlerdi. Gölbaşı’ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Dairesi Başkanlığı’na yapılan saldırıda şehit düştü. “Edepli, güzel kadın” manasına gelen Hifa ismi verilen çocuğu şehadetinden sonra doğdu. İki evlat acısını birden kucaklayan babasının dediği gibi, “Onlar çok özeldi, eşi benzeri yoktu.”

006-Ahmet ÖZSOY
TÜRKSAT Tesisler Müdürü
49 yaşında
TÜRKSAT Tesisleri’nde şehit oldu.

Darbecilerin televizyon yayınlarını ve internet iletişimini kesmeye çalışacaklarını bildiği için, darbe girişiminin ilk saatlerinde mesai arkadaşı Ali Karslı ile beraber TÜRKSAT tesislerine doğru yola çıktı. Çöp konteynırları da dâhil, bulabildikleri tüm araçları TÜRKSAT’a ulaşmak isteyen darbecilerin yolunu kesmek için kullandılar. TÜRKSAT’ı işgal girişimini akim bıraktı; darbecileri oyaladı. Darbeye direnişin en kritik yerinde nöbet tuttu. Ali Karslı ile beraber şehit oldu.
Eşi Yasemin Hanımın ifadesiyle, “Bir şimdiki zamanın dervişiydi.” O benim mektebimdi; ben ona öğrenci…” diyor eşi. “Onun için hayat Bakara 153. ayetin yansımasıydı:  ‘Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin’ ayetine adamıştı kendini. Onu vakit namazları dışında seccadede görürseniz, ya içi yanmıştır ya birisi için dua ediyordur. Şimdi anlıyorum ki, şehit olmayı istemek ayrı bir şey, şehit olmayı hak ederek yaşamak ayrı  bir şey… O şehadeti hak etmek üzere yaşıyordu.

007-Akın SERTÇELİK
Taksi Şoförü
41 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk bir yaşında. Evli. İki çocuk babası. Adapazarı doğumlu. Darbe girişimi sırasında uyuyorken, annesi telefonla arayıp uyandırdı. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Sokağa çıkın’ çağrısını duyunca, pijamalarını değiştirmeyi bile unutarak kalabalığa karıştı, Köprü’ye doğru ilerledi. Sabahın erken saatlerine kadar ailesiyle irtibat halindeydi. “Etrafta çok kan var!” diyor, fakat yine de vazgeçmiyordu. Bir müddet sonra telefonlara çıkmaz oldu. Eşi, ertesi gün şehit olduğunu öğrendi. Ardı sıra “Bu evde vatan için kendini feda edecek üç can daha var” diyen, dirayetli bir aile bıraktı.

008-Âkif ALTAY
Polis Memuru
53 yaşında
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Elli üç yaşında. Özel Harekatçı. “Ben iyi bir insan olsaydım eğer şehitlik bana da yazılırdı” dedi defalarca. Çok istiyordu şehitliği. Arkadaşları, kader ortakları her gün şehadete erişirken yaşamayı haksızlık görüyordu kendine.
Gece ailesiyle irtibatı kesildi. “Yaralandı” dediler ama bir türlü açmıyordu telefonu  Böyle yapmaz asla habersiz bırakmazdı. En ağır operasyonlarda bile içini ferahlatırdı sevdiklerinin. Bu sefer öyle olamadı. Gazi Üniversitesi Hastanesi’nde farklı bir isimle bekletiliyordu. Oğlu Niyazi haberi rüyasında aldı. Babasına ulaştığında yüzünde tatlı bir tebessüm vardı; şehadet şerbeti dudaklarına dokunmuş, çok istediği şehitlik makamına kavuşmuştu.
Siyaseti çok severdi, sporu da. Fenerbahçeliydi. Herkese yardım ederdi, hayalleri vardı. Hiçbir işini yarıda bırakmamasıyla bilinirdi. O gece vatanı yarı yolda bırakmadı. Eşinin ifadesiyle “Ateşten gömleği attı, cennetten gömleği giydi.”

009-Akif KAPAKLI
Müteahhit
62 yaşında
Beştepe’de şehit oldu.

Çorum/Sungurlu doğumlu. Evli; 62aşında, 7 evladın babası. Müteahhitlik yapıyordu. Darbe girişimini haber alır almaz, oğluyla birlikte Külliye’ye doğru yola çıktı. Etimesgut’taki Zırhlı Birlikten çıkan tankların peşine düştüler. Bir tankı durdurmayı başardılar ancak diğer tanktaki hainin verdiği ‘vur’ emriyle oğlu Ömer Faruk’la birlikte vuruldu. “Babamın yanındaydım o sırada!” diyor Ömer Faruk. “Orada beklerken, tuhaf bir gürültüyle irkildik. Çok sayıda tank yola çıkıyordu. Çok hızlı gidiyorlardı. İnsanlar kaçıştı fakat babam dimdik ayakta duruyordu.”

010-Ali ALITKAN
Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Merkezi Personeli
32 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Eğitim Merkezi’nde santral görevlisi olarak çalışıyordu. Ailesine, olaylara karşı tepki vermek amacıyla gitmek istediğini söyledi. Evden çıkarken herkesle ayrı ayrı helalleşti. Kardeşi Hamdi’yi de yanına alarak yola çıktı.
Darbe girişiminden az önce bir düğün merasiminde söylediklerini hatırlıyor ailesi. Bir bardak su istemişti. Suyu içerken “Bu belki de içtiğim son su!” dedi. Kardeşi Hamdi arabayı Kızılay civarına park ederken, o hızlıca Genelkurmay’ın önüne koştu. Gece boyu kendisinden haber alınamadı. Sabaha doğru şehadet haberi geldi.

011-Ali ANAR
Muhtar
35 yaşında
Kahramankazan, Akıncı Üssü’nde şehit oldu.

Otuz beş yaşında. Kahramankazan’da köy muhtarıydı. O akşamüstü hastanede annesi Yurdanur Hanımı ziyaret etti. Üzerinde beyaz gömlek vardı. “Benim oğlum bu kadar güzel mi!” diye düşünmüş annesi. “Bembeyaz bir gömlek... Karda leke var, onda yoktu. O kadar güzeldi ki...” “Anne bir isteğin var mı?” diye sormuştu ayrılırken. “Yavrum sen işine bak” demiş annesi. “Ama o kapıdan çıkınca cama koştum hemen, arabayla kaybolana kadar arkasından baktım.”
Karanlık kalkışmanın haberini alır almaz, oğluyla birlikte en yakındaki Akıncı Üssüne gitti. Bir ara elektrikler kesildi, bir helikopter uçuşmaya başladı üzerlerinde. Silah sesleri duyuldu. 15 yaşındaki oğlu Hüseyin, karanlıkta telefonunun feneriyle babasını aramaya çalışırken kanlar içinde şehitler ve yaralılar gördü. Metanetini koruyup babasını aramaya devam etti. Bir türlü bulamadı, üstelik askerler çekip gitmesini, yoksa vuracaklarını söylüyordu. Sonunda ambulansa bindirilirken gördü babasını. Bağırdı babasına ama sesini duyuramadı. Babası sedyenin üzerine değil sedyenin altına yatırılmıştı.

012-Ali İhsan LEZGİ
Devlet Memuru
52 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Elli iki yaşında. Devlet memuru. İki torunu var, iki toruna daha dede olmak üzereydi. Cumhurbaşkanımızın “Meydanlara çıkın!” çağrısıyla indi sokağa. Yanında oğlu vardı. Uçak cayırtılarına, kurşun vızıltılarına, bomba gürültülerine aldırış etmeden yürüdüler. Külliye’ye vardıklarında hava saldırısı yoğunlaştı. Ebedi ateşe düşecek denli gözü dönmüş hainler, dünya ateşinde şehit etti Ali İhsan Lezgi’yi. Oğlu ise ağır yaralandı. Genç üniversite öğrencisi babasının şehadetinden uzun süre haberdar olamadı. Hainlerin başaramadıklarını öğrenince, sadece tebessüm etti.


013-Ali KARSLI
TÜRKSAT’ta memur
45 yaşında
TÜRKSAT Tesisleri’nde şehit oldu.

Çorum doğumlu. TÜRKSAT’ta memur olarak çalışıyordu. TRT’de korsan bildiri okunduktan sonra oğlu Osman Sefa’yı alarak nöbete çıktı. Oğlunun anlattığı kadarıyla, darbe girişimine karşı duran vatandaşlarla birlikte dışarıda beklerken, bir helikopterin alana indiğini gördü. Babası Ali Karslı ve Ahmet Özsoy, darbecileri durdurmak için tankların önünü büyük araçlarla kesmeye çalıştı. Oğluyla yaptığı son konuşmada, TÜRKSAT’ta bir arkadaşının yaralandığını ve onunla ilgilenip eve döneceğini söyledi. Bu konuşmanın hemen ardından başlayan çapraz ateş arasında kaldı, mesai arkadaşı Ahmet Özsoy’la birlikte şehit oldu.


014-Ali Mehmet VUREL
Mobilya İşçisi
42 yaşında
Ankara, TBMM yakınlarında şehit oldu.

Mobilyacı Ali Mehmet Vurel’in üç evladı var. Alnının teriyle az da olsa helalinden kazanmaya çalışıyordu. Eşi Reyhan Hanım da aile bütçesine destek olmak için temizlik işçiliği yapıyordu.
Reyhan Hanım anlatıyor: “O akşam, Mehmet, elinde kızarmış tavukla geldi. ‘Kocakarı’ derdi bana. ‘Çok çalışmışsın, al sana ödül’ dedi. Beraber oturup yemek yedik. Nedense, o akşam, hiç olmadığı kadar neşeliydi. Uzun uzun askerdeki oğlumuz Deniz’le görüştü. Cumhurbaşkanımızı aşırı derecede severdi. ‘Meydanlara çıkın!’ çağrısını duyar duymaz, yerinden fırladı. Arkadaşlarını da cesaretlendirdi. Bir hızlı hızlı gidişi vardı ki… Gece her aradığımda, ‘İyiyim, merak etme!’ dedi. Sabaha doğru, bir de baktım, konu komşu, akraba hep kapıdalar. Çok kalabalıktılar. ‘Mehmet yaralı!’ dediler. Ben de içimden, ‘Bu kadar kalabalık olduğuna göre, yok, yaralı değildir’ dedim. Hastaneye vardık; her yer kan revan. Baktım, hafif yaralıları gönderiyorlar. Kaynımı benden önce almışlar morga…”


015-Alparslan YAZICI
Polis Memuru
45 yaşında
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Kırk beş yaşında. Evli ve 3 çocuk babası.Küçük yaşta evin sorumluluğunu üstlendi, bu yüzden yarım bıraktığı eğitimini ancak askerlik sonrası tamamlayabildi. Liseden mezun olur olmaz polis okulu sınavlarını kazandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönülden bir muhabbet, derin bir hürmet beslerdi. Vazifesini aşkla yapardı. Yüreğinde vatan sevgisini anne sevgisi gibi büyütüyordu. İdealinde Cumhurbaşkanı koruma ekibinde görev almak vardı. Duası ummadığı bir şekilde kabul edildi. Cumhurbaşkanı’nı korumak için sokağa çıkan cumhura katılmak üzere hazırlık yapıyordu ki, darbecilerin hava saldırısında şehit oldu.


016-Alper KAYMAKÇI
İşçi
30 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Otuz yaşında. Evli. Henüz bir çocukları yoktu. Şehadetinden 10 gün sonra, eşi hamile olduğunu fark etti.
“Bu gece meydanlara çıkmazsanız Cumhurbaşkanı düşer; Cumhurbaşkanı düşerse ne vatan kalır ne İslâm. Bu bir cihaddır” diyordu. Bayramlık elbiselerini giyip Külliye’ye gitmek üzere dışarı çıktı. Oraya ulaştığında polislerle beraber etten duvar örerek tankların Külliye’ye girmesine engel oldu. Gecenin bir vakti yakınlarına telefonda, “Tankların önünde bekliyorum tek başıma, grup arkadaşlarımı kaybettim, acımasızca insan öldürüyorlar, gözümün önünde iki tane kardeşim şehit oldu. Hakkını helal et, belki her an şehadet bana da ulaşır” diye seslendi. Sabah 06.30 sularında, Millet Camii’nde sabah namazını kılıp nöbetinin başına dönerken F-16 ateşiyle vuruldu. Şehadetinden iki gün önce cennet şarabından söz eden ayeti okurken, yüzünü sayfaya kapatarak “Bana da bu şerbetten nasip eyle ya Rabbi” diye dua etmişti.


017-Askeri ÇOBAN
İşçi Emeklisi
53 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

15 Temmuz gecesi darbe girişimini televizyondan öğrendi ve oğluyla birlikte önce Kısıklı’ya gitti. Daha sonra Köprü’ye geçtiler. Gecenin ilerleyen saatlerinde oğlunu, “Evdekiler bomba seslerinden korkar, onların yanına git!” diyerek eve gönderdi. Sabah saatlerine kadar ailesiyle irtibat halindeydi. Fakat saat 06.00’da arandığında, telefonu bir başkası açtı. Sabaha doğru oğlunun şehadet haberini alan annesinin özlemi ağır bastı. Oğlunun şehadetinden kısa bir süre sonra Hakk’a yürüdü.


018-Aydın ÇOPUR
Endüstri Mühendisi
27 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Kırıkkaleli. Üç çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu ve tek oğlu. Yirmi yedi yaşında ve bekâr. Askeri liseye kaydoldu, oradan Harp Okulu’na geçti ama 15 Temmuz’a günden hazırlanan hainler izin vermediler asker olmasına. Harp Okulu’nu bırakmak zorunda kaldı. Endüstri mühendisi oldu.
Kırıkkale’den kuzeni Serhat da biraz muhabbet etmek için gelmişti Ankara’ya. Darbe teşebbüsü netleşir netleşmez, “Abi biz niye oturuyoruz ki!” dedi kuzenine. Hemen yemekten kalktılar. Beştepe’ye yöneldiler. “Buna bir tepki koymamız lazım” diyordu.  Babasını aradı, ‘Ne yapayım?’ diye. “Oğlum madem tehlikeli durumlar var, eve gidin” dese de babası,  hiçbir şey söylemeden telefonu kapattı.
“Helikopterin yaklaştığını göremedik” diyor kuzeni Serhat, “gürültü de duymadık. Birden bizi taramaya başladı. Aydın yere düşerken yemiş kurşunları…”


019-Ayhan KELEŞ
Mobilyacı
52 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Elli iki yaşında. Kırşehirli.15 Temmuz gecesi evde oturmayı içine sindiremedi. Oğluyla birlikte önce Esenboğa Havalimanı’na gitti. Ardından Beştepe’ye geçtiler ve Millet Camii’nde namaz kıldılar. Jandarma Genel Komutanlığı’nda saldırının şiddetlendiğini öğrenince, buraya geçtiler. Oğluyla birbirlerini kaybettiler. Babasını telefonla arayıp, nerede olduğunu öğrenmek isteyen oğlu Fazlı, telefonda başkasının sesini duydu. “Yaralandı” diyebildi telefondaki ses ama…

020-Ayşe AYKAÇ
Ev Hanımı
44 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk dört yaşında. Kastamonulu. Ev Hanımı. Akşam yemeğinin ardından haberler gelince, eşiyle beraber sokağa fırladı. Çok geçmeden Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Sokağa çıkın!’ talimatını duydular. Ayaklarını daha sıkı bastılar. Araçlarını Kısıklı’ya bıraktıktan sonra Köprü’ye kadar yürümeye başladılar, kurşunlara rağmen pes etmediler. Hainlerin kurşunları onu da hedef aldı, eşinin gözü önünde şehit düştü. Geride, sevgiyle büyüttüğü ve kendisine hayranlık besleyen dört çocuk bıraktı.
Ayşe Aykaç adı, çok sevdiği semtinde, Libadiye’de, hain örgütten geri alınan binada açılan Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne verildi.


021-Aytekin KURU
Polis Memuru
43 yaşında
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Henüz 15 günlük Özel Harekat polisi. Evli ve iki çocuk babası.  On dört yaşındaki büyük kızı babasıyla arkadaş gibiydi. Diğeri ise henüz beş yaşında, babasının oyun arkadaşıydı.
15 Temmuz gecesi nöbetçiydi. Savaş uçaklarının gökleri delercesine uçmaya başlamasıyla eşiyle konuştu telefonda “Buralar çok karışık, aman dikkatli olun!” Bu konuşmadan kısa süre sonra görevli olduğu Özel Harekat Daire Başkanlığı’na hava saldırısı gerçekleşti.


022-Barış EFE
Tekstil İşçisi
37 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Otuz yedi yaşında. Tekstil işçisi. Annesinin ısrarlarına rağmen Cumhurbaşkanımızın çağrısına uyarak sokağa çıktı. Köprü’ye doğru ilerledi. Saat 01.00 ile 03.00 arası ailesiyle irtibat halindeydi. Ailesini endişelendirmemek için Köprü’de olduğunu gizledi. Sürekli “15-20 dakika sonra geliyorum” diyordu. Saat 02.50’de en son ablası ile konuştu. Açılan yaylım ateşi sırasında yaralandı. Ambulanslar gelemediği için vurulduğu yerde kaldı. Sabaha doğru şehadet haberi geldi.


023-Battal İLGÜN
Serbest Meslek
35 yaşında
Kızılay Meydanı yakınlarında şehit oldu.

“Meydanlara çıkın!” çağrısını duyar duymaz, hiç tereddütsüz evdekilerle vedalaşıp sokağa çıktı. Annesi, onu son kez yolcu ettiğinden habersizdi. Birkaç gün önce arkadaşlarıyla da helalleşmişti. Bayır Bucak’a gidip savaşmak ve şehit olmak istiyordu. Şimdi vatanı söz konusuydu ve buranın selameti onların da kurtuluşu demekti.
Beş çocuklu ailenin en küçüğüydü. Kızılay Meydanı’nda 6 kişilik askeri timi esir alıp etkisiz hale getirdi. Meydan’da yoğun bir uğultu ve öfke çığlıkları yankılanıyordu. Silah sesleri ve uçak cayırtıları bir ara durulur gibi oldu. O an namazını kılamadığını hatırladı. “Allahuekber!” deyip namaza durduğu anda, tanklardan ateş açıldı. Kıyamı yarım kaldı, şehadeti tamamlandı.


024-Batuhan ERGİN
Sivil
21 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Yirmi bir yaşında. Vatan söz konusu olduğunda “Niye ben?” demeyen asil bir ruh. Askerden döneli iki ay olmuştu. Gönüllü olarak Doğu’da yapmıştı vatani hizmetini. Çoklarının korkup kaçtığı, adım atamadığı yerlere milleti hatırına düşünmeden adım atardı. Cesurdu.
O gece evine gidip güvenle oturmayı, olan biteni seyretmeyi yakıştırmadı kendine. Vatan kaybedilseydi eğer nasıl bakardı ileride çocuklarının yüzüne. Tarih yazılırken, Batuhan’ın kanı ve teri mürekkep oldu. Arkadaşı Murat’la Köprü’ye gitti. Son fotoğrafını paylaştı oradan. Cesaretin tablosu oldu resmi. Nefes nefese tamamladı kahramanlık tablosunu. Hayalini kurduğu evliliği gerçekleştiremedi, düğünü ahirete kaldı.

025-Beytullah YEŞİLAY
İnşaat İşçisi
32 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı yakınlarında şehit oldu.

Otuz iki yaşında. İnşaat işçisi. Kızı Miray ve eşi Asiye’yi, bayram tatili için memleketleri Erzurum’a yolcu ederken, kızına bol bol sarıldı öptü, kokladı. Eşine bir dolu tembihte bulundu. “Sükûnet ve telaş arası garip bir hali vardı” diyor eşi. Kollarında sıkıca tuttuğu kızını annesine uzatırken “Annene iyi bak kızım!” demişti.
O gece ortalık yangın yerine dönmeye hazırlanırken Beytullah telefona sarıldı. Sesindeki heyecanı bastıramamıştı: “Reis-i Cumhurumuzun talimatıyla sokağa çıkıyorum” dedi. Sokağa çıkmasını istememişti Asiye ama biliyordu ki, eşi onu böyle bir durumda asla dinlemezdi. Eşini Allah’a emanet etti, dualar okudu…
Gecenin ilerleyen saatlerinde tekrar telefonla irtibat kurdular. “Savaşın ortasındayız” diyebildi. Yutkundu. “Hakkını helal et, sizi önce Allah’a sonra size emanet ediyorum” dedi sessizce. Zaman durdu sanki…
Yanında kardeşi ve arkadaşlarıyla Sıhhıye’ye gitmeleri gerektiğine karar verdiler. Hızlı hareket etmeleri gerekiyordu. Bomba sesleri şiddetlenmeye başlamıştı. Genelkurmay’ın önünde vatan müdafaası devam ediyordu. Oraya çevirdiler yönlerini. Ortalık mahşer yeriydi…
Önce gökleri yararak gelen o gürültü sardı etrafı. Ardından helikopterden açılan aralıksız ateş… Helikoptere karşı ellerinde var olan tek şey vatan sevgisiydi. Tek silahları yürekleriydi. Gencecik bedeni o çok sevdiği vatan toprağına düştü. Ve hâlâ toprağa emanet.

026-Birol YAVUZ
Polis Memuru
41 yaşında
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Kendini vatana adamış bir eş, evlatlarının onurla anacağı bir baba, ülkesini haine teslim etmeyen bir polisti. Üç kez şark görevi yaptı, zor zamanlarda operasyonlara katıldı, gazi oldu. Kendisine verilen gazilik tazminatına dokunmadı, şehit arkadaşının hesabına yatırdı. O sağdı, sağlamdı, bakardı ailesine. Ama arkadaşının ailesi muhtaçtı; yiğitsiz kalmıştı.
Ankara’daydı o gece. Eğitim verecekti, yeni kahramanlar yetiştirecekti. Ama o gece dersin konusu ‘şehadet’ti ve öğrencileri ise bütün insanlıktı. Dersini verip gitti. “Her şeyde beni geçerdi, şehit olarak da geçti…” diyor ağabeyi.

027-Burak CANTÜRK
Öğrenci
23 yaşında
İstanbul/Çengelköy’de şehit oldu.

Yirmi üç yaşında. Öğrenci. Balıkesir Üniversitesi İşletme Bölümü 2. sınıf öğrencisiydi. Yazları eğitim masraflarını karşılayabilmek için garsonluk yapıyordu.
Çağrıyı duyunca, babası ve kardeşiyle Çengelköy Havuzbaşı’na gitti. “Bana ne!” diyenlerden olmadı. Kaçmadı kurşunlardan. Zorbaların karşısında bir can aynası oldu; kötülüklerini gösterdi yüzlerine. Hainler tarafından sırtından vuruldu. Babasının kucağında verdi son nefesini.

028-Burhan ÖNER
İnşaat işçisi
42 yaşında
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk iki yaşındaki inşaat işçisi Burhan Öner’in 15 Temmuz’u, alın teriyle kurulan bir sofradan sonra geldi. Ailesiyle yedikleri o akşam yemeğinde lokmaları boğazına dizildi. Televizyondan gelişmeleri takip edip olup bitenleri anlamaya çalışırken arkadaşları telefonla darbe girişimini haber verdi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ekranda görünüp bir şeyler söylemesini bekledi ve ‘sokağa çıkın’ davetini duyar duymaz kararını verdi. Evden çıkmadan önce çocuklarını uyuttu. Eşiyle vedalaştı. Arabasına atlayıp Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne doğru ilerledi. Şehadeti burada yakaladı.

029-Bülent AYDIN
Topçu Astsubay
47 yaşında
Genelkurmay Karargâhı’nda şehit oldu.

Bülent Aydın, iki Genelkurmay Başkanı’nın ve iki Kara Kuvvetleri Komutanı’nın korumalığını yaptı. Genelkurmay’daki kalkışmayı ilk o fark etti. Koruma aracından silahıyla indi ve darbecilerle çatışmaya başladı. Saat 21.34 civarında bacaklarından yaralandı. Aracı siper alarak, dört kişiyle vuruşmaya devam etti. Siper aldığı araç hareket edince, kurşunların hedefi oldu. 21.38 civarında sol göğsünden vuruldu. İlk asker şehit olarak kayıtlara geçti.

030-Bülent KARALI
Serbest Meslek
39 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Otuz dokuz yaşında. Annesi ve erkek kardeşi ile birlikte yaşıyordu. Babasını beş buçuk ay önce kaybetmişti. Kantin işletmeciliği yapıyordu. Darbe kalkışmasını televizyondan öğrenince, “Biz ona kefen giydirmeyiz. Gerekirse biz giyeriz!” dedi. Abisi ile birlikte Külliye’ye doğru gittiler. Gece saat on iki sularında gerçekleşen çatışmada göğsünden ağır yaralandı.

031-Bülent YURTSEVEN
Polis Memuru
48 yaşında
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Iğdırlı. Kırk sekiz yaşında. Evli. Elif’in ve Kübra’nın babası. Küçük yaşta, ailesi tarafından okusun diye Ankara’ya, teyzesinin yanına gönderilmişti. Yıllarca hem çalışıp hem okudu. Zor şartlarda edindiği için mesleğini hem hak ediyor hem hakkını vermeye çalışıyordu.
15 Temmuz gecesi görevdeydi. “Meğer üzerimizden geçen uçaklar Bülent’i almaya gidiyormuş bizden” diyor eşi Hilal. Teröristlerin kontrolündeki F-16’ların Özel Harekat Daire Başkanlığı’nda yaptığı hava saldırısında ağır yaralandı.
Hacettepe Üniversitesi’nde tedaviye alındığında bilinci açıktı. Selam söyledi ailesine. Hastanede 15 gün misafir kaldıktan sonra şehit oldu.

032-Celalettin İBİŞ
Ankara/Altındağ Belediyesi’nde İşçi
53 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Elli üç yaşında. Elif, Yasin, Fikret ve Abdullah Çağrı’nın babası.. O gece Ankara Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesinde gece vardiyasında çalışıyordu. Beş arkadaşıyla saat 22.00 civarında sokağa çıktılar. Altındağ Belediyesi’ne gelip abdest aldılar. Sonrasında Ulus-Sıhhiye-Kızılay istikametinde yürümeye başladılar ve Sıhhiye’de tankın önüne geçtiler.
Tartaklanmış bir askerin burnu kanıyordu. Araya girerek, “Yapmayın, bunlar bizim evlatlarımız, yavrularımız bunlar bizim.” Elindeki su şişesini uzattı titreyen ere.
Daha sonra Genelkurmay Başkanlığı’nın önüne geçtiler. Genelkurmay Başkanlığı'nın kapısını kırıp içeri girdikten hemen sonra eşini aradı. “Genelkurmay’ı aldık. TRT ve Boğaz’da durum ne?” diye sordu. Genelkurmay’dan içeri girince kendilerine silah doğrultan eri ikna ederek, silahını indirtti, erin korktuğunu görünce elindeki su şişesinden askere su içirip yüzünü yıkadı. Müdahaleler sertleşince “Geri çekilsek mi acaba?” diyen arkadaşlarını “Bu yoldan geri dönüş yok. Gerekirse şehit, nasip olmazsa da gazi olacağız” diye uyarıyordu.
Nasibine şehitlik düştü.

033-Cemal DEMİR
İşçi Emeklisi
67 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Altmış yedi yaşında. İşçi emeklisi. Mesleği tornacılık. Evli ve iki çocuk babası. “Karıncayı bile incitmezdi” diye tanınıyor. Sabah, oğluyla birlikte Eskişehir’den yola çıkmışlardı. Gece, İstanbul’a girmek üzereydi. Yolculuğunun şehadete doğru olduğunu nerden bilsindi. Köprü’de vücuduna isabet eden iki kurşun, onu şehadete eriştirdi. Geride, o ve onun gibiler sayesinde dimdik ayakta duran bir vatan ve bu vatanı kaosa sürüklemek isteyen darbecilerin cezasız kalmamasını isteyen bir aile bıraktı.

034-Cengiz HASBAL
Garson
35 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Otuz beş yaşında. Evli. İki çocuk babası. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine, ağabeyi ile önce Beylerbeyi’ne, oradan Köprü’ye gittiler. Anne babası, eşi ve iki çocuğuyla aynı evde kalıyordu.  Garsonluk yapıyordu. Açılan ilk ateşle göğsünden yaralandı. Kendisini dualarla uğurlayan eşi, annesi ve babası, Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne kaldırıldığını öğrendi. Ağır yaralıydı. Hastanede 19 gün misafir olduktan sonra, sonsuzluğa kanatlandı. Henüz 10 ve 2 yaşlarındaki çocuklarına özgür bir ülke, onurlu bir hatıra bıraktı.

035-Cengiz POLAT
Elektrikçi
43 yaşında
Ankara, Kızılay Meydanı’nda şehit oldu.

Kırk üç yaşında. Elektrikçi. Fecr ve gurub vakti arası yeryüzünde rızkını aramak için dolanan nice adamdan biri. Sokaklar şahitti mücadelesine ve sokaklar şahit oldu şehitliğine.
O akşam yorgundu. Erkenden yattı. Evlerinin önünden geçen arabaların kornalarıyla ve sala sesleriyle uyandı uykusundan. Başkomutanın halka sokağa çıkma emri verdiğini duyar duymaz giyindi. Kızılay’da halk direnişine katıldı. Onurlu mücadelesini şehitlikle taçlandırdı.

036-Cennet YİĞİT
Komiser Yardımcısı, Özel Harekat Dairesi
23 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Henüz 23 yaşında. Huriye ve Yahya Kemal Yiğit çiftinin dünyalar güzeli evladı.  Gazi Üniversitesi Resim Öğretmenliği Bölümü son sınıf öğrencisiyken Polis Akademisi sınavlarına girdi ve kazandı. İki üniversiteyi aynı anda tamamlayıp mezun oldu, hayatına polis olarak devam etmeye karar verdi. Özel Harekât’a olan hayranlığından dolayı eğitimlere katılmaya karar verdi ve 3 aylık zorlu bir eğitimi tamamlayıp üniformayı giymeye hak kazandı. Yeni sözlenmişti, yirmi gün sonra nişanlanacaktı.  Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda Komiser Yardımcısı olarak görev yapıyordu. Nöbetteydi o gece. İzindeki Özel Harekatçıları telefonla acil göreve çağırdı.
Bu yüzden çoğu Gölbaşı şehidinin hikâyesi “Cennet çağırdı!” diye başladı. Belli ki Cennet’i de “cennet çağırdı.”

037-Cuma DAĞ
Jeoloji Mühendisi
39 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Otuz dokuz yaşında, evli ve 6 yaşında bir evlat sahibi. Jeoloji mühendisi. 15 Temmuz gecesi Külliye yakınlarında yeni aldıkları evlerinden tankları gördüler. Çocuklarını bir yakınlarına emanet ederek eşiyle birlikte vatan savunmasına koştular. Hainler gözü dönmüşçesine bombalar, kurşunlar yağdırıyordu halkın üstüne.
Derken bir uçaksavar mermisi… Büyük bir gürültü… Ateşli toz bulutu kalkınca, eşi sadece birkaç metre arkasındaki Cuma’ya döndü. Kıyafetlerini gördü ama emin olamadı yerdekinin eşi olduğundan. Öylesine parelenmişti mübarek naaşı. Vatanın bütünlüğü uğruna. Her Cuma gibi, veda ederken, ardı sıra bayram bıraktı.

038-Cüneyt BURSA
Emniyet Amiri
37 yaşında
Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde şehit oldu.

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde amir. Polis Koleji’ni de Polis Akademisi’ni de başarıyla bitirmişti. Vatana hizmet için göreve atıldı. Siyaseti hiç sevmedi o, umurunda değildi. Milletini düşündüğü için, gerisi boştu. Tabii bir de Beşiktaş vardı. Futbol vazgeçilmez bir tutkusuydu.
Eşini, oğlunu ve kızını milletine emanet bıraktı. Daha nicelerinin evladı tehlikedeydi, onları korumalıydı. Amcasının ifadesiyle, “Sakin, efendi, ana kuzusuydu ama hak söz konusu olduğunda kaplan kesiliyordu.” Gök kubbede bir hoş sadâ bırakarak gitti.

039-Çetin CAN
Işık Şefi
34 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Otuz dört yaşında. Evli. Film setlerinde ışık operatörü olarak çalışıyordu. Cumhurbaşkanımızın da daveti üzerine eşi ile birlikte Boğaziçi Köprüsü’ne doğru yola çıktılar. Fatma Hanım o gece yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Ramazan’ı yeni uğurlamıştık. Bayramdan hemen sonra, Çetin, Şevval ayında şehitlik namazı kılınması gerektiğini öğrenmişti. 15 Temmuz akşamı evde şehitlik namazı kıldı. Cumhurbaşkanımızın çağrısını duyunca, gitmek için hazırlandı. ‘Sen bensiz nereye gidiyorsun?’ dedim.  ‘Hazırlan o zaman!’ dedi. Köprü’ye doğru yöneldik. Köprü’ye vardığımızda, bekleşen insanları gördük, tanktan üzerimize iki kez ateş açıldı. Siper aldık. Tank gidince yürümeye devam ettik. Çetin daha da ileri gitmek yan şeride geçmemizi istedi. Yan şeride geçince, keskin nişancıya hedef olduk. Şehadet namazı kıldıktan 4 saat sonra şehit oldu. Veren Allah, alan Allah. Bir keresinde ‘Ben ölürsem mezarıma meyve veren bir ağaç dik!’ demişti. Erik ağacı diktik.



040-Davut KARAÇAM
İşçi emeklisi
51 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Elli bir yaşında. İşçi emeklisi. Biri 25 diğeri 22 yaşında iki evlat babası. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Sokağa çıkın’ çağrısı üzerine hazırlandı. Eşi, önce razı olmadı. “Ben gitmezsem, kimse gitmezse halimiz ne olur?” deyince eşi ısrar etmedi. Genelkurmay’ın önüne gitti. Tank ateşiyle düştü, ama milli iradeyi düşürmedi elden.
Birbirine kenetlenmiş aile olmak kadar, birbirine kenetlenmiş vatan sevdalısı olmanın da paha biçilemez olduğunu öğretti.

041-Demet SEZEN
Polis Memuru
31 yaşında
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Avanoslu. Evli. Bir çocuk annesi. Özel Harekât Dairesi Başkanlığı’nda sosyal hizmetlerden sorumlu. Şehit olan arkadaşlarının ailelerine şehadet haberini vermek gibi zor ve hassas bir görevi yürütüyordu. Çaldığı kapılara gözyaşı taşıdı. O derin acıyı anne babayla, eşle, evlatla birlikte kucakladı. “Yavrunuz şehit oldu ama ben varım, ben de sizin evladınızım” diye teselli etmeye çalıştı acılı anne babayı. Kalbiyle giriyordu eşikten, kalbiyle konuşuyordu her defasında.
Vatan hainlerinin küstahlaştığı o gece, bir bombanın amansız gürültüsü içinde göçtü dünyadan. İslam’ın ilk şehidi Sümeyye ile birlikte anılıyor adı.

042-Dursun ACAR
Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürü
45 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Yirmi üç yıllık Özel Harekatçı. Kriz yönetimi ve operasyon konularında tecrübeli. Proje, ihale ve satın alma konularını bizzat takip ettiği ve iki gün sonra Doğu illerine gönderilecek olan toplam 10 adet Ejder isimli zırhlı aracın Ankara’da sahaya çıkarılmasını organize etti. Son görüşmesinden üç dakika sonra şehit oldu.
2016 yılı Nisan’ında Nusaybin’de şehit olan can dostu Özel Harekat Emniyet Amiri Doğan Sakarya’nın cenazesinde “Rabbim yakın arkadaşlarıma nasip ettiği şehadete layık görmüyor mu yoksa beni?” demişti.

043-Edip Zengin
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
45 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.
Kırk beş yaşında. Göreve başladığından beri hep sahada oldu. O gece izindeydi. Ama asker için, polis için izin hiç baki olmaz, biliyordu. İznin sonuna kadar kullanıldığı vaki değildir. O gece de öyle oldu, silahının başına geçti. Gereken yapılacaktı.
Evden deli fırtına gibi çıktı. Vatanına kızları ve eşi gibi bakıyordu. O akşam, son kez baktı eşine ve çocuklarına. Gözünden sakındığı iki kızını kucakladı. Yüzlerinde endişenin gölgesi gezinen kızlarına “Bu vatanı sizler için; bekliyorum bunu biliyorsunuz değil mi çocuklar” dedi.

044-Emin Güner
İşadamı
47 yaşında
Ankara, Ak Parti Genel Merkezi önünde şehit oldu.

Çorumlu. Kırk yedi yaşında. Darbe girişimini öğrendiğinde, evinin yakınındaki Ak Parti Genel Merkezi’ne gitti. Kahramanca tanklara direndi. Parti genel merkezine iki tankın ilerlediğini görünce, diğer vatanseverlerle birlikte tankı ele geçirmek istediler. Vatandaşların üzerine tank süren hainlere uzun süre karşı koydular.  “Hep gülümsemesiyle hatırlıyoruz onu” diyor eşi İlknur Hanım. “Naif, hatırnaz, hoşgörülü… Sanki şehit olmak için yaşıyordu.”
Biricik kızlarının adını Ada koymuşlardı, belki de ‘dört yanı mavi ümit denizi’ olsun diye. “Ada ile aralarında, inanılmaz bir baba-kız ilişkisi vardı” diyor İlknur Hanım. “Ada’nın yaşıtı bir arkadaşı var, o da şehit çocuğuymuş. Konuşmuşlar. ‘Anne galiba ben de büyüyünce şehit olmak istiyorum’ dedi.”

045-Emrah Sağaz
İşçi
27 yaşında
Esenler Atışalanı Caddesi’nde şehit oldu.

Yirmi yedi yaşında. Giresunlu.  Babasından Çanakkale’de şehit olan dedesinin hikâyesini dinleyerek büyümüştü. Yeni evliydi. Kız babası olmaya aylar kalmıştı. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısını duyar duymaz hiç tereddüt etmeden meydanlara koştu. Esenler Atışalanı Köprüsü’nde yürürken, sivillere rastgele ateş açan hainlere karşı direndi. Tankları durdurmaya çalıştı, durdurdu da.
Emrah Sağaz’ın eşi Elif, 15 Kasım günü şehidin emaneti bebeğini doğurdu. Kız bebeğe şehidin çok istediği Hiranur ismi verildi. Hem vatanı için can oldu hem milletine ‘Hira’nın ve ‘Nur’un hatırasıyla ümit olmak istedi.

046-Emrah Sapa
Kaynakçı
28 yaşında
Kahramankazan, Akıncı Üssü’nde şehit oldu.

Kazan’ı ‘Kahraman’ yapan kahramanlardan biri. Evli. Yirmi sekiz yaşında. Ailesine, vatanına milletine bağlı. Sevecen ve yardımsever bir genç. Kazan’da prefabrik yapı inşaatında çalışıyordu. O gece istikameti Akıncı Üssü’ydü. Kalabalık bir grupla cuntacı askerlere karşı koyarken askerlere yaklaşan motosikletli birinden “Vur!” emri duyuldu.
Sonrasında gözü dönmüş teröristlerin ateşlediği silahlardan rastgele kurşunlar saçılmaya başladı; kimi insanlığı, kimi geleceği, kimi umutları, kimi hayalleri vuran…
Emrah, alnının ortasından, devletinin silahından çıkan hain bir kurşunla vuruldu. Mehmet Âkif’in dizeleri yeniden anlamına kavuştu: “Âsımın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek/İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”

047-Engin Tilbeç

15 yaşında
İstanbul-Hasdal Kışlası’nda şehit oldu.

Henüz 15’inde. Kıt kanaat geçinen, ancak şehrin kenar semtlerinde kendilerine yer bulabilen bir ailenin evladı. Annesi işsiz, mesleksizdi. Baba yaralıydı, engelliydi. Engin, çok istemesine rağmen okuyamadı, okulunu terk etti, ailesini geçindirmek için bir tekstil firmasında çalışmaya başladı. O gece, Sultangazi’deki evlerinden Vatan Caddesi’ne gitmek için arkadaşlarıyla birlikte bir kamyonun kasasına atladı. Daha sonra kendisinden haber alınamadı.
Abisi İrfan Tilbeç, kardeşini hastane hastane dolaşarak aradı. Fatih’teki Bezmialem Hastanesi’nde kimliksiz bir cenazenin bulunduğu haberini alır almaz buraya gitti. Engin’i ancak kıyafetlerinden teşhis edebildi. Kısacık hayatını garip yaşadı fakat son nefesini verdiğinde, unutulmaz bir destanın başkahramanıydı.

048-Erdem Diker
Serbest Meslek
30 yaşında
İstanbul/Kurtköy Orhanlı gişelerinde şehit oldu.

Otuz yaşında. 15 Temmuz’daki darbe girişimine kayıtsız kalamadı ve kardeşleri ile birlikte Kurtköy’e doğru, Havalimanı’na varmak üzere yola çıktı. Çatışmaların Orhanlı gişelerinde yoğunlaştığını öğrenince buraya yöneldi. Bir polisin yaralandığını gördü. Yaralı polise yardım etmek için kurşunların üzerine doğru koştu. Fakat asker kılığındaki vatan hainleri ne yaralılara yardıma izin veriyordu ne de silahsız sivillere ateş etmekten utanıyordu.

049-Erhan DURAL
Teknisyen
33 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Rize’nin Pazar ilçesinin Irmaklı köyünde doğdu. O gece gördüğü her tankın önüne geçti. Temmuz sıcağında, gecenin siyahında ölümle cedelleşti. Barut kokusu, kurşun yağmuru, devrilip giden canlar, acı, ter, gözyaşıydı gördükleri. Hepsinden zor gelen ise ihanetin kendisi. Geç saatlere kadar direndi. Eşiyle beraber çıkmıştı meydana. “Erhan, perişan oldun, az dinlen tekrar gelelim” diyen eşine “Sen git, ben tehlike bitmeden gelemem” diye karşılık verdi. Saldırıya kalkışan tanklardan dördünü durdurmuş, sıra beşincisine gelmişti ki, alnından aldığı tek kurşunla düştü.  
Bir ay kadar önce babasına “Babacığım, ben şehit olacağım” demişti. Gülümsemişti babası: “Oğlum asker değilsin, polis değilsin nasıl şehit olacaksın?” Israr etmişti yine de: “Bak görürsün baba, ben şehit olacağım!”

050-Erhan Dündar
İşçi
21 yaşında
İstanbul/Habipler civarında şehit oldu.

Malatyalı. Yirmi bir yaşında. O gece arkadaşlarıyla birlikte bir hafriyat kamyonunun kasasına binerek Habipler tarafına gitti. Tanklardan birinin, içinde bulundukları kamyona çarpması sonucu dengesini kaybederek yere düştü. İlk müdahale Arnavutköy Devlet Hastanesi’nde yapıldı. Çapa Tıp Fakültesi’nde yoğun bakıma alındı. On gün sonra şehit oldu.
Her çocuk ailesi için değerlidir elbet. İşitme engelliydi ve konuşamıyordu ama vicdanının sesini herkesten önce işitmişti. Ve canını son söz diye koymuştu vatanının beyaz sayfasına. “Kader bu; inanacağız!” diyor babası ve annesi.

051-Erkan Er
Pencere Ustası
44 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

15 Temmuz gecesindeki darbe girişimini öğrendiğinde, hedefin Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olduğunu düşünerek Külliye önüne gitti. “Neredeyseniz, çıkın!” dedi hainlere, abisini uyardı. Şarapnel parçası kulağına geldi, yaralandı. Yakınlarına cep telefonundan yaralandığını gösteren fotoğrafı göndererek “Bu bir cihattır. Yemin ediyorum burada bize helikopterden ateş ediyorlar. Arkadaşlar, hainler ortalıkta cirit atıyor. Neredesiniz, Allah aşkına! Herkes işini gücünü bıraksın ne olur!” diye mesaj yazdı. Fotoğrafını paylaştıktan birkaç dakika sonra şehit oldu.
Oğlu Fatih, “Bayrağı ben devraldım. Tek düşüncem babama layık bir evlat olmak” diyor.

052-Erkan Pala
52 yaşında
Emekli
İstanbul Saraçhane Meydanı’nda şehit oldu.

Ezanlar semti Fatih’te doğdu. İstanbul’u fetheden şanlı komutanın kabri başında geçirdi çocukluğunu. Furkan, Harun, Sümeyye’nin babası. Ticaretle uğraşıyordu. Son iki yıldır bir arkadaşıyla bayrak basıyorlardı. Meğer kendi üzerine ve şehitlere örtülmek üzere, 15 Temmuz’da meydanlarda elimize tutuşturmak için hazırlıyormuş bayrakları.
Her daim ilkelerinin yanında oldu, ne pahasına olursun olsun kırmızıçizgilerini çiğnetmezdi. Helal kazanmayı önceliyordu. Haksızlığa tahammülü yoktu. Sessiz ve sakindi. Her şeyi yumuşaklıkla çözmeye çalışırdı. Herkese halim selim davranırdı. Doğru bildiğinden şaşmazdı. Son bir iki yıldır, “Yoruldum artık” diyordu. “Çekip gideceğim buralardan.”

053-Erkan Yiğit
Esnaf
34 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Hiçbir şeyin hesabını yapmadan, sadece vatan ve bayrak aşkına, ikiz kardeşi Volkan’la beraber, hainlerin karşısında saf tuttu. Gece boyu Külliye’nin önünde beklediler. Yakınlarıyla helalleşirken “Ölmek var dönmek yok!” diyordu.
Sabah namazı vakti, Külliye yeniden bombalanmaya başladı. Bir yandan yaralılara yardım ediyor, bir yandan hainlerin yaptıklarını belgelemek için telefonuyla çekim yapmaya çalışıyordu. Son bomba Erkan’ı ikizinden ayırdı, şehit oldu. Volkan omzundan yaralandı, gazi oldu.

054-Erol İnce
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
48 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk sekiz yaşında. Artvin doğumlu. Evli ve iki evlat babası. Dalgıçlık yapardı. Futbola merakı vardı, bazen oynar ama daha çok izlerdi.
Emniyet Genel Müdürlüğü tüm personeli göreve çağırınca, bir an evvel görevde olabilmek için hızlıca hazırlanıp çıktı evinden. Teçhizatını kuşanmak üzereyken, darbecilerin vatanı canı pahasına koruyacaklarını bildiği için hedef seçtiği Özel Harekat Dairesi Başkanlığı hava saldırısına uğradı. “Ben çocuklarımı çok seviyorum ama mesleğime de aşığım” diyordu.

055-Erol Olçok
Reklamcı
54 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

1982 yılında, Çorum’un Mecidiyekavak köyünün üniversiteyi kazanan ilk delikanlısı oldu. O gün, İstanbul’a üniversite kaydına gelmek için otobüs bileti parasını zar zor denkleştirdi. Filmlerde gördüğü, kitaplardan okuduğu, çocukluğundan beri içinde bir sevda gibi büyüyen İstanbul’u ilk kez görecekti.
“İstanbul’u ve denizi çok merak ediyordum. Özellikle İstanbul Boğazı’ndan ilk geçtiğim anı hiç unutmuyorum” demişti hatıralarında. Otuz dört yıl önce borç harç otobüs biletiyle geldiği Köprü’de, yeni bir yolculuğa çıktı. Vatan hainlerinin karşısında durmak için yürüdü. Oğlu Abdullah Tayyip’le beraber canlı kalkan oldu ülkesine.
Çoğu Anadolu delikanlısı gibi çekirdekten yetişti. Türkiye’nin en iyi iletişimcileri arasındaydı.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yakın mesai arkadaşlığı yaptı. Kritik seçim çalışmalarını yönetti. Anadolu’nun heyecanlarını, hasretlerini, hülyalarını, sevdalarını görüntüye döktü. Hazırladığı tanıtım filmleriyle vatan sevdasını seslendirdi, milleti tek-yürek duyguda buluşturdu.  Milletinin asil hasretlerini bayraklaştırdı. Özlenen zaferlerin yolunu açtı.
Ömrünün son gecesinde yeni bir destanın kahramanı olmak üzere ter döktü. Avucunda taş bile yoktu. Gömleği kurşun geçiriyordu. Cuntacılara karşı çığ gibi büyüyen kalabalığın en önünde yürüdü. İnsan selini yönlendirdi, cesaretlendirdi. Oğlu Abdullah Tayyip’le birlikte vuruldu.

056-Eyüp Oğuz
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
45 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk beş yaşında. Evli. İki evlat babası. Elazığ’da doğdu. Askerliğini komando olarak tamamladı. Bir süre Diyarbakır Valiliği yakın koruma ekibinde çalıştı. 2006’da Gölbaşı’ndaki Özel Harekât Daire Başkanlığı’nda göreve başladı. Terörle mücadele sürecinde Güneydoğu’da çoğu kez ölümlerden döndü. Nusaybin, Sur, Cizre gibi kritik bölgelerde görev yaptı. Yirmi iki yıllık meslek hayatında üç ülkede ve 12 kentte terörle mücadele etti. 15 Temmuz gecesi istirahat günüydü. Cuntacı askerlerin darbe girişiminden haberdar olur olmaz, hızla görev yerine ulaştı. Ekmeğini yediği vatanı uğruna, seve seve kurşun yedi. Görevi başında şehit düştü.

057-Fahrettin Yavuz
Serbest Meslek
36 yaşında
Harbiye, İstanbul Radyosu önünde şehit oldu.

Otuz altı yaşında. Evli. 10 ve 5 yaşlarında iki çocuk babası.  “Meydanlara çıkın!” çağrısını duyar duymaz hiç tereddüt etmeden, kardeşlerini de çağırarak Harbiye’ye yürüdü. Komşuları, endişelenip, “Gitme, bir şey olacak!” diye uyarırken, o sadece şunu söyledi: “Vatanın bize şimdi ihtiyacı var. Şimdi ölmezsek ne zaman öleceğiz!” Harbiye’de, İstanbul Radyosu binasının önünde, vatandaşı hainlerin açtığı ateşten korumak isteyen polislere yardımcı olmak istedi. Barikatları aşıp öne geçti.

058-Faruk Demir
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
51 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Elli bir yaşında. Eşi Semra Hanım da polis memuru. Eşini ve iki çocuğunu bırakıp mesai arkadaşı Zafer Koyuncu’nun çağrısıyla görev yerine gitti. Evdekiler endişelenmesin diye sessizce açmıştı kapıyı. “Sadece kapının kapanma sesini duydum” diyor eşi. Keskin nişancıydı, tecrübelerini meslektaşlarıyla paylaşmaktan mutluluk duyardı.
Yirmi dört yıllık meslek hayatında, birçok zorlu görevin üstesinden geldi. Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’ne, ikinci bomba atılmadan birkaç saniye önce eşiyle konuştu. “Dikkat et!” diyebildi eşi sadece. “Göreve gideceğiz, konuşamam!” oldu son sözleri.
Düşman karşıdan gelince kimse bileğini bükemezdi. Ama hıyanetin böylesini o da beklemiyor olmalıydı. Yan yana çarpıştıkları, kol kola yürüdükleri, beraber operasyon yaptıkları ‘üniformalı’lara karşı hazırlığı yoktu. Hıyanete karşı emanet nöbetini tutarken, şehit oldu.

059-Fatih Dalgıç
26 yaşında
İstanbul/Sabancı Polis Merkezi önünde şehit oldu.

Polis memurluğuna yeni başlamıştı. Kendisi, ailesi ve ülkesi için hayalleri vardı. Babası vefat etmişti; kendi imkânlarıyla okumak istiyordu. Üniversite sınavına hazırlanıyordu. “Kazanırsam beni okutur musun?” diye sormuştu amcasına. “Okuturum elbet!” cevabını almıştı.
Polis arkadaşlarına yardımcı olmak için, siviller arasında sokağa çıktı. Bir arkadaşını da yanına alarak yürümeye başladı. Her yer zorba doluydu. Millete kurşun sıkıyorlardı. Hayaller, umutlar beklerdi ama vatan beklemezdi. “Güvensiz orası, gitmeyin!” uyarılarını umursamadı. Vatan tehlikede iken ayakta olmak lazımdı. Geceye beraber başladığı arkadaşıyla yolları ayrıldı. Nasibine şehitlik düştü. Düştüğü yerde milletin onurunu ayağa kaldırdı.

060-Fatih Kalu
Üniversite Öğrencisi
21 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Üniversite öğrencisi. Gerede’de İzzet Baysal Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği okurken, 15 Temmuz sabahı Ankara’ya dönmek üzere yola çıktı. Akşamüstü eve varınca, annesini ve kız kardeşini ağlar halde buldu. Annesi “Cumhurbaşkanımızı da Adnan Menderes gibi katledecekler!” diyordu. Kız kardeşi Zehra ise, “Kur’ân’ımızı elimizden alacaklar, namazımıza engel olacaklar!” diye sızlanıyordu.
Darbeyi öğrenince taksicilik yapan babasından izin istedi. Babası olmazlanır gibi olunca, “Baba sen, şu kadar yıl vatan bayraktan bahsedersin, şimdi de gitme diyorsun” dedi. “Gideceksin ama tüfeğin mi var ki?” diye sordu babası. “Tüfeğim yok ama canım var!” diye karşılık verdi. Herkesle helalleşerek Külliye’ye doğru yola çıktı. Külliye’nin önünde vurulduğunda, babası Erdal Bey taksisiyle hastanelere yaralı taşıyordu.

061-Fatih Satır
Sivil
28 yaşında
İstanbul Borsası önünde şehit oldu.

Yirmi sekiz yaşında. İstinye’de yaşıyordu. Ailesinin küçüğü, mahallenin sevilen delikanlısıydı. Bilgisayar Mühendisliği okuyordu ama idealinde havacı olmak vardı; bulutlara eşlik etmek, dağlara tepeden keşfetmek istiyordu. Gökyüzüne nişanlıydı; vatanına sevdalı. Darbe girişimini öğrenince, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul Borsası mevkiine geldiler. Yoğun yaylım ateşine rağmen durmadı, ilerledi. Göğsünden vuruldu. Yaralı taşımıştı hastaneye, en son yaralı olarak taşındı. Oradan da ebediyete taşındı…

062-Fazıl Gürs
Grafik Tasarımcı
36 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Fazıl Gürs, kayınpederi Necati Sayın’la Külliye’ye doğru yürüdü. Oğlu Ömer’i eşi Bilge’ye ve kayınvalidesine emanet etmişti. Yanlarında iki baldızı da vardı.
15 Temmuz’dan bir hafta önce eşi Bilge gördüğü bir rüyayı anlatmıştı. Türkiye-ABD arasında bir olaydan dolayı gökyüzünde uçaklar uçuyordu. Ama ertesi gün yine pırıl pırıldı gökyüzü rüyasında. Sadece biraz beton düşüyordu evin tavanından.
Gece boyu sık sık telefonlaşmışlardı eşi Bilge ile. Bir ara “Babam tanklara taş atıyor, bi’ görsen!” dedi. Karşılıklı gülüştüler. Dünyadaki son sözleri oldu bu cümle. Genelkurmay’ın yakınındaki üst geçitte, bir tank arabaları ezerek sivillerin üzerine doğru ilerledi. Kayınpederi ve bir baldızıyla birlikte aşağı düştüler. Diğer baldızı da ağır yaralı olarak köprünün parmaklıklarında asılı kaldı.
Kayınpederi ile birlikte hastaneye kaldırıldı fakat nasibinde şehitlik vardı. Kayınpederi Necati Sayın 16 Temmuz sabahında, Fazıl Gürs iki gün sonra Hakk’a yürüdü.


063-Feramil Ferhat Kaya
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
28 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Yirmi sekiz yaşında ve yeni evliydi. Henüz çocuğu yoktu. Üniversitede Matematik bölümünde okuyordu; polis olmayı tercih etti.
15 Temmuz günü, ailesiyle güzel bir gün geçirdikten sonra göreve gitti. Eşinden kamuflaj elbisesini hazırlamasını, kapıları pencereleri sıkıca kapatmasını istedi; vedalaştı. Arkadaşlarıyla birlikte teçhizatını donanıp çıkış emrini beklediği sırada teröristlerin kontrolündeki F-16 savaş uçaklarının yaptığı hava saldırısında şehadete erdi. Ferhat’in ‘şirin’i şehitlikti.

064-Ferdi Yurduseven
Kurye
28 yaşında
İstanbul, E-80 Karayolu Akşemseddin Viyadüğü’nde şehit oldu.

Ferdi Yurduseven, evli, 28 yaşındaydı. Kurye olarak çalışıyordu. Askerliğini Yayladere’de yapmıştı. İçinde ‘şehit olma’ arzusu vardı. Öyle kavi bir arzuydu ki bu, yazıcılık görevinden affını istemiş, Bingöl’ün dağlarına çıkmıştı. Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla, arkadaşı Hikmet Baysal’la birlikte motosiklete binerek Havalimanı’na doğru yola çıktı. Direniş için giderken, E-80 karayolu Edirne istikametinde Akşemseddin Viyadüğü’nde sürücüsü belli olmayan, yola park etmiş bir araca çarptılar, motosiklet devrildi. Darbe kalkışmasının doğurduğu kargaşa nedeniyle düştükleri fark edilmedi. Arkadaşı Hikmet’le beraber şehit oldu.

065-Ferhat Koç
Polis Memuru
29 yaşında
Gölbaşı’ndaki Havacılık Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

15 Temmuz gecesi, Gölbaşı’nda Havacılık Daire Başkanlığı’nda nöbetçiydi. Özel Harekat Daire Başkanlığı’nın hemen yanındaydı. Bir ara babasını aradı, anlam veremediği bir şeyler oluyordu. “Üstümüzde F-16’lar uçuyor!” dedi. Nihayet, F-16 da bu ülkenin uçağı değil miydi? Tahmin edemedi Ferhat. Çünkü tahmin edilemez bir şeydi ihanet.
Telefonu kapattığında, arka arkaya bombalar indi Havacılık Daire Başkanlığı’na. O güne kadar omuz omuza verdikleri arkadaşlarının ihanetiyle şehit oldu Ferhat Koç. Göreve Hakkari Yüksekova’da kendi tercihiyle başlamıştı. İki hafta sonra düğünü olacaktı. Ertesi gün dolabında, siyah bir şal bulundu. İlk sevdalandığında hatıra diye sevdiğinden aldığı siyah şal, sevdiğinin başına hüzünlü bir hatıra olarak kaldı. “Her şeyi planlı yapardı Ferhat” diyor sevdası. “Yasını tutayım diye giyeceğim başörtüsünü seçmiş benim için.”

066-Fevzi Başaran
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
31 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Otuz bir yaşında, Ürgüp doğumlu. Kimya öğretmenliğinden mezundu fakat gönlünde hep polis olmak yatıyordu. Nişanlıydı. Düğün hazırlıkları yapıyordu. 15 Temmuz gecesi evindeyken göreve çağırıldı. Gecikmemek için ertelediği namazını görev yerine vardıktan sonra eda etti.
Daire’ye ilk bomba atıldıktan sonra, endişelenen babasına bilgi verdi. En son telefonda “Baba, korkmuyorum; benim imanım kuvvetli” dedi.

067-Fırat Bulut
Polis Memuru,
30 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Otuz yaşında, evli ve 5 yaşında bir kız çocuğu babası. Oldukça zor koşullarda eğitimini tamamlamış ve polis memuru olmuştu. Şehit olacağını kısa bir süre önce gördüğü rüya ile sezmişti. Yakın çevresiyle helalleşmişti . O gece, Genelkurmay Başkanlığı’nda görevliyken hainlere karşı kahramanca vatanı savundu. Şehadetinden iki gün önce, “Fırat’sız vatan olur ancak vatansız Fırat olmaz” dediği duyulmuştu. Milleti için canını seve seve Sahibi’ne iade etti.

068-Fikret Metin Öztürk
Üçüncü Sınıf Emniyet Müdürü
51 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

İşine de çocuklarına da çok bağlıydı. Bir o kadar da vatanına bağlıydı. Polisliği bu yüzden tercih etmişti. Bayrağına en çok böyle hizmet edebilirdi, ailesini en çok böyle onurlandırabilirdi. Özel Harekat’taydı, Ankara’daydı.
Temmuz’un 15’i sabahına ümitle uyandı. Lakin akşam milletin onuruna kast edenler hareketlendi. Gün karardı. Hareketlilik, koşuşturmalar, görev başına geçme, silahlar… Sonra bir duman, bir bomba, bir tane daha… İşte o dumanın içinde şehit oldu. Bir hilâl uğruna batan güneşlerden biri oldu.

069-Fuat Bozkurt
Operatör
31 yaşında
Ankara/Kızılay Güvenpark’ta şehit oldu.

Otuz bir yaşında, iş makinesi operatörü. Beş çocuklu Malatyalı ailenin üçüncü çocuğuydu. Bekârdı. Darbe girişimini haber alınca, Malatya’daki ailesini arayıp helallik istedi. “Vatansız can ne işe yarar! Vatan elden gidiyor, hakkınızı helal edin. Ben bu hainlere karşı koymaya gidiyorum" dedi ve sokağa çıktı. Ulus’a kadar araçla gitti. Ulus’tan TBMM’ye doğru akan insan seline karıştı. Cep telefonuyla kayıtlar yaptı, uçakların nasıl alçak uçuş yaptıklarını belgeledi. Darbecilere Güvenpark civarında önce kolundan yaralandı,  geri dönmeyi düşünmedi. Atletini sararak kanamayı durdurmaya çalıştı. Fakat bir başka helikopter ateşiyle vuruldu.

070-Gökhan Esen
İşçi
36 yaşında
İstanbul/Çengelköy’de şehit oldu.

Otuz altı yaşında. Kahramanmaraş Göksun Kamışcık Köyü nüfusuna kayıtlı. Kırıkkale Şeker Fabrikası’nda çalışıyordu. Yıllık iznini kullanmak için kayınbiraderine misafir gelmişti. Darbe girişimini öğrenince, kardeşi ve kayınbiraderiyle birlikte Çengelköy’e doğru yola çıktılar. En önde koştu. Bir yaralıyı almak isterken vuruldu. Kurşun göğsüne isabet etti.
Hainlerin yuvası olduğu tespit edilen ve kamulaştırılan bir koleje adı verildi: Şehit Gökhan Esen Anadolu İmam Hatip Lisesi...

071-Gökhan Yıldırım
Perdeci
34 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.
Kırşehir/Kamanlı. Otuz dört yaşında. Perdeci. Henüz sekiz aylık bir bebekken babasız kaldılar. Anneleri uzaklara gitmek zorunda kalınca, bir de annesiz kaldılar. Büyükbaba ve büyükanne elinde büyüdüler. Kendi harçlıklarını çıkararak okudular. Kardeşiyle birlikte kendilerine ait bir perdeci dükkânı açmayı hayal ediyordu. Hem yetim hem öksüz büyümüştü, yetimlere ve öksüzlere sahip çıkan milleti adına direndi. Kardeşine de 11 yaşındaki oğlu Saffet’e de da ümit olmak için ter döküyordu. Gece 22.00 civarında evinden ayrılıp Külliye’ye doğru yürürken, sadece kardeşine ve evladına değil, milletine ümit olmak için ter döküyordu, tekbir getiriyordu. Bir helikopter ateşiyle vuruldu. Gece boyu kendisinden haber alınamadı; çok sevdiği kardeşi Mevlüt sabahleyin Gazi Hastanesi’nde mütebessim  bir şehit olarak buldu.

072-Gülşah Güler
Komiser Yardımcısı
24 yaşında
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

“Özel Harekatçı olmayı çok istemişti” diyor ağabeyi.  Gazi Üniversitesi Resim Öğretmenliği Bölümü 3. Sınıf öğrencisiyken polis akademisi sınavına girdi, aynı anda hem üniversiteyi hem de polis akademisini bitirdi. Asli iş olarak polisliği seçmişti ama resim yapmayı da sürdürmekti niyeti.
15 Temmuz gecesi, hayatının en güzel resmini yaparak ayrıldı aramızdan. O ve onun gibi tüm cesur yürekliler vatanımızın adını yeniden yazdı. Bayrağı yeniden al rengine boyadı. İsminde saklı dua gerçekleşti. Zorbaların ateşinde gül bahçesi buldu. Canıyla boyadı bayrağı. Gülşah sonsuz ‘güler’ oldu.  Gül kokulu bir vatan hediye etti milletine.
Bayrağa sarılı naaşı baba evine getirildiğinde, bayrağın üzerine gelinlik duvağı örtülmüştü. Annesi Emine Hanım sessizce gözyaşı dökerken, şehit kızına sesleniyordu: “Senin süslerine kurban olurum, bayrağına kurban olurum kızım. Gelin olamadın mı sen kızım?”

073-Hakan Gülşen
43 yaşında
Güvenlik Amiri
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Gülşen ailesinin üç evladı 15 Temmuz gecesi vatanı ‘gülşen’ etmek için yola çıktı.  Kızılcahamam’da aldılar darbe girişimi haberini. Hemen yola çıktılar. “Biz de sizinle gelelim” diyen gençleri “Siz şimdilik gelmeyin. Biz şehit olmaya gidiyoruz” diyerek geride bıraktılar.
Ellerindeki bayraklarla yürürlerken aileleriyle sık sık irtibat kurdular. En son,  eve dönmelerini isteyen ablalarına, “Nasıl dönelim, bugün burada olmayıp da ne zaman olacağız?” cevabını verdiler. “Bize Allah’tan korkmayı öğrettiler; kulundan değil... Allah’tan korkanların, Allah korkusu olmayanlara karşı dik durması gereken gündür bugün...” diyorlardı.
Külliye’ye atılan bombayla, 63 yaşındaki Lütfi Gülşen, 61 yaşındaki Mehmet Gülşen’le birlikte şehit oldu. “Şehit olmaya gidiyoruz!” cümlesi, böylece noktalandı.

074-Hakan Ünver
Eczacı Teknisyeni
43 yaşında
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde şehit oldu.

Niğde doğumlu. Ayşenur Hanımla evli. Berra ve Kerim Berke’nin babası. Eczacı teknisyeni olarak, eczacı olan eşiyle birlikte çalışıyordu.
Yakınları nerede iyilik yapılacaksa, orada bulduklarını söylerlerdi onu. O gece ilkyardım malzemelerini alarak çıktı sokağa. Yolda karşılaştığı mahalle esnafına “Cihada gidiyorum, geliyor musunuz siz de?” diyerek yürüdü. Ankara Emniyet Müdürlüğü önündeki tankların üstüne çıkmaya çalıştı.  Ne için orada olduklarını bilmeyen er ve erbaşları darbeye karışmamaları için ikna etmek istiyordu.  Asker üniformalı bir vatan haini tarafından vuruldu.

075-Hakan Yorulmaz
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
28 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

15 Temmuz 1988’de doğdu. Yirmi sekiz yılının en büyük hediyesini almak için üzere uyandı 15 Temmuz sabahına. Milletine dünyanın en güzel şeyini, vatanı, hediye etmek için uyandı. 15 Temmuz’da dünyaya doğdu;  15 Temmuz’da ahirete doğdu.
Nişanlıydı. Düğününe iki ay kadar kalmıştı. Sinema televizyon ve siyasal eğitimi alan nişanlısı Gülhan, “Hakan hakkını helal etsin diye” düğün günleri olan 28 Ağustos’ta mülakata girerek polis olmaya karar verdi. Özel Harekat Dairesi’nin hemen yanında, Hakan’ın şehit olduğu yerden 100 metre ileride, Polis Akademisi’nde komiserlik eğitimi aldı.

076-Haki Aras
Sivil
47 yaşında
İstanbul Vatan Caddesi’nde şehit oldu.

Ardahan’dan kopup gelmiş İstanbul’a. Aksaray’da bekâr odasında otururken öğreniyor darbe girişimini. Sokağa fırlıyor hemen. Bağırıyor: “Kahpeler, ayıptır bu yaptığınız, sıkmayın kurşunları, sıkmayın!”
Annesi çileli bir kadındı.  Evladını imkânsızlıklar içinde büyütmüş, önden ahirete evlatlar göndermişti. Esmer kederli yüzüyle ama teslim gözleriyle başı hep önünde yaşmağıyla gözyaşlarını silerek anlatıyor kahraman oğlunu.
Elinde telefonuyla kalabalığa karışırken geldi kurşunlar. Bir zamanlar bulamadığı, kavuşamadığı aile sıcaklığını yeniden bulmak için, dağılan yuvasının duvarlarını koruyamamanın pişmanlığıyla vatanı dağıtmama uğruna çıplak elleri ve savunmasız bedeniyle tanka, tüfeğe, bombaya direndi.
Garip ve kırık bir ömrün ardı sıra, onurlu bir vatan bıraktı kardeşlerine.  Doyasıya öpemediği, hasretiyle kederlendiği biricik kızına ‘şehit kızı’ unvanını emanet ederek gitti.

077-Halil Hamuryen
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
39 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Otuz dokuz yaşında. Sekiz çocuklu Vanlı bir aileye mensup. Babasını erken yaşta kaybetti. Yetim olarak büyüdü. Küçük yaşta ailesi adına sorumluluk üstlenmeye başladı. İnce eleyip sık dokurdu. Mükemmeliyetçi yapısı nedeniyle özel harekatçı olmayı tercih etti.
Mesai çıkışı eve döndü. Akşam yemeğini beraber yediler. Her akşam olduğu gibi, oğlu Borga’yla oyun oynadı. Eşi Borga’yı uyutmak için yatağına bırakırken, çay demledi. Ne var ki, çayın ilk yudumunu tadar tatmaz, telefonlar acı acı çalmaya başladı. Amiri Cennet Yiğit arıyordu. Cennet çağrısıydı bu; şehitliğe doğru yürüyüşü başladı. Borga’yı güzel rüyalarıyla baş başa bıraktı. Eşiyle vedalaştı. Son ana kadar irtibatta kaldı.
Arkadaşlarıyla birlikte Özel Harekat Daire Başkanlığı avlusunda teçhizatını donanıp çıkış emrini beklediği sırada, teröristlerin kontrolündeki F-16 savaş uçaklarının yaptığı hava saldırısında şehadete erdi.

078-Halil Işılar
Elektrikçi
22 yaşında
Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde şehit oldu.

Yirmi iki yaşında. Elektrikçi olarak çalışıyordu. Kızılcahamam’da arkadaşlarıyla halı sahada maç yapıyordu. Polis ekipleri “Ortalık karışacak, evlerinize gidin” diye uyarınca dağıldılar. Eve vardığında bir darbe girişimi olduğunu öğrendi ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısını duydu. Annesi ‘Gitme!’ dese de sokağa çıktı.
Arkadaşlarıyla birlikte Emniyet binasına kadar gittiler. Ankara Emniyet Müdürlüğü binasını ateşe veren kurşunlara siper oldu. Geceyi iliklerine kadar hissederek yaşadı ama dönmeyi düşünmedi. Ateş içinde buldu serinliği. Gül oldu yüreği. Arkadaşları eve döndü; Halil sılaya döndü.

079-Halil İbrahim Yıldırım
Öğrenci
15 yaşında
Bayrampaşa Çevik Kuvvet önünde şehit oldu.

Babası Bahattin Yıldırım, beş çocuğunu zor şartlarda yetiştirmeye çalışıyordu. İmkânsızlıklar yüzünden, Halil İbrahim okulu bırakmak zorunda kalmıştı. Mülayim, sevecen, sevilen bir delikanlıydı. Bayrampaşa’da bir oto galerisinde çalışıyordu. 15 Temmuz günü iş çıkışı babasıyla buluşup eve dönmüştü.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısını duyunca, babasına dışarı çıkmak için ısrar etti. Babasıyla beraber Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şubesi’ne doğru ilerlerken, bir anda yere yığılıverdi. Ayağı taşa takıldığı için düştü sandı babası. Ama başı kanlar içindeydi.  Babası hastaneye götürdü; üç gün yoğun bakımda kaldı. Halil İbrahim’in organları nakil bekleyen hastalar için bağışlandı.
Şehidin 13 yaşındaki Mustafa ağabeyiyle hayalleri olduğunu anlatıyor: "Ağabeyimle ortak bir hayalimiz vardı. İleride başka ülkelere gidip gezmek istiyorduk. Bunu yapanlar ağabeyimi öldürdü ve bu hayallerimizi de çaldılar. Ağabeyim milleti, vatanı için sokaklara çıktı. Darbecilerle savaştı.”

080-Halil Kantarcı
Esnaf
37 yaşında
Çengelköy Polis Karakolu önünde şehit oldu.

Küsmesi gerekirdi Halil’in devletine, milletine. Hepimizden hayat alacağı vardı; çünkü gençliğini hepimizi kuşatan bir cinnetin kuyusunda tüketmişti. “Bana ne…” diyebilirdi o gece. Henüz 15’inde uçarı delikanlıyken, hayallerinin elinden tutmasını umduğu devleti, ona hapishaneyi lâyık gördü. Yoğun gürültülerin arasında unuttuk Halil’in hakkını. Düştüğü yerden kaldıramadık Halil’i. Kalın hesapların telaşıyla duyamadık kederli iniltisini. 28 Şubat darbecilerinin Halil’i idamla yargıladığını unuttuk. Çektiğini bizim adımıza çektiğini bilemedik. FETÖ’nün sözde savcıları ve hâkimleri tarafından 10 yıl hapse mahkûm edildi.
Sonunda çıktı zindandan. Evlendi. Özgürlüğü çok gördüler, yeniden dava açtılar, kirli ellerini yakasından çekmediler. Bu arada, pırıl pırıl üç evlat büyüttü. Güzel mi güzel bir babaydı. Yetimlik diye bir derdi vardı; yetimler için kanıyordu kalbi.
Çengelköy Karakolu’nun darbeciler tarafından basıldığını duyar duymaz, çocuklarını birer birer öpüp dışarı çıktı. Jet gürültüleri ve patlama seslerinin duyulması üzerine eşi, kapıda, ‘Gitme’ dedi. ‘Bana bir şey olacaksa evde de olur. Hakkını helal et’ dedi ve Çengel’e indi. Son sözü, “Eşimi ve çocuklarımı çok seviyorum. Onları ümmete emanet ediyorum” oldu.  Ardı sıra, dokuz sivil toplum kuruluşunun destek verdiği bir kampanya ile Sri Lanka’da bir Şehit Halil Kantarcı Yetimhanesi kurulmaya başlandı.

081-Halit Gülser
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
29 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.
Diyarbakırlı.. Bin bir zorlukla okudu, meslek sahibi oldu. Vatanperver, sağlam karakterli, sözüne sadıktı. Vatanı korumaya yemin etmişti, ona uzanan ellerin karşısında duracaktı. Sözünü tutmak üzere görev başındaydı. Birkaç gün önce anne babasını kız istetmek için çağırmıştı. Âşık olmuştu, sevmişti. Sevdiğinin ailesini ikna edebilirse, belki sözlenecekti. Acil emirle silah başı yaptı; sehere yetişemedi nefesleri. Adını sır gibi sakladığı sevdiğiyle şehit olmakta sözleşmişlerdi.



082-Halit Yaşar Mine
Piyade Uzman Çavuş
28 yaşında
İstanbul 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında şehit oldu.

Yirmi sekiz yaşında pırıl pırıl bir genç. Vatanını çok severdi. Bu düşünceyle asker olmayı tercih etti. Beraber çalıştığı, her gün selamlaştığı insana silah çekmek, karşısında direnmek çok zordu. Hele ki, askersen daha da zordu. O gece amiri Albay Sait Ertürk’le zoru başardı. Darbecilerin asker kılığına girmesine aldanmadı.
Darbe girişimi gecesi, Kurmay Albay Sait Ertürk’le yola çıktı. Hain girişime karşı koymak için iki komutanın liderliğinde dörder kişilik iki tim kuruldu. İki tim, farklı noktalardan hainleri yakalamak ve güvenlik birimlerine teslim etmek maksadıyla karargâha doğru ilerledi. Tankların, silahların ve askerlerin dışarı çıkmasını engellediler, tugay içindeki hareketlenmeyi durdurdular. Müdahele sırasında yaralandı. Kaldırıldığı hastanede 18 Temmuz’da şehadete kavuştu.

“Bin defa da kanım aksa yine de şehit olmak isterim” dediğini hatırlıyor yakınları.

083-Hasan Altın
Emekli
60 yaşında
Ankara/Dikimevi’nde şehit oldu.

Altmış yaşında. Yozgatlı. Üç evlat babası. 15 Temmuz gecesinde evinde dinlenirken, erken denecek bir saatte, Whatsapp’tan darbe girişimini öğrendi ve hemen ayaklandı. Evden çıkarken onunla gelmek isteyen oğlu Fazlı’ya, “Evlat sen bilmiyorsun, asker dışarı çıktığında kesin bir şey vardır. Allah göstermesin kötü bir sonuç doğarsa anneni, kız kardeşini, karını başka bir yerde bulursun. Seni de alıp iftira atarlar ya da öldürürler, götürürler” dedi. Çıkarken eşine, “Ben dönmeyeceğim” deyip merdivenlerden koşarak gitti.
Darbelerin kötülüğünü çok iyi biliyordu. “Başarırlarsa, Suriye’den beter oluruz!” diye söylenerek araladı kapıyı. Arkadaşlarıyla Dikimevi’nde buluştular, oradaki tankları durdurmayı başardılar. Tanklardan üzerlerine ateş açıldığında, telefonu açıktı. Son cümlesi “Eşhedu en lâ ilâhe illallah…” oldu. Torunlarıyla vakit geçirmeyi çok seviyordu. Son zamanlarda Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmişti. Hatmini tamamlamak niyetiyle, 15. cüze geçmişti.
Ağır ameliyatının ardından, bir ara bilinci yerine geldi. Ailesine, “Beni bir asker vurdu, gazi oldum ama inşallah şehit olacağım” diyordu. Daha sonra, aniden durumu ağırlaşınca, yoğun bakıma alındı. 17 Temmuz sabahı şehadete erişti.

084-Hasan Gülhan
Polis Memuru
46 yaşında
Ankara’da şehit oldu.

Kırk altı yaşında. Çankırılı. İki çocuk babası. Yıllarını verdi mesleğine. Meslekten öte görüyordu polisliği. İnsanlığa insanlığının edası. Vatana vicdan borcu. Vatanı savunmak “iş” değildi; özgürlüğün ve huzurun temini temel sorumluluktu herkes için. Terörle Mücadele Daire Başkanı Turgut Arslan'ın koruması olarak çalışıyordu. Darbeci hainlere karşı durmak üzere amiri ile Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gitti. Darbeci hainler tarafından düzenlenen saldırı sonucu orada şehit düştü. Yıllar önce, kendisi gibi şehit olan ağabeyi Üsteğmen Yılmaz Gülhan'ın kabrinin yanına emanet edildi naaşı.

085-Hasan Kaya
İnşaat Ustası
47 yaşında
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde şehit oldu.

İnşaat işçisi, 47 yaşında. Evli, iki evladı var. O gece Köprü’den tankların geçtiğini gördü. Eve geldiğinde darbe girişiminden haberdar oldu ve ailesine, konu komşuya, “Ben şehit olmaya gidiyorum” dedi. Darbenin en acısını kalbinde hissetti. Nasıl olurdu ama nasıl! Ülkesinin ümitlerini çala çala büyümüş bu örgüt, şimdi soğuk tank paletlerini mi yürütüyordu şehrin kalbine. Nasıl olurdu? Alnı secdeye değenden zarar gelmez diyen bu saf millet, şimdi yüreğinden vuruluyordu.
Kızını yanına alarak yola düştü. Kalabalık ve olaylar arttıkça artan heyecanıyla, kızını bırakıp ön saflara koştu. “Niye ben?” demedi; mazeretlere sığınmadı. Adını aldığı Peygamber torununun hatırasını bayraklaştırmak üzere yürüdü. Cesareti ve adaleti, istiklâli ve izzeti, kanıyla yeryüzünde yazmak üzere koştu.
Arkadaşlarıyla beraber Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne vardılar ve buradaki tanklardan birine çıktı. İçindeki askerlerden birini aşağı indirmeye çalışırken vuruldu.

086-Hasan Yılmaz
İşçi
44 yaşında
Kahramankazan, Akıncı Üssü’nde şehit oldu.

Gece darbe girişimini haber aldığında evinde durmadı. “Bana ne!” diyenlerden olamazdı. Hele de Cumhurbaşkanı çağırmışken, öyle sakince oturulamazdı. Doğruca, hıyanetin merkezi Akıncı  Üssü’ne gitti. Yanına kızlarını da almıştı. Ailece huzurlu bir vatanda yaşamak için, vatanı ailece savunmaya gitmişlerdi.
Darbeciler ateş açtığında kızlarına siper olmuş, kahpe kurşunlara hedefi olmuştu. O şehit olurken, kızlarından biri de gözünden yaralanarak gazilik şerefine ermiştir. Kızları şahit oldu şehitliğine.
Ne güzel ki, şehitlerin ilklerinden adaşı Hz. Hasan ile aynı yaşta şehit oldu. Ağabeyinin adı da Hüseyin! O da bir başka direnişin hatırası olarak aramızda duruyor.

087-Hikmet Baysal
İşçi, 23 yaşında
İstanbul, E-80 Karayolu Akşemseddin Viyadüğü’nde şehit oldu.

Yirmi üç yaşında, bekâr. Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine arkadaşı Ferdi Yurduseven’le birlikte motosiklete binerek dışarı çıktılar. Sultangazi’den Havalimanı’na doğru hareket ettiler. Yol üzerinde aynı istikamete giden çok sayıda araç vardı. Gece saat 02.30 sularında, E-80 yolu Edirne istikametinde, Akşemsettin Viyadük’ü üzerinde, yol üzerine park edilmiş bir araca çarptılar. Meydanlara varamadan, meydana varmak niyetiyle, tanklara karşı koymak azmiyle, vatana can olma aşkıyla şehit oldular. Ateşe su taşıyan karınca misali tarafını belli etti; 23 yıllık dünya rüyasından şehadetle uyandı.

088-Hurşut Uzel
Polis Memuru
44 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Özel Harekat Polisi, 44 yaşında, evli, Hilal’in, Zeynep’in ve Ahmet Reşit’in babası. Darbe girişimine karşı koymak için hazırlık yaparken hava saldırısıyla şehit oldu.

“Babama veda etmiyorum ben” diyor evladı. “Biliyorum ki, şehitler diridir; ne ölen var ne giden. Sonsuz bir yakınlığın eşiğinde yürek yüreğeyiz şimdi.”
Kızı Hilal, babası için şu mısraları kaleme aldı:
Babam gittiğinde, aylardan Temmuz’du/Onun yaşı 44, benimki 19’du/Şimdi biraz yalnızım, ama onurlu/Sabahı olmayan bir gecenin ardından/Artık benim yaşım 44, onunki 19 oldu.

089-Hüseyin Goral
Polis Memuru
26 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Elazığlı. Yirmi altı yaşında. Polis olma hayaliyle büyüdü ve polis oldu. Yeni evlenmişti. Artık vatanını daha da iyi korumalıydı, sorumlulukları daha fazlaydı.  Oğlu doğmak üzereydi. Ona daha güvenli bir ülke teslim etmeliydi. Çok sevdiği Özel Harekat’ı tercih etti.
15 Temmuz gecesi görevinin başındaydı. Hava karardıkça kararıyordu. Uçaklar serserice uçuyor, gürültüler çoğalıyordu. Neler olduğunu anlamak mümkün değildi. Semayı dinledi bir süre, anlayabilmek için. Bir şeyler yanlış gidiyor, belliydi.
Dakikalar haddinden fazla uzadı. Sonra öğrendiler gerçeği. Vatan için savaşmaya hazırlanırken, arkadaşlarıyla beraber sonsuzluğa yol oldu. Şehadetinden sonra doğan oğluna Ali adı verildi.

090-Hüseyin Güntekin
Kasap
43 yaşında
Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde şehit oldu.

Kırk yedi yaşında. Emre ve Mervenur’un babası.  Kardeşleriyle beraber kasaplık yapıyorlardı. Başkomutan’ın çağrısını dinleyip salâları duyunca günün yorgunluğuna aldırmadan koşa koşa Ankara Emniyet Müdürlüğü önüne gitti. Kararlı... “Ölümse ölüm… Vatan olmazsa hiçbir şey olmaz. Bugün yatarsak uyanamayız” diyordu ailesine.
Eşi Fatma Hanım anlatıyor: “Nereye gidersek, hep Hüseyin’le beraber giderdik. Çocuklarına çok düşkündü. Çok merhametliydi, üzerlerine çok titrerdi. Ama o akşam bambaşka bir hali vardı, telaşlıydı. Her Cuma namazı sonrası annesine uğrardı. O Cuma ‘Anne bugün işlerim çok yoğun, halletmem gereken işler var’ demiş. Akşam eve yorgun geldi. ‘Bir bakıp geleyim’ diyerek dışarı çıktı. Aradan bir süre geçti, telefona cevap vermedi. Önce Belediye’nin önüne gitmişler. Sonra Ankara Emniyet’e geçmişler. Bombalamada yaralanmış. Dışkapı Hastanesi’ne yaralı olarak getirilmiş. Acile girdiğinde şuuru açıkmış, dosyaya adını kendisi yazdırmış. Üç saat ameliyatta kalmış. Sabaha doğru aldık haberi.”

091-Hüseyin Kalkan
Polis Memuru
45 yaşında
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde şehit oldu.

Kırk beş yaşında. Milli Savunma eski Bakanı Vecdi Gönül’ün uzun yıllar yakın korumalığını yaptı. Anne ve babasını rahat ettirmekten başka derdi yoktu. Darbe girişimi olduğunu öğrendiğinde görev emri aldı ve tedirgin olmalarını istemediği ailesine haber vermeden evden çıktı. Arabası yoktu, otobüsler de çalışmıyordu.
Emniyetin arka girişinden binaya girmeyi başardı. Mesai arkadaşlarıyla TOMA’ları yollara, halden gelen kamyonları ise Emniyet’in önüne çekti. Polis arkadaşları korunmak için kamyonların arkasına geçmeyi teklif ettiğinde, “Ağabey ölümden ötesi yok” dedi sadece.
Darbeci askerlerin saldırıları giderek artınca, bir tankın önüne geçerek tekbir getirdi. “Asker polis kardeştir” diye bağırdı. Ancak albay kılığındaki bir hainin vur emri ile vuruldu. Yedi kurşun çıktı bedeninden. Beraber direndikleri polis arkadaşı, vurulunca sırtüstü yere düşen Hüseyin Kalkan’ın yüzünde daha önce hiç görmediği bir gülümseme gördü. Öyle ki “Gülme, kalk!” diye seslendi. Şehadet gülümsemesiydi bu.
1992’den beri Özel Harekatçı olarak, Cizre’deki operasyonların tümüne katıldı. Hiç evlenmedi ancak içindeki çocuk sevgisine herkes şahitti. Sokaktaki çocuklara dondurma dağıtır onları sevindirirdi.

092-Hüseyin Kısa
Tornacı
28 yaşında
İstanbul/Esenler Atışalanı’nda şehit oldu.

Yirmi sekiz yaşında. Tokatlı. Evli. Bir çocuk babası. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘sokağa çıkın’ çağrısını duyduktan sonra evde bir dakika bile durmadı. Hızla üstünü giydi, kapıya yöneldi. Döndü bir kere daha baktı arkasına Eşine, can yoldaşına, yavrusuna. Attı kendini sokağa, katıldı kalabalığa. Vatanını namusunu savunmaya koştu. Yıllardır gidip geldiği sokaklarda gördüğü manzara karşısında şaşırmıştı ama şimdi evham zamanı değil, şimdi vatanı savunma, şimdi çocukluğundan beri özlemini güttüğü şehadet şerbetini içme zamanıydı…
Yaya olarak Esenler Atışalanı’na gitti. İnsan kalabalığı arasında vatanı savunmak için bir an bile geri adım atmadı. Gözlerinin önünde bir kadının tanklardan biri tarafından ezildiğine şahit olunca dayanamayıp tankın önüne atıldı. Tankı durdurmak ve bu vahşetin devam etmesini engellemek istiyordu. Paletlerin altında kaldı.
Şehit edilmeden bir süre önce eşine bir bayrak vermiş, “Öldüğümde bu bayrağı üzerime örtün” demişti. İki yaşındaki kızı Nisa’ya kendi kaderini miras bıraktı. Kendisi de iki yaşındayken annesini kaybetmişti.

093-İbrahim Ateş
Mobilyacı
30 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Otuz yaşında. Evli. İki çocuk babası. Mobilya malzemeleri satarak geçiniyordu.  Ertesi gün çıkacakları tatil hazırlıklarında eşine yardım etmek ve çocuklarıyla vakit geçirmek için işten erken döndü. Eşi, İbrahim beyi ilk defa bu kadar heyecanlı görüyordu.
Yatsı namazı kılmak üzere Hacı Bayram Camii’ne gitti. Namazın sonlarındayken F-16’ların alçak uçuş yapmaya başlamasıyla birlikte cami cemaatiyle birlikte darbe girişiminden haberdar oldu. İmama vitr namazını kılıp kılmayacaklarını sordu. “Vakit yok. Dönersek gaziyiz; dönemezsek şehidiz” cevabını aldı. Evine döndü, çocukları ve eşiyle görüştükten sonra Kızılay’a giderek vatan savunmasına katıldı.
Kızılay’da halkın ortak mücadelesiyle askeri hareketlilik azalınca, Genelkurmay Başkanlığı önüne gitti. Tankların üzerine çıkarak, askerleri ikna etmeye çabaladı. Hatta tanktaki askerlerden birinin ağlayarak “Benim hiçbir şeyden haberim yok” dediğini anlattı. Genelkurmay Başkanlığı yakınlarına atılan bombayla şehit düştü.

094-İbrahim Yılmaz
Kurra Hafız, İmam
25 yaşında
İstanbul Saraçhane Meydanı’nda şehit oldu.

Yirmi beş yaşında. Kurra hafız, imam. Evli. Abdest alıp, ailesini beklemeden İstanbul Büyükşehir Belediyesi önüne gitti. Yaralı bir vatandaşa yardım etmeye çalışırken kurşunların hedefi oldu. Vücuduna isabet eden iki kurşunla şehitlik makamına erişti. İbrahim Yılmaz, sosyal medyada en son merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Namlusunu milletine çeviren tanka selam durmam!” cümlesini paylaşmıştı.
Resmi imam olmadan önce, üç sene kadar kıraat hocasının yanına yardımcı oldu. Kıraat aşığıydı, iman adamıydı. Hakkında en çok söylenen, güzel ahlaklı olduğuydu. Gönüllü olarak Erzurum’un ücra bir köyünde görev aldı. Görev yaptığı yer terör bölgesiydi. Elektriğin suyun hatta yolun dahi olmadığı bir yerdi.
Samimiyetini, şehadetiyle ortaya koydu. Şehadetinden üç gün önce şehitliği ziyaret etmişti. İç geçirerek “Keşke burada bir mezar yerimiz olsaydı” dileğinde bulunduğu şehitliğe defnedildi.


095-İhsan Yıldız
Kaynakçı
32 yaşında
İstanbul/Kurtköy Orhanlı gişelerinde şehit oldu.

Oflu. Demir kaynakçısı. Evli. Üç çocuk babası. Helalinden geçindirmeye çalışıyordu ailesini. Kendi yağında kavruluyorlardı. 15 Temmuz hain darbe girişiminin yaşandığı gece, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ile darbecilere karşı vatanını savunmak için sokağa çıktı.
Kurtköy Orhanlı gişelerine gitti. Son olarak ağabeyi Ali Yıldız’ı aradı. Ali Yıldız, “Bu ülkenin polisi var, çocukların küçük” dediyse de kardeşini ikna edemedi. Halkın üzerine ateş açmayı reddeden askerleri vuran albay kılıklı bir haine karşı çıktı.
Ramazan Bayramı’nda memleketi Of’a gitmişti. Bayramın birinci günü “Annemin mezarını göreyim, ne olur ne olmaz!” diyerek son ziyaretini yapmıştı.


096-İlhan Varank
Akademisyen
45 yaşında
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde şehit oldu.

Kırk beş yaşında. Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölüm Başkanı. Yakın çevresi onu tevazuu ile tanıyordu. Öğrencileri yeri geldiğinde baba, yeri geldiğinde abi, kardeş oluyordu. Dürüstlüğü, çalışkanlığı, emeğe saygıyı önceliyordu. Çocuklarına ve öğrencilerine “Tembellik yok çalışmaya devam!” tavsiyesi çok iyi biliniyordu.
Savunmasız bedenini bunu bilerek koydu can pazarına. “Allah Kerim!” diyordu kesik nefesleriyle. En önde koştu. Saraçhane meydanındaki sivil yürüyüşe tavaf heyecanıyla katıldı. “Şimdi yaptığımız umredir; yürüyün arkadaşlar. Burası Çanakkale’dir kardeşlerim, durmayın!” diye diye zalim kurşunları utandırdı. Ağır yaralıyken bile sesi kesilmedi. Son cümlesi, sadece bu dünyası olanların yüreklerini titretiyor hâlâ: “Sakın korkmayın arkadaşlar. Biz korkarsak herkes korkar!” 
Vurulduğu yerde kalan telefonu, kısa bir süre sonra çaldı. Yardım ettiği gençlerden biri telefonu açtı ve "Ağabey, bu telefonun sahibi çok yiğit biriydi, az önce vuruldu, götürdüler" dedi.

097-İsmail Kayık
Emekli
55 yaşında
İstanbul/Kağıthane’de şehit oldu.

Elli beş yaşında. Evli. Ayhan Emin’in ve Yasemin’in babası, Kerem’in dedesi. Kırtasiyecilik yapıyordu. Emekli olmuştu. Kâğıthane’de ikamet ediyordu. Ciddi sağlık sorunları vardı. Ateşe su taşıyan karınca misali, tarafını belli etmek üzere yola düştü. Olay gecesi yolda kalp krizi geçirdi. Uğrunda kalbinin durduğu, kalbi olan bir vatan bıraktı. Hastaneye kaldırıldı.
On sekiz gün kadar yoğun bakımda kaldıktan sonra şehit oldu.

098-İsmail Kefal
Garson
32 yaşında
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde şehit oldu.

Otuz iki yaşında. Giresunlu. Garson. Mesai sonrası eve geldi. Darbe girişiminden haberdar olunca arkadaşlarını aradı. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde buluştular. Köprü trafiğe açılana kadar direndiler. Bir ara sosyal medya hesabından canlı yayın yaptı. “Arkadaşlar, ne olur ayağa kalkın!” diyerek çevresindekileri cesaretlendirdi. Tank namlusunun başına vurmasıyla şehit oldu.
Çocukluğu Giresun’da geçmişti. Yirmi bir yaşında İstanbul’a gelerek bir otelde garsonluk yapmaya başladı. 2001 yılında babasını kaybetti. Annesi ve kız kardeşinin geçimini üzerine aldı. Annesi Nurten Kefal, oğluyla onur duyduğunu söylüyor: "Sözün bittiği yer. Rabbim kimseye evlat acısı vermesin. Bu da benim imtihanım. Benim bir tanecik yavrum vardı. Vatan sağ olsun. Bu vatan elden gitmesin diye şehit oldu. Bir evladım daha olsa feda ederim vatana.”
“Ya Allah! Bismillah!” nidalarıyla çıktığı vatan savunmasını şehadetle noktaladı.

099-İzzet Özkan
33 yaşında
Kuaför
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Otuz üç yaşında. Kuaför. Üç çocuk babası. Eşi 15 Temmuz gecesinde başka bir şehirde olduğu için, “Hemen geliyorum” diyerek çocuklarını annesine bıraktı. Daha sonra telefonla arayıp ortalığın çok karışık olduğunu söyledi. Vurulmadan 10 dakika önce eşiyle helalleşti: “Bana bir şey olursa hakkını helal et, üç çocuğum sana emanet!” Telefon konuşmasından 10 dakika sonra FETÖ’cü askerler Külliye önündeki sivillerin üzerine ateş açtı. Açılan ilk ateşte vuruldu. Ardından helikopter saldırıları başladı. Bir kez de darbeci askerlerin kurşunlarıyla yaralandı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Sabah saatlerinde şehit oldu.


100-Jouad Merroune
Fas Vatandaşı
15 Temmuz’da İstanbul’da şehit oldu.

O gece yanımızdaydı Jouad Merroune. Faslıydı. Daha doğrusu Mağribli. “Güneşin battığı yer” demek Mağrib. Sonrası okyanus. Osmanlı’dan hatıra bu isim. Osmanlı’nın barış adasının en batı ucundaydı ülkesi. “Yabancı uyruklu” diye düşüyor resmi kayıtlara adı ama hiç de öyle değil. Aynı secdeye baş koyduğumuz iman kardeşimiz. Aynı kıbleye döndüğümüz can kardeşimiz.
Jouad Merroune, Osmanlı’nın çekilişiyle ülkesinin nice fırsatçının elinde sömürgeleştiğini çok iyi biliyor olmalıydı. Belki dedesinden duydu; belki okudu. Belki onun da dedesi vardı Çanakkale’de. İşgale karşı duruşun, istiklâl için direnişin hasreti olmalıydı kalbinde. Hasreti vuslat oldu o gece.
15 Temmuz gecesi, kendi ülkesini ve nicesini köklerinden koparan, özgürlüklerini elinden alan şer bloğunun karşısında buldu kendini. Biliyordu ki, ülkesini özgür kılan, inancıyla yaşamasını sağlayan medeniyet bu topraklarda başlamıştı, bu topraklarda yeniden yeşerebilirdi.
Bizim tarafımızda olmayı tercih etti. İstiklâlin tarafında. Güzellerin safında. Şehitlerin arasında.


101-Kader Sivri
Şoför
42 yaşında
İstanbul/Çengelköy’de şehit oldu.

Kırk iki yaşında. Rizeli. Yaren Nehir’in ve Hakkı Kıvanç’ın babası. Geçimini şoförlük yaparak sağlayan; çalışkan, sevecen, sevgi dolu biri. Darbe girişimi olduğunu öğrenince, kendini sokağa attı. Eşi, “Gitme” dediğinde verdiği cevap, “Vatanım, milletim ve Cumhurbaşkanımız için ölürüm!” oldu. Çengelköy Karakolu’nun önüne vardığında darbeci askerlerin karakol binasında birçok polis ve vatandaşı rehin aldığını gördü. Askerleri caydırmak için, “Hepimiz bu vatanın evladıyız!” dedi fakat sözünü dinletemedi.
Rehineleri kurtarmak için uğraşırken hainler vatandaşların üzerine ateş açtı. Darbecilerin attığı G3 mermisi sağ göğsüne ve koluna isabet etti. Arkadaşları Kader Sivri’yi kurtarmaya çalışırken tekrar ateş açıldı. Çatışma sonrası hastaneye götürülürken, yol boyunca kelime-i şehadet getirdi.
Hastaneye ulaştı ama işgal teşebbüsü nedeniyle yollar kapatılmış, doktorlar görev yerlerine ulaşamamıştı. Tıbbi müdahalesi gecikti. Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Yolda kalbi durdu ve kalp masajı yapıldı. Kalbi tekrar atmaya başladı ama şehadet yolculuğu da başlamıştı.

102-Kemal Ekşi
Serbest Meslek
24 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Rizeli. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Makine Teknik bölümü mezunu. 15 Temmuz’dan bir ay önce askerden dönmüştü. Yirmi dört yaşında. Dört kardeşin en büyüğü.
15 Temmuz gecesi de arkadaşlarıyla bir yerde oturmuş sohbet ediyorlardı. Babası eve çağırdı. “Sakın gitme oralara!” diye uyardı. Fakat arkadaşlarıyla birlikte Kısıklı’ya gitmeye karar verdiler. Annesiyle telefonla kısa bir görüşme yaptı. Annesi kendisini caydırmaya çalışmasın diye, “Burası bildiğiniz gibi bir yer değil. Ben gidiyorum, gelmeyeceğim” dedi ve telefonu kapattı. Köprü’de göğsünden vurularak  şehit düştü.

103-Kemal Tosun
Polis Memuru
49 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk dokuz yaşında. Evli ve iki evlat babası. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’daki programlarında, konvoyu yönlendiren ekibin başıydı. Yaklaşık 15 yıldır motosikletle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a eskortluk yapıyordu. Emeklilik hakkı kazandığı halde, okuyan çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için görevine devam ediyordu.
Gece saat 01.00 sıralarında eşine Kısıklı’da olduğunu bildirdi. Kısıklı’dan Köprü’ye doğru izdiham nedeniyle yol kapalı olduğu için, olaya müdahaleye hazırlanan Özel Harekat Şube Müdürü’nü motosikletiyle Köprü’ye taşıdı. Köprü’ye vardıkları sırada, keskin nişancı tarafından sırtından vuruldu.

104-Köksal Karmil
1. Ordu Komutanlığında Sivil Memur
50 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

15 Temmuz akşamı darbe girişimi haberini alır almaz kimseye haber vermeden evden çıktı. Beş evladın babası. Darbeye karşı direnişe destek vermek ve vatanı korumak duygusuyla Boğaziçi Köprüsü’ne gitti. Kendisi gibi vatana sevdalı olan yiğitlerle birlikte darbe girişiminde bulunanlara karşı durdu. Tankların üzerine doğru yürümekten çekinmedi.
Köprü’de yaralıları taşıma işini üstlendi. Evden çıkarken niyeti şehitlikti. Eşine “Bu makamı kaçıramam, vatanım için gitmem gerekiyor” dedi. Gece boyunca eşine olanları anlattı. Son konuşmasında eşine etrafta çok sayıda yaralı olduğu ve tanklardan ateş edildiğini söyledi. Saat 05.00’te yaralandığı haberi geldi. Yaralılara yardım ederken, keskin nişancıların kurşunların hedefi olmuş, sırtından vurulmuştu. Yaralı olarak hastaneye taşıdılar ancak ameliyat masasından şehadete yürüdü.

105-Köksal Kaşaltı
Polis Memuru
37 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Kırıkkaleli. Polis memuru. Evli ve bir çocuk babası. O gece Külliye’de görevliydi.
Eşi geceyi şöyle anlatıyor:  “Eşim o gün [Külliye’de] görevliydi. Olaylar başlayınca eve gelmedi. Telefonla arayarak “Kapıyı kilitle, ben gelmeden kimseye kapıyı açma!” dedi. Sabaha kadar iyi olduğuna dair mesajlar attı. Sabah 05.00 sularında “Ben iyiyim, hadi uyu!” diye son kez mesaj attı.
Sonra, çok aradım, ulaşamadım, mesajlarıma cevap vermedi. Ertesi sabah zil çaldığında kapıya ben “eşim!”, çocuğum “Baba!”, kayınvalidem “Oğlum!” diye koştuk. Ama eşim gelmedi, şehitlik haberi geldi. Külliye'de sabaha karşı olan bombalamada şehit olmuş. Vatanını, milletini seven biriydi. Eşime başka mertebe yakışmazdı. Adını tarihe yazdırdı.”

106-Kübra Doğanay
Komiser Yardımcısı
23 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Marmara Üniversitesi’nde İç Mimarlık okurken aynı zamanda Polis Akademisi’ni tamamlamış ve mesleğe Komiser Yardımcısı olarak başlamıştı. Çocukluk hayaliydi polis olmak; kafasına koyduğunu nihayet gerçekleştirmişti. Ama bu yetmezdi; mesleğinin en iyisi olmak istiyordu. Özel Harekat Polisi oldu. İdealleri ve planları vardı. Pilot olmak istiyordu.
Özel Harekat Polisi olduğu için sıklıkla geçici görevlendirmeyle Doğu ve Güneydoğu’da görevleri oluyordu. Tedirgin olan ailesine “Neden korkuyorsunuz ki? En fazla ölürüm!” diyordu.
15 Temmuz akşamı darbeci hainlerin Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’na yaptıkları saldırıda şehit oldu. Yapabileceğinin en iyisini yapmaya adamıştı kendini. Öyle de yaptı… Rütbelerin en yücesini; makamların en büyüğünü hak etti genç yaşında.

107-Lokman Biçinci
İşçi
25 yaşında
Kahramankazan, Akıncı Üssü’nde şehit oldu.

Erzurum Narman’dan Ankara’ya göçmüş kalabalık bir ailenin çocuğu. Yirmi beş yaşındaydı. İşçi olarak çalışıyordu. Vatanını sevmesiyle, cömertliğiyle biliniyordu. O gün, ablasının Erzurum’dan gelecek cenazesini beklerken, kaderde kendisine şehadet yazıldı. Kardeşiyle beraber Akıncı Üssü’ne direnişe gittiler. Helikopterden açılan ateş sonucu şehit oldu. Ablası Erzurum’da, kendisi Kahramankazan şehitliğinde toprağa verildi.

108-Lokman Oktay
Elektrikçi
47 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk yedi yaşında. Elektrikçi. Evli ve iki çocuk babası. 15 Temmuz gecesinde darbe girişimi olduğunu öğrenir öğrenmez, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısına uyarak sokağa çıktı. Ümraniye Son Durak mevkiinden Boğaziçi Köprüsü’ne, tekbirler getirip koşarak ulaştı. Daha ilk dakikalarda, bacaklarından ve vatan aşkıyla dolu kalbinden vuruldu.

Evden çıkmadan evvel, herkesten helallik istemişti. Çevresinde oldukça sevilen biriydi. Her hayırlı işe önce o koşardı. Şehadetiyle taçlanan ömrü, vatan sevgisinin her şeyden üstün olduğuna dair unutulmaz bir öğüt oldu.

109-Lütfi Gülşen
63 yaşında
Emekli
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Gülşen ailesinin üç evladı 15 Temmuz gecesi vatanı ‘gülşen’ etmek için yola çıktı.  Kızılcahamam’da aldılar darbe girişimi haberini. Hemen yola çıktılar. “Biz de sizinle gelelim” diyen gençleri “Siz şimdilik gelmeyin. Biz şehit olmaya gidiyoruz” diyerek geride bıraktılar.
Ellerindeki bayraklarla yürürlerken aileleriyle sık sık irtibat kurdular. En son,  eve dönmelerini isteyen ablalarına, “Nasıl dönelim, bugün burada olmayıp da ne zaman olacağız?” cevabını verdiler. “Bize Allah’tan korkmayı öğrettiler; kulundan değil... Allah’tan korkanların, Allah korkusu olmayanlara karşı dik durması gereken gündür bugün...” diyorlardı.
Külliye’ye atılan bombayla, 43 yaşındaki Hakan Gülşen, 61 yaşındaki Mehmet Gülşen’le birlikte şehit oldu. “Şehit olmaya gidiyoruz!” cümlesi, böylece noktalandı.  Külliye’ye atılan bomba üzerlerine düştü. Lütfi Gülşen, Mehmet Gülşen ve Hakan Gülşen’in birbirleriyle muhabbet dolu aile hayatları, şehadetleriyle taçlandı.

110-Mahir Ayabak
Garson
17 yaşında
İstanbul Atatürk Havalimanı’nda şehit oldu.

On yedi yaşında.Ana kuzusu. Babasının gözbebeği. Okulunu yarıda bırakıp, babasının yanında çalışarak hem meslek öğrenmeyi hem de aileye katkıda bulunmayı tercih etmişti. Antalya’da babasının butiğinde çalışıyordu. Turizm bölgesinde çalışmak için üç dil öğrenmişti: Almanca, Rusça, Farsça. İkitelli’de iki ay önce bir pastanede çalışmaya başlamıştı.
Darbeden haberdar olduğunda pastanede mesaisindeydi. Babası hemen arayıp “Kendine dikkat et, bir yere çıkma!” dedi fakat o kararını çoktan vermişti. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısını da duyunca, bir an bile beklememişti. Çanakkaleli şehitlerin ruhunu taşıyarak koştu vatan savunmasına. “Ben gencim, siz yaşlısınız. En önde gideceğim ben!” deyip koşar adım Havalimanı’na gitti. Bir askeri, tanktan çıkarıp polise teslim etmeyi başarmış fakat asker daha sonra kaçtı.
Kalbinden vurularak şehit oldu.


111-Mahmut Coşkunsu
İşadamı
43 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk üç yaşında, işadamı. Memleket sevdalısı. Darbe girişimini öğrenince abdest aldı. Evden çıkıp önce Kısıklı’ya, ardından Boğaziçi Köprüsü’ne gitti. Sabah saatlerine kadar cuntacılara karşı direndi. Kurşun yağmurlarına rağmen bir kez bile başını eğmedi. “Bugün ölmeyeceksek, ne zaman öleceğiz!” diyerek çevresindekilere de cesaret aşıladı.
Eşiyle konuşurken, bir bayramın, bir mitingin ortasındaymış gibi coşkuluydu. Askerlerin sivil halka ateş açabileceğini hiç düşünmeyen eşi de rahatlıyordu fakat durum hiç de öyle değildi. Boynundan vurularak şehit oldu. Ardında, o gün 5 aylık olan oğlu Ali Rıza’yı bıraktı.

112-Mahmut Eşit
Dönerci
43 yaşında
İstanbul Sultangazi’de şehit oldu.

Kırk üç yaşında. Mardin/Derikli. Aza kanaat eden, helalinden kazanmayı dert edinmiş bir adamdı. Eşi Kevser Hanım ev işleriyle ilgilenirken o da akşama kadar dükkânda döner keserdi.  Her akşam yemekten sonra televizyonu kapatıp çocuklarına sohbetler yapar, nasihatlerde bulunurdu. Hak yemekten çok korkardı. Çocuklarına kimseye muhtaç olmadan yaşamayı, kendi ayakları üzerinde durmayı tavsiye ederdi.
Motosikletle 15 Temmuz meydan nöbetlerinden dönerken, vücuduna isabet eden taşla yaralandı, hastanede şehit düştü.  Ardı sıra 6 yetim bıraktı. 

113-Medet Ekizceli
35 yaşında
İşçi (Sendika Temsilcisi)
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Otuz beş yaşında. Evli. Hüseyin Efe’nin ve Metehan’ın babası. Çankırı’da oturuyordu. Yıllık izninin bir bölümünü geçirmek üzere eşinin ailesinin yanına Ankara’ya gelmişti. Sincan Belediyesi’nde görevli kayınpederi ile birlikte Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin önüne kadar geldiler. Vuruldu ve yaralandı, ambulansla hastaneye kaldırıldı. Kimliğini direniş için bindiği kamyonda bıraktığı için uzun bir süre arandı. Ailesi, şehadet haberini iki gün sonra öğrenebildi.

114-Mehmet Akif Sancar
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
45 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk beş yaşında. Evli ve 3 çocuk babası. Annesinin isteğiyle polis oldu. İzmir’de polis okulu okuyup, Balıkesir’de Özel Harekat’a katıldı. Tunceli, Iğdır, Ankara, Şırnak’ta görev yaptı.
15 Temmuz istirahat günüydü, çalışmıyordu ama uzun yıllardır yaptığı mesleğinin sürprizlerle dolu olduğunu, her an göreve çağrılabileceğini biliyordu. Darbe girişiminin ardından diğer meslektaşları gibi göreve çağrıldı.
Ramazan Bayramı’nda iki şehit arkadaşının mezarını ziyaret etmiş ve mezar başında, “Bir dahaki bayramda yanınızda olurum” demişti. Doğu’daki görevlerinden her döndüğünde ‘Şehit olmadan geldim’ diyen Sancar’a şehadet Ankara’da nasip oldu.

115-Mehmet Ali Kılıç
Öğrenci
22 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Yirmi iki yaşında. Namık Kemal Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği Öğrencisi. 15 Temmuz günü denize gitmişti. Akşamüzeri kolunu incittiği için hastaneye geçmişti. Darbe girişiminden haberdar olduğunda hastanede tedavisi sürüyordu. Annesini aradı. “Anne, işgalciler için Cumhurbaşkanımız çağrı yaptı. Ben eve gelmeyeceğim, Köprü’ye gidiyorum” dedi. Saat başı annesiyle irtibat kurdu. Sabah saatlerine kadar darbecilere karşı arkadaşlarıyla birlikte direndi, yaralandı. Köprü’de keskin nişancı tarafından vuruldu. Elinde bayrağı ile şehit düştü.

116-Mehmet Çetin
Polis Memuru, Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi Başkanlığı
39 yaşında
Muğla/Marmaris’te şehit oldu.

Otuz dokuz yaşında. Son iki yıldır Cumhurbaşkanlığı’nda koruma olarak görev yapıyordu. Aydın ve Van gibi şehirlerden sonra göreve başladığı Ankara’da, eşi ve iki çocuğuyla birlikte kurdukları hayatları huzur ve mutluluk doluydu.
15 Temmuz gecesi, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında, Marmaris’teydi. Darbeci askerlere karşı direnen vatan sevdalılarından biriydi. Polis olarak göreve başladığından beri, “Benim adıma yazılan mermi, gelir beni bulur!” diyordu. Tevekkülüyle yakınlarını şehadetine hazırlamıştı. “Kendi adına yazılan” bir kurşunla şehit oldu.

117-Mehmet Demir
Polis Memuru
31 yaşında
Gölbaşı Havacılık Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Otuz bir yaşında. Gaziantepli. Marmara Üniversitesi Otomotiv Öğretmenliği Bölümü mezunu. Atamasını beklerken polis olmayı tercih etti. Annesine ve ailesine yardım edebilmek için Gaziantep’te göreve başladı.
Yıllar önce, bir yağmurlu günde, üniversitenin koridorlarında, sadece gözlerinin mavisini gördüğü o kızı unutamadı. “Okyanus” diye kodladı sevdasının adını. Kalbinin vatanı bildiği gözlerinin hayaliyle yaşadı yıllarca. Aradı, aradı; yıllar sonra görev yaptığı okulun merdivenlerinde buldu ‘Okyanus’unu. Elinde ne kadar çiçek varsa atıverdi önüne. Kavuştu sevdiğine.
“İki defa nişan yaptık, iki defa da düğün…” diyor eşi. Yani ‘Okyanus’u. “Araya görevler, vefatlar girdi, hep erteledik…” diyor ‘Okyanus’u. “O gece yüzünde değişik bir beyazlık vardı; esmerdi aslında. Büyük annemin yüzünde de görmüştüm o beyazlığı ve birkaç gün sonra vefat etmişti. Anlamalıydım.”
Gölbaşı’nda uçakların alçaktan uçtuğunu görünce, “Bu işte bir hainlik var; Allah korusun, yeni gelen çocukların başına bir iş gelmesin!” diyerek koştu Havacılık Dairesi Başkanlığı’na. Eğitime yeni başlamış, genç polisleri düşünüyordu ve bir de çocukluk arkadaşlarını. “Çocuklardan önce gitmem lâzım, hem diğerlerinin çocukları var, ben yetişeyim” dedi.

118-Mehmet Güder
Özel Sektör Çalışanı
51 yaşında
İstanbul, Vatan Caddesi’nde şehit oldu.

Elli bir yaşında. Turhal İmam Hatip Lisesi’nden mezunu. Küçükçekmece’de ikamet etmekteydi. Ailesine çok bağlı, ailesinden ayrılmayan, çocuklarıyla arkadaş gibi yaşayan. İnançlı, vatan sevdalısı, güler yüzlü biri.  İnsanları çok sever, değer verirdi. Yardımseverdi. Fatih’te bir restoranın işletmecisiydi.
Oğlu şöyle anlatıyor o geceyi: “Babam darbe girişimini öğrenir öğrenmez, personeline seslenir: ‘Bugün vatan için, millet için, bayrak için destek vermezsek, ne zaman destek vereceğiz!’ Fatih’ten Vatan Caddesi’ne doğru yola çıkar, kendi çalışanları da onu izler. Vatan’da askerlerin sivillere müdahale ettiğini görür. ‘Siz bu milletin askeri değil misiniz?’ diye sorar. Bir ara, bir helikopterin yaklaştığını görür, oraya gider. Helikopterin inmesini engellemeye çalışır. Helikopter insan boyu kadar alçalınca, ayak kısmına asılarak engellemeye çalışır. Bunu gören diğer vatandaşlar da babama destek olmaya gelir. Helikopterden etrafa ateş edilir. Babam omzundan ve başından vurulur. Oracıkta şehadet şerbetini içer.”

119-Mehmet Gülşen
61 yaşında
Gülşen ailesinin üç evladı 15 Temmuz gecesi vatanı ‘gülşen’ etmek için yola çıktı.  Kızılcahamam’da aldılar darbe girişimi haberini. Hemen yola çıktılar. “Biz de sizinle gelelim” diyen gençleri “Siz şimdilik gelmeyin. Biz şehit olmaya gidiyoruz” diyerek geride bıraktılar.
Ellerindeki bayraklarla yürürlerken aileleriyle sık sık irtibat kurdular. En son,  eve dönmelerini isteyen ablalarına, “Nasıl dönelim, bugün burada olmayıp da ne zaman olacağız?” cevabını verdiler. “Bize Allah’tan korkmayı öğrettiler; kulundan değil... Allah’tan korkanların, Allah korkusu olmayanlara karşı dik durması gereken gündür bugün...” diyorlardı.
Külliye’ye atılan bombayla şehit oldu. “Şehit olmaya gidiyoruz!” cümlesi, böylece noktalandı.  Külliye’ye atılan bomba üzerlerine düştü. Mehmet Gülşen, Lütfi Gülşen ve Hakan Gülşen’in birbirleriyle muhabbet dolu aile hayatları, şehadetleriyle taçlandı.

120-Mehmet Karaaslan
İşçi
40 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk yaşında. Diyarbakırlı. Evli. Üç evlat babası. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla sokağa çıktı. Köprü’ye kadar koştu. Darbe girişimini, ulaşabildiği arkadaşlarına haber verdi. Herkesi direnmeye çağırdı. İlk anda vurulduğunu anlayamadı. Yanındakilere “Galiba vuruldum!” diyerek yere yığıldı. Motosikletle hastaneye götürüldü.
Her şehit öyküsünde olduğu gibi, bir müddet sonra telefonu cevap vermez oldu. Sonunda telefonu bir başkası açtı ve telefon sahibinin vurulduğunu haber verdi.
Özel bir şirkette gümrük evrak takibi yapıyordu. Arabalara özel bir tutkusu vardı. Şehit olmaya da çok sevdiği arabasıyla gitmişti.

121-Mehmet Karacatilki
Polis Memuru
32 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

1984 yılını Mart ayında Karacatilki ailesinin üçüncü evladı olarak doğdu. Dedesinin adını verdiler: “Mehmet...” O gün atıldı Mehmet için kaderin düğümü. 2016’nın Temmuz’unda, 32 yaşında şehit düşerken, adını aldığı dedesi ile aynı yıl ahirete doğacaktı.
“Özel Harekât” kimliğini çok seviyordu. Yıllar önce bir 15 Temmuz günü çok sevdiği görevine başlamıştı. Her operasyona gönüllü giderdi. Gönüllü olarak uzunca bir süre Cizre’de savaştı. Arkasından eğitim vermek üzere Afyon’a gitti; yine gönüllü. Eğitim vermeyi çok seviyordu; yetiştirdiği polislere evladı gibi ihtimam gösterirdi. “Bizim gibiler yetişsin ki, bizim gibiler vatanı korusunlar!” diyordu.
En son Ramazan Bayramı’nda ailesiyle beraberdi. Vedalaşıp Ankara’ya gitti yine eğitim vermeye, yine gönüllü olarak. “O gün vedalaşırken, başka türlü vedalaştı” diyor eşi. “Hiç arkasına bakmadan giderdi. Ama o gün, gözünü kapıdan hiç ayırmadı. İçime doğmuştu; ‘Bir daha dönmeyecek miydi yoksa?’ diye geçirdim içimden.”
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’na yapılan hava saldırısında şehit oldu. Görevini şehadetle tamamlama tarihi de 15 Temmuz oldu.

122-Mehmet Kocakaya
Güvenlik Görevlisi
22 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Yirmi iki yaşında. Güvenlik görevlisi. Yeni başlamıştı hayata. Değiştireceği şeyler olduğuna inanıyordu. Mahalleden arkadaşlarını alarak Genelkurmay’a koştu. Annesiyle yaptığı konuşmada, “İçim yanıyor anne, kardeşlerimiz ölüyor ben de şehit olacağım” diyordu.
Helikopter kurşunlarıyla düştü yere. Ahiretin ufkuna doğdu. Yaşıtlarının izzetle yaşaması için vatan toprağına düştü. Yüreğiyle savunduğu ülke, hatırası kadar aziz oldu.
“Allah’a şükür vatan için milleti için şehit oldu” diyor annesi Meral Kocakaya. Oğlunu daima güler yüzüyle rüyasında gördüğünü haber veriyor.  Hep şehit olmak isterdi. Son bayramda dedesinin mezarını ziyaret ederken “Yanına geleceğiz dede!” diyordu.

123-Mehmet ORUÇ
Polis Memuru
26 yaşında
Gölbaşı’ndaki Havacılık Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Şehit Ahmet Oruç’un ikiz kardeşi. Yirmi altı yaşında. Adana doğumlu. İki kardeş çekirdekten yetişmişlerdi. Küçük yaştan itibaren marangoz yanında çalışarak, simit satarak harçlıklarını çıkarmışlardı. Görev yerleri Adana’dan eğitim için Ankara’ya gelmişlerdi.
“İkizlerin kalbi bir atar, birbirinin hissettiğini diğeri de hisseder” derler. İşte o karanlık gecede de öyle oldu. İkiz kardeşler Ahmet ve Mehmet, beraber büyüdüler, beraber hissettiler, hatta âşık olmaları bile art arda oldu. Altı ay ara ile evlendiler. Gölbaşı'nda beraber yürüdüler şehadete. Vatan için şehit düştüler zamanı gelince.
Gölbaşı’ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Dairesi Başkanlığı’na yapılan saldırıda şehit düştü. İki evlat acısını birden kucaklayan babasının dediği gibi “Onlar çok özeldi, eşi benzeri yoktu.”

124-Mehmet Şefik Şefkatlioğlu
Tamirci
49 yaşında
Esenler’de şehit oldu.

Kırk dokuz yaşında. Üç çocuklu ailesini geçindirmek için beyaz eşya tamirciliği yapıyordu. Darbecilerin ülkeyi kaosa sokmak istediklerini televizyondan görüp öğrendi. Vatanı korumak için eşi Vahide Şefkatlioğlu ve 24 yaşındaki oğlu Ömer Şefkatlioğlu ile dışarı çıktı. Uzun yılların ardından bir kez daha kaba kuvvet yoluyla toplumu bir cuntanın iradesine teslim olmaya çalışan titrek sesli bildiriyi dinlemişlerdi. Sonra da Cumhurbaşkanı’nın çağrısını. Kâbusun geri dönmesine seyirci kalamazlardı.
Esenler-Atışalanı Köprüsü’nden Havalimanına doğru giderken insan kalabalığını ve tankları görürler ancak, tankların insanları acımasızca ezeceğini tahmin bile edemezlerdi. Bir tank tarafından bariyerlere sıkıştırılan Mehmet Şefik Şefkatlioğlu oracıkta şehit oldu. Ayaklarının üzerinden tank geçen eşi Vahide Şefkatlioğlu ise ağır yaralandı. Sol bacağında oluşan kangren nedeniyle defalarca ameliyat oldu, sol bacağı kesildi.
Şefkatlioğlu ailesi, Peygamberlikten sonraki en büyük makam olan şehitliğe eren bir baba ve gazilik unvanı kazanan bir anneye sahip oldu. Vatan ise minnet borçlu olduğu üç güzel insana…

125-Mehmet Şengül
Makine Mühendisi
30 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Otuz yaşında. Makine mühendisi. Ankara’da yaşıyordu. Olayları öğrenince dışarı çıkmaya karar verdi. Kimseye haber vermedi. Nefes nefese arşınladı sokakları. Vatan sevdalıları ordusuna katıldı, bayrağıyla Genelkurmay’a gitti. Orada bulunan herkesle kol kola girdi. Canlı kalkan oldular vatana. Vatanı yok etmek istiyorlarsa önce onları geçmeleri gerekiyordu. Sonra helikopter geldi, ateş açtı. Birer birer düştüler yere.
Ağabeyi Abdülcebbar Şengül, kardeşini birkaç kez arasa da kendisine ulaşamadı. En sonunda bir hemşirenin telefonu açmasıyla kardeşinin şehit olduğunu öğrendi. Tekirdağ’da yaşayan anne ve babasını, kardeşinin yaralı olduğunu söyleyerek Ankara’ya çağırdı. Şehadet haberi telefonda verememişti ama anne babasının, kardeşinin şehit olmuş gülen yüzünü gördükten sonra biraz daha rahatladığına şahit oldu.

126-Mehmet Şevket Uzun
Polis Memuru
31 yaşında
Borsa İstanbul’da şehit oldu.

Otuz bir yaşında. Elazığlı. Evli. Ahmet Talha’nın babası. İstanbul Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde polis olarak göreve başladı. 15 Temmuz gecesi, İstanbul Borsası önüne yönlendirildi. Eşi Nuriye Hanım sağlık teknikeriydi; o da nöbetteydi. Gece yarısına doğru, endişelendiğini söyleyen eşine “Korkma Allah var, gam yok! Her şey yoluna giriyor” dedi.
Nuriye Hanım bu görüşmeden sonra bir daha eşine ulaşamadı. Eşinin Okmeydanı Hastanesi’ne yaralı olarak kaldırıldığını öğrendi. Sabaha karşı ulaşabildiği hastanede, Mehmet Şevket’in şehit olduğunu öğrendi.
Eşinden şu ana kadar bir tek kötü söz duymadığını anlatıyor. Çok vicdanlı, kimseyi incitmeyen, sabırlı, çok iyi bir baba ve eş olduğunu ifade ediyor.

127-Mehmet Yılmaz
Grafiker
45 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.
Kırk beş yaşında. Evli. Muhammed’in ve Sümeyye’nin babası. Çekirdekten yetişme grafikerdi. Serbest çalışıyordu. Okumayı çok seviyordu. Milli Gençlik Vakfı’nda başladığı gönüllü öğrenci yetiştirme çalışmalarını, İkra Derneği kurucusu olarak sürdürdü. Şehit olduğunda Yedi Hilal Derneği adına çalışıyordu. Eczacı çıraklığından çay ocağı işletmeciliğine, Mahmutpaşa’da tezgâhtarlıktan grafikerliğe kadar değişik işler yaptı. Yaptığı her işi aşkla yapmasıyla tanınırdı. İçinde şehitlik ateşi hiç sönmemişti. Hayali buydu. Ezilenlerin yanında olmak isterdi. Kalp kırmazdı, kimsenin arkasından konuşmaz, konuşturmazdı.
15 Temmuz’un karanlığını ilk hissedenlerdendi. Evlatlarının okuması için özel çaba gösterdi. Onu tanıyanların ilk sözü “Namaz kılmaya çok önem verirdi” oldu. 15 Temmuz’da Köprü’ye koştu. İlk vurulanlardandı. Hastaneye kaldırıldı. Sabaha doğru şehit olduğu haberi geldi.

128-Meriç Alemdar
2. Sınıf Emniyet Müdürü
44 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk dört yaşında. Evli. Biri 18, biri 14 yaşında iki evlada baba. O gün solunum yetmezliğiyle yoğun bakımda yatan babasını ziyaret etmişti. Şehit olduğu gün ziyaret ettiği babası, üç gün sonra, oğlunun şehadet haberini ahirette almak üzere Hakk’a yürüdü.
Şehidimizin adı Gölbaşı’nda bir ilkokul ve ortaokula verildi. Okulların açılışında şöyle konuştu kendisi gibi polis olan eşi:  "Çocuklardan tek isteğim onun gibi dürüst, onun gibi cesur, onun gibi çalışkan ve başarılı olmalarıdır. Çocuklardan bu vatana, bu millete, bu bayrağa sahip çıkmalarını istiyorum. Meriç Alemdar gibi olsunlar, kitap okusunlar, spor yapsınlar, korkusuz olsunlar."

129-Mesut Acu
Ayakkabı İmalatçısı
56 yaşında
Ankara, Kızılay Meydanı’nda şehit oldu.

Elli altı yaşında. Evli. Dört evlada baba. Ayakkabı imalatçısı. Olayları televizyondan öğrendi. Vatanı tehlike altındaydı. “Olmaz böyle şey!” deyip kendini sokağa attı. Genelkurmay’a doğru yürüdü. Yürüyüşü şehadete doğruymuş aslında. Üç ay önce umrede şehitlik duası etmişti. Kalbinden vuruldu. Şehadet haberi birkaç gün sonra alınabildi. Ülkesini kalbi bilenlerin akıbeti ona da nasip oldu.

130-Mesut Yağan
Şoför
32 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.
Otuz iki yaşında. Şoför. Evli. İki, 3 ve 7 yaşlarında üç güzel evladın babası. 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine sokağa çıktı. Yanında babası, kardeşleri ve eşi de vardı. Hayatlarında ilk kez bir protestoya katılacaklarını düşünüyorlardı fakat durum çok daha farklıydı. Tanklardan ve tüfeklerden gerçek mermi yağıyordu, uçaklardan gerçek bomba atılıyordu.
Genelkurmay’ın önüne geldiklerinde bir polisin bir eri azarladığını gördü. Polisi, “O da bir emir kulu” diyerek sakinleştirmeye çalıştı. Birkaç dakika sonra, korumaya çalıştığı er tarafından vuruldu. Babası askere hesap sormak için koşarken, eşi Mesut’u hastaneye yetiştirmek için yola çıktı. Yolda giderken bilincini açık tutmak üzere sürekli adını sorduğunu anlatıyor eşi. Mesut’un adını söylemek yerine, ‘Metin Evrim’ cevabını verdiğini, çocuklarının adını sayıkladığını anlattı.
Eşinin yanı başında son nefesini verdi: “Başındaydım, yüzüme bakarken gözlerini kapadı bir daha da açamadı.”

131-Mete Sertbaş
Muhtar
49 yaşında
İstanbul/Acıbadem’de şehit oldu.

Kırk dokuz yaşında. Acıbadem Mahallesi muhtarı. Muhtarlığı babasından devralmıştı.
Gençliğinde babası Eyüp Sertbaş’ın yanında çalıştı. O yıllarda bilgisayar sistemine geçerek tüm mahalleliyi kaydetti. Bu bürokrasinin en küçük birimi olan mahalle muhtarlığı için çok büyük bir yenilikti. O günlerde muhtarlığa uğrayanların işini kolaylaştırmıştı. Herkesi tanırdı. İsim isim tüm aile fertlerini bilirdi. İşlemler yapılırken, misafirlere çay ikram eder, halini hatırını sorardı. Babasından sonra muhtarlığa aday olunca, mahalleli hiç tereddütsüz onu seçti.

O gece mahalle her zamanki gibi değildi. Sükûneti bozan, uğursuz bir hareketlilik vardı. Ne olduğunu anlamak için dışarı çıktı. Mahallesine sahip çıkmak için öne atıldı. TürkTelekom binasını işgalcilerden kurtarmak için yürüdü. Darbecileri çekilmeye ikna etmeye çalıştı. Lakin dinlemediler onu; vurdular. Yoğun kanaması olduğu halde, kiimsenin yanına yaklaşmasına izin vermediler. Kan kaybederken, sadece izlediler.

Mete Sertbaş’ı vuran ve tedavisine izin vermeyen hain darbeci whatsapp'tan sürekli olarak diğer darbeci komutanlara, "Havaya değil, halka sıkın, geri durmayın!” talimatları veriyordu. Tankla kaçmaya çalışırken Özel Harekât polisleri tarafından öldürülerek ele geçirildi. Ailesi cenazesine sahip çıkmadı; zelil oldu.

Mete Sertbaş izzetiyle kaldı.

132-Metin Arslan
Serbest Meslek
44 yaşında
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde şehit oldu.

Kırk dört yaşında. Karabüklü. İnşaat işçisi olarak çalışıyordu. Darbe girişimini öğrenince, İstanbul Büyükşehir Belediyesi önüne gitti. Saraçhane Meydanı’ndaki direniş nöbetine katıldı. Direniş sırasında gözünden vuruldu.
Annesi Şazi Arslan yanında taşıdığı şehit oğlunun fotoğrafını gösteriyor yakınlarına: "Bak gitti oğlum, görüyor musunuz, gitti” diyor. “Darbe gecesi oğlumla konuştum” diye ekliyor.  “‘Orada durma çabuk gel, çok hastayım’ dedim. 'Geleceğim' dedi. Oğlumu hiç görmedim. Gitti kayboldu.”

133-Mucip Arıgan
Serbest Meslek
26 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Yirmi altı yaşında. Kanserden yeni yeni iyileşiyordu. Ölümden dönmüş olmanın mutluluğu vardı yüzünde. Darbe girişimini duyunca, arkadaşlarıyla birlikte Genelkurmay’ın önüne gitti. Annesiyle sürekli görüşüyor, tankların insanları ezdiğini, helikopterlerden halkın üzerine ateş açıldığını anlatıyordu. En son görüşürlerken oğlunun kelime-i şehadet getirdiğini duydu. Sonrasında irtibat kesildi. Annesi oğlunun vurulduğunu anladı. Yürüyerek, ayakları kanlar içinde kalana kadar hastane hastane dolaştı. Son çare olarak gittiği Adli Tıp’ta oğlunun şehit olduğu haberini aldı.
Kolon kanseri tedavisini şehadetinden 6 ay önce tamamlayarak temiz raporu almıştı. Dört yıllık sancıların ardından “Şimdi yaşama zamanı” diyerek sevinmişti. Şehadetin tarifini yapmıştı bilmeden: “Şimdi yaşama zamanı!”


134-Muhammet Aksu
Aşçı
39 yaşında
Esenler/Atışalanı Köprüsü’nde şehit oldu.

Otuz dokuz yaşında. Samsunlu. İki delikanlının babası. Darbe girişimini duyduğunda “Belki şehadet bize de nasip olur. Hakkınızı helal edin!” diyerek çıktı evden. Kuzeniyle beraber Esenler’de Atışalanı Köprüsü’ne gitti. İçlerinde bulundukları araca doğru bir tank ilerliyordu. Olayların yeni başladığı dakikalarda, askerlerin vatandaşı canice öldüreceğini düşünemediler. Tankı kullanan darbeciler, arabayı ezmekten çekinmedi. Aracın içinde sıkıştı Muhammet Aksu, fakat vatanın bağımsızlığını, milletin onurunu çiğnetmedi. Memleketi Samsun’da toprağa verildi. Adının yazılı olduğu taş hainlere karşı bir kale gibi. Bil ki; artık ne geçilir ne vazgeçilir bu vatandan.

135-Muhammet Ambar
Sivil
39 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Otuz dokuz yaşında. 15 Temmuz akşamı ailesiyle bir ev ziyaretindeydiler. Darbe girişiminden haberdar olduğunda, ailesini eve bırakıp arkadaşlarıyla sokağa çıktı. Çıkmadan evvel tanıdığı herkesi tek tek arayıp “Olay var. Ne duruyorsunuz? Ülkeye bu zamanda yardım etmeyeceksek ne zaman yardım edeceğiz?” diyerek sokaklara çağırdı. Boğaziçi Köprüsü’ne gittiğini bilen ailesi, evlerinden ateş seslerini duyuyor fakat askerlerin halkın üzerine ateş açacağına ihtimal vermiyordu.
Şehadetinden bir hafta önce, “Ben şehit olacağım” deyince, eniştesi, “Kırkında adamsın, seni bu yaştan sonra askere mi alırlar” diye karşılık vermişti. O da son sözünü söylemişti: “İllâ asker mi olmak lazım şehitlik için?”

136-Muhammet Fazlı Demir
İnşaat Firmasında AR-GE Sorumlusu
41 yaşında
İstanbul Türk Telekom binası önünde şehit oldu.

Kırk bir yaşında. 15 Temmuz gecesinde darbe girişimini öğrendiğinde hazırlanıp milli iradeye sahip çıkmaya niyetlendi. Eşinin kardeşini arayıp, “Ablanı ve çocuklarımı sana emanet ediyorum” dedi. Acıbadem TürkTelekom binası önünde vuruldu.
Eşi Fatma Demir geceyi şöyle anlatıyor: “O gece rahatsızlandığım için ilaçlarla zor duruyordum. O sıralarda ezan okunmuştu. Bana abdest aldırdı. Birlikte namaz kıldık. Darbe girişimi haberini alınca bana ‘Benim gitmem lazım Fatma' dedi. Ben de kendisine beni düşünmemesini ve gitmesini söyledim. Beni hasta yatağımda bırakarak gitti. Evde Kur'an-ı Kerim okurken eşim aradı. Hakkımı helal etmemi istedi. Ben de ‘Benden yana helal olsun. Git ama geri gel. Ben seni geri istiyorum’ dedim. Ama şehadet haberi geldi.”
Onun düştüğünü sandı hainler. Evet, gövdesi düştü belki toprağa, ama bir milletin sonsuza dek ayağa kalkma ümidi oldu. Gönlünün kıblesini “Allah!” diye bilenlerin, bulanların tekbir sesi oldu son nefesi.

137-Muhammet Oğuz Kılınç
Polis Memuru
26 yaşında
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde şehit oldu.

Yirmi altı yaşında. Baba mesleğiydi polislik. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev yapıyordu. Van’a göreve gitmeye hazırlanıyordu, evini tutup eşyalarını almıştı. Antalya’da görev yapan babası darbe girişimini öğrenir öğrenmez oğlunu telefonla arayıp hem baba hem de meslektaş olarak nasihat verdi.
15 Temmuz gecesi darbeci hainler Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne de saldırmışlardı. Arkadaşlarına yardım etmek için o da Emniyet binasına gitti. Babası tam bir gün sonra oğlunun şehit olduğunu öğrenebildi.
Sonradan öğrenildi ki, Muhammet Oğuz Kılınç, 15 Temmuz öncesi kiminle ne hesabı varsa kapatmıştı. Borçlarını ödemiş; herkesten helallik almış, şehadete hazırlanmıştı.

138-Muhammed Yalçın
Öğrenci
22 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Yirmi iki yaşında. Dört çocuklu bir ailenin oğlu. Üniversite üçüncü sınıf öğrencisi. Ailesinin onuru, yarını, umuduydu. Engelli kız kardeşi, çok sevdiği ablası, kardeşi Yasin ve anne babasıyla birlikte yaşıyorlardı.
15 Temmuz gecesi, darbe girişimini duyunca “Bugün evde oturursak; yarın oturacak bir evimiz olmayacak” diyerek sokağa indi. Külliye’nin önüne geldiğinde devletine, milletine, reisine sahip çıkanları da gördü; devletinin, milletinin üstüne kurşun yağdıranları da…
Muhammed adını taşımanın hakkını verdi; dimdik durdu, topun tüfeğin karşısında. Siper etti gövdesini, dursun diye bu hayâsızca akın. Al bayrağın rengine kattı kanını.

139-Muharrem Kerem Yıldız
Satış Temsilcisi
29 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Yirmi dokuz yaşında. Evlilik hayali kuruyordu. Sevdalı olduğunu ancak cenazesinde öğrendi ailesi. Sol kolundaki rahatsızlıktan ötürü askere gidemedi ama çok istekli olduğu için kısa süreli sembolik askerlik yaptı. Ailesiyle birlikteyken, Köprü’de olay çıktığını gördüler. Tam olarak anlamadıkları bir karmaşa vardı ve “Bir gidip bakayım” diyerek evden çıktı. Arkadaşlarıyla birlikte önce Kağıthane Karakolu’na gittiler. Ardından olayların daha yoğun yaşandığını öğrendikleri Boğaziçi Köprüsü’ne yürüdüler. Vatan-millet söz konusu olduğunda oldukça hassastı, siyasetle yakından ilgilenirdi.
Sevdiği kıza genç bir adamın ölümünü anlatan bir kitap hediye etmek üzereydi. Kitabın içine bazı notlar koymuştu. Evden çıkarken notları odasındaki koltuğun üzerine bıraktı.

140-Muhsin Kiremitçi
Komiser Yardımcısı
28 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Yirmi sekiz yaşında. Evli. Şehadetinden 40 gün kadar sonra bir kız çocuğu doğdu. Şehidin vermek istediği adı koydular: Gökçe. Planlar yaptığı; tüm boş vakitlerini birlikte geçireceği Gökçe’nin dünyaya doğmasından önce ahiret hayatına doğdu.
15 Temmuz akşamı acil olarak göreve çağrıldı. Eşi darbe girişiminin ne demek olduğunu sordu kardeşine. Kardeşi açıkladı: “Darbe, güç gösterisi demektir.” 15 Temmuz darbe girişimi, daha fazlasıydı. Vatana ihanetti; kardeş canına kastetmekti, yüzlerce masum canın şehit edilmesi demekti. Görev emrine uyup Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’na gittikten kısa bir süre sonra bombalar yağdı görev yerine.

141-Murat Akdemir
Esnaf
27 yaşında
İstanbul/Çengelköy’de şehit oldu.

Yirmi yedi yaşında. Babasıyla birlikte dürümcü dükkânı işletiyordu. Gece evden, “Reis çağırdı, ben gidiyorum!” diyerek çıktı. Çengelköy’deki evlerinden, Kuleli Askeri Lisesi’ne doğru giderken, askerlerin, “Sıkıyönetim var, evlerinize dönün” ikazlarına rağmen durmadı. Arkadaşlarıyla birlikte askeri lise öğrencilerini ikna ederek, cinayet işlemelerini engellemek istedi. Fakat öğrencilerin başındaki subayın emriyle üzerlerine ateş açıldı. Murat Akdemir’in yanına gelen rütbeli asker, yakından ateş etmeye devam etti.
On beş kurşunla sonsuzluğa uçuverdi.

142-Murat Alkan
Polis Memuru,
42 yaşında
Gölbaşı Havacılık Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk iki yaşında. Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Daire Başkanlığı’nda teknisyen polis olarak çalışıyordu. 15 Temmuz gecesi, evinde ailesiyle birlikteyken gelen bir telefonla göreve çağırıldı. Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’ne atılan ilk bombayla şehit oldu. On üç yaşında bir kızı ve 10 yaşında bir oğlu var. Ailesi için bir kahramandı. Şimdi tüm milletin kahramanı oldu.
Babası Sıddık Alkan, sabaha kadar oğlundan haber bekledi. Sabah saatlerinde oğlunun arkadaşlarından şehadet haberini aldı. Oğlunun inançlı, namuslu, saygılı bir evlat olduğunu ifade etti.

143-Murat Demirci
Tekstil Atölyesi Sahibi
39 yaşında
İstanbul/Harbiye, TRT Binası önünde şehit oldu.

Otuz dokuz yaşında. İki evladın babası. Kastamonulu. Tekstilci. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısını televizyondan izledikten sonra hiç durmadan hazırlandı. Eşine “Böyle zamanda ülkemizi sahiplenmeyeceğiz de ne zaman sahipleneceğiz?” dedi.
Uzun süredir güvercin besliyordu. Kısa bir süre önce güvercinlerini arkadaşına vermişti. Bir ara kızına “Seni çok seviyorum, çok özledim seni ‘ diyerek adeta vedalaşmıştı.
Harbiye’deki Radyoevi önünde vuruldu. Sabaha karşı polisler eşini arayıp Murat Beyin yaralandığını haber verdi. Eşi Taksim Acıbadem Hastanesi’nde şehadet haberini aldı.

144-Murat Ellik
Polis Memuru
25 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Yirmi beş yaşında. Bekâr. Erzurumlu. Polis babasının izinden giderek polis olmuştu. Özel Harekat’ı özellikle tercih etmişti. Başarılı bir polisti ama kış boyu operasyonlarda olunca ana baba yüreği tedirgin bir bekleyişteydi. Sur operasyonlarından yaralı olarak dönmüştü.
15 Temmuz günü izinliydi. Göreve çağırıldı. Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’na yapılan saldırıda yaralandı. Hastanede tedavi altına alındı ancak şehit oldu.

145-Murat İnci
Mobilyacı
42 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Kırk iki yaşında. O gece ailesiyle bir düğündeydi. Eş dost birçok kişiyle görüşüp muhabbet etti. Darbe haberini alır almaz eve döndü. Kıyafetlerini değiştirmeden evden çıktı. Genelkurmay Başkanlığı önünde demokrasi mücadelesi verirken sık sık abisi ile görüşüyordu. En son, “Nasipten ötesi yok. İnşallah bu ülke bu darbecilere kalmayacak. Vatan sağ olsun” dedi.
Bu konuşmadan sonra kendisiyle irtibat kesildi. Saatler sonra telefona bir başkası cevap verdi, şehit olduğunu söyledi.

146-Murat Kocatürk
Ayakkabı Ustası
35 yaşında
İstanbul Saraçhane Meydanı’nda şehit oldu.

Otuz beş yaşında. Ayakkabı imalatçısı. Biliyordu şehit olacağını Murat Kocatürk. Babasına sık sık “Şehit olmak istiyorum!” derdi. Yılların emektarı babası da “Hayırlısı olsun oğlum!” diyordu. Hissetmişti belli ki.
O kara gecede olanları televizyondan izledi. “Sokağa çıkın!” çağrısıyla, ayak sesleri salâ seslerine karıştı. Şehadetinin salâsını dinledi. Abdestini aldı. Adeta bayrama gidiyormuş gibi çıktı evden. Cesurdu, hiç korkmazdı. Haber gelmedi bir daha. Ertesi gün babası Gaziosmanpaşa Karakolu’na çağrıldı. Genç bir komiser yardımcısı tarafından, ayetler eşliğinde şehitlik haberi verildi.



147-Murat Mertel
Esnaf
40 yaşında
İstanbul TürkTelekom binası önünde şehit oldu.

Kırk yaşında.  Evli ve üç çocuk babası. Yakın zamanlarda Kapalıçarşı’da bir dükkân açmıştı; bunun mutluluğunu yaşıyordu. 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanımızın çağrısını duyunca, evdeki herkesle tek tek vedalaştı. Abdest alıp namaz kıldı. Annesinden de telefonla helallik aldıktan sonra, tekbirler getirerek evden çıktı.
Arkadaşlarıyla toplanıp, TürkTelekom’a düzenlenen saldırıyı önlemek istiyordu. Geç saatlere kadar darbecilere karşı direndi. Arkadaşının yaralandığını görüp ona yardım etmek için koştu. Vuruldu.

148-Murat Naiboğlu
Serbest Meslek
39 yaşında
Acıbadem Türk Telekom binası önünde şehit oldu.
Sokağa çıkın çağrısıyla evden ayrılıp birkaç adım sonra teröristle karşılaştı. “Ne yapıyorsunuz?” diye hesap sorunca düşmanın cevabı net oldu: “Vur onu!” Bu sözleri duyan ve belki de hayatında ilk kez gözlerine bakıp bir insanı öldürmesi istenen askerin eli titreyince başka birine yöneltti sözlerini kıdemli terörist.
Diğerinin gözü de kalbi ve aklı gibi karaydı; gerçek bir düşmandı yani. Hıyanet emrini yerine getirdi. Taramakta beis görmedi Murat Naiboğlu’nu. Arkadaşlarını arayacak kadar mecali vardı: “Abi beni vurdular!” diyebildi sadece. Arkadaşları önce bunun bir şaka olduğunu sandılar ama yine de koşarak sokağa geldiler.
Geldiklerinde gördüler ki, Murat ibadetlerin en büyüğüyle sokaktan ve bu dünyadan ayrılmıştı. Canını bir inci tanesi gibi şehadet tespihinin ipine dizmişti.

149-Mustafa Aslan
Polis Memuru
47 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk yedi yaşında. Polis memuru. Yozgatlı. Tokat’ta görev yapıyordu. Evli ve üç oğlu vardı. Ailesiyle evinde vakit geçirmekten hoşlanıyordu. Yıllardır yoğun bir şekilde görev yapıyor; emeklilik hayalleri kuruyordu. Emekli olunca ailesiyle daha çok vakit geçirecek; toprakla uğraşacaktı. Darbe girişimi gecesinden beş gün önce, kadrosunun bulunduğu Tokat’tan Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’na eğitmen olarak görevlendirilmişti. İlk bombanın atıldığı saatlerde bir kere erkek kardeşiyle konuşma fırsatı oldu. “Şerefsizler şu an burayı bombalıyorlar. Ben sizi ararım!” diyebildi.

150-Mustafa Avcu
Üniversite Öğrencisi
22 yaşında
Ankara, Kızılay Meydanı’nda şehit oldu.

Yirmi iki yaşında. Gazi babanın şehit oğlu. Gazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği 3. sınıf öğrencisiydi. Anne ve babası akademik başarısının yanı sıra değerlerine bağlı bir evlat yetiştirmeyi önemsiyordu. Mustafa da öyleydi.
15 Temmuz gecesi ailesiyle birlikte yatsı namazını kıldıktan sonra darbe haberini alan Mustafa “Bugün evde oturursak, yarın vatan kalmayacak!” deyip arkadaşlarına da haber verdi ve evden koşar adım çıktı. Babası ve kardeşi ise onun peşinden yakındaki Keçiören Belediyesi önüne direniş için toplanan kalabalığa katıldı. Mustafa’nın vurulduğu haberini orada aldılar. Yüksek İhtisas Hastanesi’ne gittiklerinde şehit oğullarının tebessümüyle tanıştılar.
Kısa ömrünü babasını örnek alarak yaşamıştı. Babası 1992 yılında vatani görevini yaparken gazi olmuştu, Mustafa ise şehit…

151-Mustafa Cambaz
Gazeteci
53 yaşında
İstanbul/Çengelköy’de şehit oldu.

Gazeteci ve iyi bir fotoğrafçı. Türkiye’nin Ulucamilerini fotoğraflayarak güzel bir albüme imza attı. Onu çokları “Yunan askeri olmaktansa vatanımda yaşarım” diyerek Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmesiyle tanıyordu. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı yıllarca bekleyen Mustafa Cambaz, burada bir aile kurdu. Yeni vatanı için canını vermeyi göze aldığını ise 15 Temmuz gecesi gösterdi.
Bir İstanbul aşığıydı ve Çengelköy semtini çok sevmişti. Evini üçüncü kez taşıyarak, yine Çengelköy’e dönmüştü.
Son evlerine taşınalı tam 1 ay olmuştu. Tam halıları sermiş, artık rahatça oturacaklardı ki 15 Temmuz yaşandı. Oğlu Alpaslan anlatıyor: "Biz annemle evi derleyip toplarken babam balkondan sürekli Boğaz'ı izliyordu. ‘Dokunmayın, ben düzenleyeceğim’ dediği kitaplarını bile biz yerleştirdik raflara, eli kolu gitmemişti hiçbir şeye. Meğer biz annemle taziye evini hazırlıyormuşuz, o da son günlerini birikmiş yorgunluğunu atarak geçiriyormuş.”
Darbe girişimi olduğunu öğrendi. Çengelköy’e doğru hareketlendi. “Gitme!” diyen eşine “Dışarıda bu olaylar olurken beni evde tutamazsın” dedi. Çıkarken sosyal medya hesabından “Kalkışmayı yapanlar kalktıkları gibi oturamamalı. Hatta hiç oturamamalı. Başkomutan Erdoğan’ın isteği ve emriyle sokağa çıkıyoruz!” diye duyurdu. Çengelköy’e indi. Telefonla irtibat kurduğu oğluna, gecenin ilerleyen saatlerinde, “Asker karakolu bastı. Halka ateş ediyorlar” dedi. Duyulan son cümlesi oldu bu. ‘Lâ ilahe ilallah’ı ise son nefesine sakladı. Göğsünden iki kurşunla vuruldu.
Mustafa Cambaz’a Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı şehadetinden sonra verildi. Adı, uzun yıllar çalıştığı Yeni Şafak gazetesine gitmek için indiği metrobüs durağına verildi.


152-Mustafa Direkli
Öğrenci
20 yaşında
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda şehit oldu.

1996’da peygamberler diyarı Şanlıurfa’da doğdu. İstanbul’da Okan Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü ikinci sınıf öğrencisiydi. Arkadaşlarıyla birkaç günlük bir tatil için yurtdışına çıkmaya hazırlanıyordu. Ancak kader ona başka bir yolculuk hazırlamıştı. Darbe girişimini televizyondan duyunca arkadaşlarıyla kaldığı evin yakınındaki Havalimanına koştu.
Arkadaşı Veysel, Mustafa’nın şehit olmadan önce askerleri ikna etmeye çalışmasına ve son nefesini vermesine şahit oldu. Mustafa’nın çevresindeki herkesin her sıkıntısına koşmasını anlatmak için “Sanki ondan dört-beş tane vardı!” diyor
Çıkmadan önce babasıyla telefonlaştı.“Baba, Cumhurbaşkanı çağırdıktan sonra sokağa inmem gerektiğini düşünüyorum” dedi. Babası durdurmak istedi ama “Yarın her şey için çok geç kalmış olmaz mıyız?” dedi.

153-Mustafa Karasakal
Öğrenci
17 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

On yedi yaşında. Lise öğrencisi. Babasını, daha altı aylık bir bebekken kaybetmişti. Annesinin daha sonra evlendiği Muhiddin Şahbaz’dan baba şefkati görmüştü. 15 Temmuz gecesinde TRT’de okunan sahte darbe bildirisini izleyip Cumhurbaşkanımızın çağrısını duyduktan sonra, manevi babası, kardeşleri ve kuzeniyle birlikte evden çıktılar.
Evden ayrılmadan evvel, annesiyle uzun uzun vedalaştı. Vatanını kalbi bildi. Hatırası bir milletin dirilişine vesile oldu. Genelkurmay Başkanlığı önündeki tanklarla savaşırlarken, helikopterden açılan ateşin hedefi oldu.

154-Mustafa Kaymakçı
Güvenlik Görevlisi
37 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Otuz yedi yaşında. Tosyalı. Özel güvenlik görevlisi. En değerlisi bir ailesi bir de vatanıydı. Çocuğuyla ilgilenmeyi çok severdi, eşini ve diğer herkesi mutlu ettikçe huzur bulurdu. Cömertti; güleryüzlüydü.
Maddi sıkıntıları oluyordu ama son zamanlarda yavaş yavaş durumu toparlanmaya başlamıştı. Balık ve kuş beslerdi. Sokak hayvanlarına sahip çıkardı. Kedileri köpekleri beslerdi. Mutlu olmak zamanıydı; olmadı. Ülkenin içinde bulunduğu vaziyete sessiz kalamadı. Köprü’ye gitti, geri durmadı, silahlardan kaçmadı.

155-Mustafa Koçak
İnşaat İşçisi
34 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Otuz dört yaşında. İşçi. Ankara’da yaşıyordu. Eşi ve iki çocuğuyla beraber, huzurlu sakin bir hayatı vardı. Ama vatan hep öndeydi ve önde olacaktı. “Öleceğimi bilsem de çıkacağım!” dedi eşine. Çağrıyla çıktılar o gece dışarı arkadaşıyla beraber. Külliye’ye gelmeye çalışıyorlardı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önüne saatler boyunca darbecilerle mücadele ederken arkadaşlarına “Biz buraya şehit olmak için, vatanımız için geldik!” diyordu.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde sabah namazını kıldıktan sonra F16’dan atılan bombadan sıçrayan şarapnel parçası kalbine isabet etti.

156-Mustafa Serin
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
47 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk yedi yaşında. Burhaniyeli. İki kızı var. 15 Temmuz günü izne ayrılmıştı. Uzunca bir süre Doğu’da meskûn mahal operasyonlarına katılmış, iki yıl izin kullanamamıştı. Güneydoğu’da keskin nişancı olarak görev yapmış ve defalarca çelik yeleğinden kurşun çıkarmıştı. Şehit olmayı hayal ediyordu. Baba ocağı Burhaniye’ye gitmeye hazırlanıyordu. Akşamüzeri aniden göreve çağırıldı.
Saat 23.54’de eşini son kez aradı: “Sesi gayet iyiydi, birinci bomba atılmış; hiç belli etmedi. Kapıları kilitlememi söyledi. Daha sonra aradım ulaşamadım, ona bir şey olacağı ihtimalini konduramadım.”

157-Mustafa Solak
Dekorasyoncu
43 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Kırk üç yaşında. Dekorasyoncu. Evli.  Engelli bir oğlu var. Hayatını ailesine adamıştı. Onlar için yaşıyordu. O gece yorgundu. Erkenden yatmıştı. Gelen arkadaşından gelen telefonla uyandı. Yine mi ortalığı karıştırdılar!” diye söylendiğini duydu eşi.
Abdest aldı, üstünü giydi. Evden çıkarken 'Mustafa nereye gidiyorsun' diye sordu eşi. “Külliye'ye gidiyorum. Vatan elden gidiyor. Sen gitmezsen, ben gitmezsem kim gidecek?” dedi. Komşuları “Nereye gidiyorsun Mustafa?” diye sorunca, “Savaşa gidiyorum!” demiş. Gece boyu üç kez konuştu eşiyle.. Sabaha doğru, son telefonda “Camiye gidiyoruz!” dedi. Sonrasını eşi anlatıyor: “Oturma odasında uyuyakalmışım. Rüyamda eşimin baş üstü düştüğünü gördüm. 'Mustafa!' diyer bağırarak uyandım. O an TV'de Külliye'ye bomba atıldığı haberini gördüm. Kendi kendime 'acaba Mustafa şehit mi oldu' diye içimden geçirdim.”
Hainler son çırpınışlarını gerçekleştiriyordu. Millet Camii’nden sabah namazından çıkan sivillerin üzerine atılan bombayla şehit oldu.

158-Mustafa Tecimen
3. Sınıf Emniyet Müdürü
51 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Elli bir yaşında. Evli. Üç çocuk babası. 15 Temmuz gecesi silah ve görev arkadaşlarıyla birlikte gerekli tedbirleri aldı, görev emri bekliyordu ki… Kırk yıllık nifak örgütünün sinsice büyüttüğü nefret ateşi altında kaldı. Ateş yakamazdı İbrahim soyluları. Bundan sonra, Nemrut soylular yanacaktı.
Yıllarca Özel Harekat’ta hizmet veren ve son yıllarda akademide öğrenci yetiştiren şehidin büyük oğlu Ahmet Kasım, “O gün babamın görev yeri akademiydi. Gitmeyebilirdi. İyi ki gitti. Gitti de vatan için şehit oldu, elhamdülillah!” diyor.
Ailesine şehadet haberi verildiğinde, kardeşi Mehmet Tecimen, bu haberin Mustafa’nın ikinci şehadet haberi olduğunu hatırlattı. Seksenli yıllarda Şırnak’ta görev yaptığı sırada operasyonda şehit olduğu haberini aldıklarını, yaşadığını sonradan öğrendiklerini ifade etti.


159-Mustafa Yaman
İmam
31 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Evli ve iki çocuk babası. Özel Harekat Dairesi Başkanlığı içindeki camide imam olarak görev yapıyordu. Görev ve sorumluluk bilincini üst düzeyde yaşayan Mustafa Yaman Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’na yapılan ilk hava saldırısı sonrası cemaati olan polisler için endişelenerek müezzin arkadaşıyla birlikte Özel Harekat Daire Başkanlığı’na koştu.
Mustafa vedalaşmadan koştu gitti. Yetişmeye çalıştım ama yetişemedim” diyor eşi. Eşinin yardımsever, paylaşımcı biri olduğunu, sıla-ı rahime dikkat ettiğini belirtiyor. “Üniversite bittikten sonra nişanlandık ikimiz de işe başlamıştık. Bir sene sonra düğün yaptık ama iki sene sonra bir araya gelebildik tayinden dolayı. Biz birbirimize hasret yaşadık.”
Polislere imamlık yapan ve şehitlerin cenaze namazlarını kıldıran Mustafa Yaman, “Sizler gibi ben de Mardin’de, Nusaybin’de şehit olsam keşke!” diyordu.

160-Mutlucan Kılıç
Garson
17 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

On yedi yaşında. Aile bütçesine garsonluk yaparak katkıda bulunuyordu. Anne ve babasının sekiz yıl süren evlat dualarının kabul edilmiş haliydi. İsmini o yüzden ‘Mutlu’ vermişlerdi.
Darbe girişimini hasta yatağında öğrendi. Babası önceden dışarı çıkmıştı. Babasını arayıp “Ben de gelmek istiyorum” dedi. Babasının karşı çıkmasına rağmen Külliye’ye doğru yola çıktı. Babasıyla bir türlü irtibat kuramadı. Sabaha karşı babası Mutlucan’ı aradı ancak artık cevap veremezdi.
Annesi Yıldız Hanım “Mutlucan’ımın bana sözü vardı” diyor. “‘On sekizime basar basmaz, hemen ehliyet alacağım. Sonra kendime bir araba, sonra da sana bir ev alacağım. Seni kendi arabamla senin evine götüreceğim’ diyordu. Sözünde durdu; hayırseverler Mutlucan’ın hatırına bize bir ev bağışladı.”

161-Muzaffer Aydoğdu
Sivil
36 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Otuz altı yaşında. Bir kız çocuğu babası. Eşiyle mutlu, kendi hallerinde geçinip gidiyorlardı. Cumhurbaşkanımızın yaptığı çağrıyı duyunca bir an dahi düşünmeden eşinden ve ailesinden helallik isteyerek meydanlara çıktı. Genelkurmay Başkanlığı önünde hainlerin silahından çıkan bir kurşunun beline isabet etmesiyle ağır yaralandı. Hastaneye kaldırıldığında şehadet şerbetini içmişti.
Geriye milletinin vefasına emanet ettiği Tuana’sı ve Ankara’da meydana gelen patlama sonrası 18 Şubat 2016 tarihinde paylaştığı sözleri kaldı: “Biz iyiyiz. Bize bir şey olmadı, merak etmeyin demekten utanıyor insan...”

162-Münir Murat Ertekin
4. Sınıf Emniyet Müdürü
47 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk yedi yaşında. Sivaslı. Güneydoğu’da da defalarca görev yaparak terörle burun buruna gelmişti. Bir ay önce Nusaybin’de bombalı saldırı sonucu ayağından yaralanmıştı. Tedavi için Ankara’ya gelmişti. Yarası iyileşmeden görev yerine geçti.
Ülkesini çıkarları uğruna feda etmeyi göze alan vatan hainlerinin darbe girişimine karşı durdu. Olaylardan haberdar olduğunda Özel Harekât Dairesi Başkanlığı’na gitti.. Darbecilerin uçaktan attıkları bombalara hedef oldu.

163-Münür Alkan
Polis Memuru
41 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk bir yaşında. Tekirdağ doğumlu. Evli. Bir kız babası. 1995 yılında İstanbul’da polis memuru olarak göreve başladı. 1999’da Hakkâri’de şark görevini tamamlayarak 2001 yılında Bolu’da görevine devam etti. 2003 yılında tekrar İstanbul’a döndü. Çalışma hayatı boyunca mesleğini severek sürdürdü. Kendisine verilen tüm görevleri başarıyla tamamladı. Çalışma arkadaşları, ailesi ve yakın çevresi tarafından sevilen ve saygı duyulan biriydi.  Darbe girişimi sırasında İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ı korurken vuruldu.

164-Necati Sayın
İnşaat Mühendisi
62 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Damadı Fazıl Gürs ve kızlarıyla birlikte sokağa çıktı. Genelkurmay’a yakın üst geçitte, araçları ezerek gelen tank yüzünden üstgeçitten aşağı düştü. Kızları ağır yaralandı. Öz oğlu saydığı Fazıl Gürs şehit oldu.  Ertesi gün ailesi Necati Sayın’a hastanede ulaştı. Nefes alamıyordu, akciğerleri parçalanmıştı ama “Elhamdülillah iyiyim” diyordu çocuklarına.
16 Temmuz sabahı sonsuzluğa uçtu. Hastaneden teslim edilen gömleğinin cebinde şehit olmak için okunacak duaların olduğu küçük bir not kâğıdı bulundu.
O sırada 6 yaşında olan torunu Ömer hem şehit oğlu, hem şehit torunu oldu. Bugünlerde “Zaman makinesi icat edildi mi?” diye soruyor: “Zaman makinesiyle 15 Temmuz gecesine döneceğim. Ben de babamla ve dedemle birlikte şehit olacağım” diyor.

165-Necmi Bahadır Denizcioğlu
Serbest Meslek
50 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Elli yaşında, Evli. İki kız babası. 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine Beştepe’ye giderek devletin birlik, bütünlük ve düzenini hedef alan teröristlere direndi. Eşini telefonla aradı. “Bu hainleri biliyoruz, biz de çıkacağız, vatanı bu çapulculara böldürmeyeceğiz. Sadece oy vermekle olmaz” diye konuştu.
Şehidin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çok sevdiğini hatırlatıyor eşi. Nedenini sorduğunda ise“Onun vatan sevgisini seviyorum” dediğini kaydediyor. “Belki vatanını böyle sevdiği için şehitlik nasip oldu!”
Helikopterden açılan ateş sonucu şehit oldu.

166-Nedip Cengiz Eker
Polis, Muğla Emniyet Müdürlüğü
41 yaşında
Muğla/Marmaris’te şehit oldu.

Kırk bir yaşında. Şark görevini tamamlamış ve Muğla İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev yapmaktaydı. Kendisi gibi polis olan bir sevdiği vardı; yakında düğün yapmayı planlıyorlardı..
Kendisine 15 Temmuz akşamı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı koruma görevi verilmişti. Yanındaki ekiple birlikte Marmaris’e, Cumhurbaşkanı’nın kaldığı otele gitti. Önce oteli tarayan darbeci askerler, sonrasında otelin etrafına gizlendi. N. Cengiz Eker’in de içinde bulunduğu polis ekibinin yaklaşmakta olduğunu görünce, yaylım ateşi açtılar. Nedip Cengiz Eker, olay yerinde şehadete kavuştu.
Tüm Marmaris’in oğlunun cenazesinde ağladığını anlatan Baba Nihat Eker, oğlu için “Biz onu çok temiz yetiştirdik” diye konuştu.

167-Niyazi Ergüven
Polis Memuru
26 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.
Yirmi altı yaşında. Beş ay önce Diyarbakır Sur ilçesinde devam eden meskun mahal operasyonlarında yaralanmıştı. Tedavi süreci tamamlanmış ve kadrosunun bulunduğu Ankara’ya dönmüştü.15 Temmuz gecesi darbe girişimi nedeniyle göreve çağırıldığında, hızla hazırlanıp Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda hazır bulundu. Saat 24.00 civarında ablasıyla telefonda konuştu. Saldırının şiddetlendiğini, telefonda konuşamayacağını, kendilerini tekrar arayacağını söyledi. Telefonu kapattıktan sonra ailesinden gelen çağrılara yanıt veremedi. Özel Harekât’a atılan ikinci bombada arkadaşlarıyla birlikte şehit düştü.
Babası, Niyazi’nin namaz kılan, inançlı ve uyumlu biri olduğunu belirtiyor. Ve “Genç yaşta olması bizi üzdü ama şehit olmasıyla onur duyuyoruz” diyor.

168-Oğuzhan Yaşar
Mağaza Çalışanı
24 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Yirmi dört yaşında. Erzurumlu. Bir mağazada işçi olarak çalışıyordu. 15 Temmuz gecesi evdekilerin karşı çıkacağını düşündüğü için, “Bir arkadaşıma gidiyorum” dedi. Fakat Külliye’ye gitti, milli iradeye sahip çıkmak için direnenlerin arasına karıştı. Bir tankın üzerine çıkıp, darbeci bir askeri polise teslim ederken ağır yaralandı. Kaldırıldığı hastanede 18 gün tedavi gördü; sonrasında şehit oldu. “Arkadaş”ına gitti, sahiden.

169-Onur Ensar Ayanoğlu
Vinç Operatörü
27 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

“Adını Ensar koyduk ya…” diye anlatıyor annesi Ferda Ayanoğlu. “Ensar ruhluydu oğlum. Çok cömertti. Herkese yardım etmek isterdi. Yardım isteyenin işini çözene kadar uğraşırdı. Kendinde yoksa da bir başkasından bulur, muhtacı mutlaka sevindirirdi. İsteyeni geri çevirmezdi.” Nişanlıydı. “Gitme aşkım. Beni sevmiyor musun?” diyen nişanlısına “Seni seviyorum ama vatanımı daha çok seviyorum” diye cevap verdi.
Kardeşi ve babasıyla birlikte vardılar Köprü’ye. Bir ara koptu babasının yanından. Tankların tam karşısına dikildi. Gişelerin önünü nöbet yeri bildi. Vurulanlar oldu tank ateşiyle ve keskin nişancı kurşunlarıyla. O sırada, babası vurulduğu için ‘baba!’ diye feryat eden bir kızın yürek parçalayıcı sesini duydu. “Tamam kardeşim, babanı alacağız oradan” diyerek diğer direnişçilerle beraber koştu. “Geri gelin!” dedi babası. “Tamam baba, gelirim” diyordu yaralıya koşarken. Bu son sözüymüş meğer. Sonra cevap vermez oldu telefonu. On beş dakika sonra telefonu başkası açtı babasına: “Amca,” dedi, “telefonun sahibi vuruldu.”
Yaralılar için eğildiğinde yağmıştı kurşunlar Onur Ensar’ın gövdesine. Kardeşi Oğuz da yaralanarak gazi oldu. “Saatlerce aradım, kimse telefonlara cevap vermedi” diyor Ferda Hanım. “Meğer bana söylemek istememişler. Onur’um uçmuş çoktan…”

170-Onur Kılıç
Taksici
23 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Yirmi üç yaşında. Taksi şoförü. Rizeli. Bekâr. 15 Temmuz’dan üç gün önce anne ve babası Onur’a kız istemek için memleketleri Rize’ye gitmişti. Tüm ısrarlara rağmen Onur anne babasıyla gitmemiş, “Siz gidin birkaç gün sonra gelirim ben” demişti
Darbeye kalkışıldığı haberini alan Onur, babasını arayıp helallik istedi ve amcasıyla birlikte Kısıklı’ya çıktı. Polislerin ilerlemesine engel olması üzerine, askerliğini tank şoförü olarak yaptığını, tankları cuntacı askerlerden alabileceğini söyleyerek öne geçti.  Köprü’nün başını tuttular. Babası da Rize’de 50 araçlık konvoyla vatan savunmasına çıkmıştı. Babası, geç vakit, eve döndüğünde kalabalık eş dost tarafından karşılandı. Kanser hastası olan ağabeyine bir şey olduğunu sandı ancak haber İstanbul’dandı. Onur’un adının önüne onurlu bir ‘şehit’ kelimesi eklendi.

171-Orhun Göytan
Turizmci
36 yaşında
İstanbul Türk Telekom binası önünde şehit oldu.

Otuz altı yaşında. 15 Temmuz gecesi ağabeyi ile birlikte işyerindeydiler. Darbe girişimini televizyondan öğrendiklerinde, babaları Gültekin Göytan’ı telefonla aradılar. “Sakın çıkmayın” tavsiyesi üzerine bir müddet beklediler ancak daha sonra anneleri Şennur Göytan’ın yanına gitmek için yola çıktılar. Acıbadem mahallesine, TürkTelekom binası önüne geldiklerinde, içinde bulundukları araç darbeci askerler tarafından tarandı. Ağabeyinin bacağından yaralandığını gören Orhun Göytan, gaz pedalına basmak için eğildiğinde kurşunlara hedef oldu. Yaralı olarak arabadan çıkıp, askerlere, “Bize ateş etmeyin” dedi ama yaralı olduğu halde 11 kurşun yedi.

172-Osman Arslan
İşçi Emeklisi
53 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Elli üç yaşında. Çorumlu. İşçi emeklisi. Yakın zaman önce umreden dönen ve tek arzusu hac farizasını yerine getirmek olan Osman Arslan, hiç değilse o mübarek topraklarda vefat etmek istiyordu. 15 Temmuz gecesi darbe girişimini haber aldığında, müjdelenmiş gibi ayağa kalktı.
Ailesinin itirazına rağmen, “Ben bu salâların susmasına izin vermem!” diyerek camilerden okunan salâ sesleriyle birlikte evden çıktı. Bir ayağı aksayan Osman Arslan’ın o güne kadar koşabildiğini görmeyenler, göğsüne doldurduğu taşlarla bir tankın peşinden ‘kurşun gibi’ hızla koştuğuna hâlâ inanamıyor. Arzuladığı şehitlik mertebesine, Genelkurmay Başkanlığı önünde erdi.

173-Osman Evsahibioğlu
Mobilyacı
29 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Sakine Hanım ve Mustafa Bey çocuk sahibi olmayı çok istemelerine rağmen kısmet olmamış. Evlat edinmeye karar vermişler. Fakat evlat edindikleri ve çok sevdikleri Hüdayi 10 yaşında trafik kazasında vefat etmiş.
Evlerindeki evlat sıcaklığına alışan Sakine Hanım ve Mehmet Bey yeniden evlat edinmeye karar verip bu defa Osman'ı evlat edinmişler. Sakine Hanım, Osman'a bağlanmış, Osman ise Sakine Hanımı, Mehmet Beyi ana baba bilmiş. Yine de ara sıra Osman’a "Evladım, ölümlü dünya, hastalık var anneni babanı bul!” demişlerse de Osman istememiş. “Benim annem de babam da sizsiniz” demiş.  2008 yılında Osman Beyin vefat etmesinden sonra anne- oğul birbirlerine daha da bağlanmışlar.
15 Temmuz akşamı, askeri kalkışmadan haberdar olan Osman annesine haber vermeden Genelkurmay Başkanlığı önüne gitti. Helikopterden açılan ateşle şehit oldu.
"Şu kapıdan girişini görünce dünyalar benim olurdu" diyor Sakine Hanım. "Artık gelmeyecek ya dünyada başka kimse yok gibi hissediyorum."

174-Osman Yılmaz
Esnaf
46 yaşında
İstanbul/Çengelköy’de şehit oldu.

Kırk altı yaşında. Kastamonulu. Üç çocuk babası. 15 Temmuz gecesi darbe girişimini ve gelişmeleri öğrenince, kardeşi Hasan Yılmaz ile birlikte evinden çıkarak mücadeleye katıldı. Üzerinde kısa süre önce Ramazan Bayramında aldığı giysileri vardı. Arkadaşı Halil Kantarcı’ya yardım etmek isterken vuruldu.
Gece eşine "Korkmayın, sabaha her şey geçecek!" dedi. Eşine sürekli “Ben öleceğim, çocuklarıma sen bakacaksın” diyordu. “Birbirimize çok düşkündük” diyor eşi Şule Hanım. “Ağzımdan çıkan her lafa üzülürdü. Bana ve çocuklarıma uyurken uzun uzun bakardı. Geceleri sesli sesli Kur'an okurdu. 2003 yılında Hacca gittik. Tek hayali şehit olmakmış. Hacda şehit olmak için dua etmiş. Hacı arkadaşımızın kucağında şehit oldu. Allah dualarını kabul etti.”

175-Ozan Özen
Polis Memuru
23 yaşında
İstanbul/Kurtköy Orhanlı gişelerinde şehit oldu.

Üniversitede Haritacılık Bölümü okudu. Polis olmayı tercih etti. 15 Temmuz gecesi darbecilere engel olmak için arkadaşlarıyla Kurtköy’e, Havalimanı’na gittikleri sırada, darbeye karşı olan bir asker “Ben masum sivillere silah doğrultmam!” diyerek kendini vurdu. Polis Ozan ve arkadaşları darbeye karşı çıkan askerleri Havalimanı’ndan uzaklaştırmak istiyordu. Yolda darbeci bir asker aracına ateş etti. Yaralı haldeki Ozan Özen direksiyon hâkimiyetini kaybetti, şehit düştü.
Darbe soruşturması kapsamında ifade veren Topçu Uzman Çavuş İbrahim Donat, Şehit Polis Ozan Özen’in şehadetine giden olayları şöyle anlatıyor: “Darbe yapıldığını öğrenmemiz üzerine tank komutanımız Astsubay Çavuş Ferhat Daş 'Biz vatan haini değiliz' diyerek beylik tabancasını çıkartarak alttan çenesine doğru bir el ateş etti. Bu sırada diğer arkadaşlarım da tank içerisindeydi. Bunun üzerine tank kapağını açtık. Vatandaşlar komutanı çekip alarak ambulansa götürdü. Benimle birlikte teslim olan bir askerle polis merkezine gittiğimiz sırada Tuzla Orhanlı gişelerde yoldan üzerimize ateş açtılar. Bu sırada polis memuru Ozan Özen başından vuruldu."

176-Ömer Can Açıkgöz
Hukuk Fakültesi Öğrencisi
21 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Ailesi Gebze’de yaşıyordu. Hukuk fakültesini kazanınca Ankara’ya geldi. Üniversiteden arkadaşlarıyla bir eve yerleştiler. İkinci sınıfı bitirmek üzereydi.
Olayları öğrenince, arkadaşlarıyla beraber dışarı çıktı. “Gerçek hukukçu olacağız” demişti babasına. Helikopterden açılan ateşle vuruldu. Acil ameliyata alındı. Sabahın ilk saatlerinde kalbi durdu. Bu hayattan başka bir boyuttaydı artık. Daha güzel, daha temiz. Kendi gibi kahramanlarla beraber.
Babası Fahrettin Açıkgöz geceyi şöyle anlatıyor: “Gece 22.30 sularında oğlumu aradım, Ankara'da neler olduğunu sordum. Jetlerin uçtuğunu, ne olduğunu anlamak için arkadaşlarıyla sokağa çıkacağını söyledi. Gece yarısı 00.50 sularında tekrar aradım, 'İsterseniz çıkmayın' dedim ama 'Yok baba çıktık!' deyince dikkat etmesini söyledim. Daha sonra aradım, ulaşamadım. Külliye'nin önüne gider gitmez hemen taramışlar, kurşunlar oğlumun birkaç yerine isabet etmiş. Dinine çok düşkündü, şehitlik ona çok yakıştı.”

177-Ömer Cankatar
Stajyer Mali Müşavir
33 yaşında
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde şehit oldu.

Otuz üç yaşında. Muhasebeci. Vatansever ve heyecanlı bir genç. 15 Temmuz gecesi darbe girişimini haber aldığında Fatih’te evindeydi. Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine bir dakika bile durmadan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önüne gitti. Kendisinden gece boyunca haber alınamadı. Sabah olduğunda, annesi Atike Cankatar, gelen bir telefonla Ömer’in şehit olduğunu öğrendi. Daha evvel, defalarca, “Keşke cephede savaşsam!” diyen Ömer Cankatar’ın şehadeti milletinin dirilişine vesile oldu.
Meslek lisesinde muhasebe bölümü okurken, haftanın iki günü staj yapıp üç gün okula giderek ailesinin geçimini sağlıyordu. Annesi Annesi oğlunu iki sıfatla anlatıyor: “Yardımsever ve gözü kara”

178-Ömer Halisdemir
Piyade Astsubay Kıdemli Başçavuş
42 yaşında
Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda şehit oldu.

Kırk iki yaşında. Niğdeli. Evli. İki çocuk babası. Niğde'nin Çukurkuyu beldesinde yaşayan Hasan Hüseyin Halisdemir'in 7 çocuğundan biri. Çocukluğunu Çukurkuyu beldesinde geçirdi. Çukurkuyu'da okul sonralarında çobanlık yaptı. 1999 yılında Piyade Astsubay olarak Türk Silahı Kuvvetlerine katıldı.
Cuntacı Semih Terzi 20-30 kişilik bir grupla Özel Kuvvetler Komutanlığı karargâhına gelerek komutayı devralmak istedi.
15 Temmuz gecesi Külliye'ye giden yol üzerinde makam aracı üç araç tarafından sıkıştırılan Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı, bu pusudan kurtulmayı başardı. Bir kalkışma olduğunu anlayan ve Özel Kuvvetler Karargâhı’nın da ele geçirilmek istendiğini öğrenen Aksakallı karargâhtaki nöbetçi subaylara ulaşmaya çalıştı.
Zekai Paşa, karargâhı aradığında, darbeci Semih Terzi’nin "Ben oraya geliyorum. Kışlanın emniyetini sağlayın, içeriye komutanlardan kimseyi almayın, gerekirse ateş edin" emrini verdiğini öğrendi. Sonrasında Koruma Astsubayı Ömer Halisdemir’i ulaşarak tarihi bir emir verdi: “Sana, vatanımız ve milletimiz adına tarihi bir görev veriyorum. Tuğgeneral Semih Terzi vatan hainidir, isyancıdır. Onu karargâha girmeden öldür! Bunun sonunda şahadet var. Biliyorsun seninle 20 yıllık beraberliğimiz var. Hakkını helal et.” Ömer Başçavuş, sonunda şehitlik olan bu emir üzerine vakur bir sesle Zekai Paşa'ya, "Baş üstüne komutanım, hakkım helal olsun. Siz de helal edin" dedi.
Cuntacı Semih Terzi’yi vurarak, darbe girişiminin seyrini değiştirdi. Cuntacının adamları ise defalarca kurşun sıkarak Ömer Halisdemir’i şehit etti.

179-Ömer İpek
Reklamcı
34 yaşında
Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde şehit oldu.

Otuz dört yaşında. Evli. Biri kız biri erkek ikizlerin babası. Sekiz yıl bekledikten sonra baba olmuştu. Lise yıllarında zenginlerden topladığını fukaraya vermesiyle tanınırdı. Düğününde de durum değişmemiş; ailesi düğün için aldıkları yeni kıyafetlerden hiçbirini üzerinde görmemiş. Ertesi gün ihtiyacı olanlara vermiş.
15 Temmuz gecesi, bir düğünden gelmiş ve hafiften uyuyakalmıştı. Evdekilerin telaşı ile uyandığında yerinden fırlayıp işgali görünce “Ben gidiyorum, bu hakla batılın savaşı baba!” diyerek kapıya yöneldi. “Çocuklarım sana emanet, şehit olmaya gidiyorum” derken, babasının onunla birlikte çıkmasına da mani oldu.
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün önündeki direnişe giderken, dayanamayıp arkasından çıkan babası, ateş altındaki Genelkurmay’a koşmuş oğlunu bulma umuduyla. Şehitlik babaya değil oğula nasip oldu.

180-Ömer Takdemir
İşçi
20 yaşında
Kahramankazan, Akıncı Üssü’nde şehit oldu.

Kazan’a ‘kahraman’ unvanı kazandıran kahraman gençlerden. Çubuk doğumlu. 15 Temmuz gecesinde, eve heyecanla girmiş ve ailesine bombaların patladığını, ortalığın karıştığın söylemişti. Darbe olduğunu oğulları Ömer Takdemir’den öğrenen ailesi, önce hiç kimsenin dışarı çıkmasını istemedi. Yerinde duramayan Ömer, babasına defalarca “Ben gidip şehit olacağım. Vatan elden gidiyor” dedi.
Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine, babasından izin alabildi ve çıktı. Akıncı Üssüne doğru gitti. Saat 04.30 sularında göğsünden vuruldu.

181-Önder Güzel
2. Sınıf Emniyet Müdürü
46 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk altı yaşında. Özel Harekat Dairesi Başkan Yardımcısı. Gülşen, Elif ve Deniz’in babası. Kızlarının biricik kahramanı. 15 Temmuz gecesi personeli ile birlikte görev hazırlığı yaparken Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’na düzenlenen bombalı saldırıda şehadete erdi.
Annesi Gülşen Güzel "Kuzum böyle olmasını istiyordu” dedi. “Benim oğlum vatana ihanet etmedi. Benim kuzum vatanını severdi. Benim oğlum sonunda muradına erdi, şehit oldu."

182-Özcan Özsoy
Serbest Meslek
32 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Otuz iki yaşında. Bir çocuk babası. Ağabeyi Tekin Özsoy’la birlikte Beştepe’ye gittiler. Jandarma Genel Komutanlığı tarafından Külliye’ye doğru yaklaşmaya çalıştılar. Saat 02.30’da açılan ateşte ağabeyi yaralandı. Olaylar tırmanınca birbirlerini kaybettiler. Sabah, ağabeyi onu, Gazi Üniversitesi Hastanesi’nde buldu.
Önce “gaziler” arasında yazıldı adı. Ayları bulan hastane günlerinde, gözleriyle selamladı ziyaretçilerini. Her nefesini ödünç alıyordu; biliyordu. Son günlerde bilinci açıldı; gözleriyle vatan sevdasını fısıldadı herkese. Tedavisi sürerken ziyaretine gelenleri, bakışlarıyla teselli ediyordu.
Derken bir gece, ağır enfeksiyona çare etmedi ilaçlar. Şuurunun tam yerine geldiği hafta, yaklaşık 4 ay sonra şehit oldu. Hastanelerin o rutin sesi yankılandı ağabeyinin kulağında: “Kaybettik!” “Kaybettik” sözcüğünün dünyalık tanımına inat, o “Buldum” haykırışlarıyla, fena ve fani dünyaya vedasını yapıyordu.

183-Özgür Gencer
Esnaf
31 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Otuz bir yaşında. Elektrik teknisyeni. Evli. İki çocuk babası. Darbe girişiminden haberdar olduğunda evinde ailesiyle birlikteydi. Vatani duygularla sokağa çıktı ve gece 03.00 sularında eve döndü. Burada bir müddet kaldıktan sonra içi rahat etmedi. Annesi, şefkatinden, "Oğlum gitme!" deyince, "Buna gidilir anne!" diye cevap verdi. Abdest alıp arkadaşıyla sözleşti ve yeniden darbecilere karşı direnmek için kendini dışarı attı.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde atılan ikinci bomba, onu şehadete ulaştırdı.

184-Özkan Özendi
Emekli Memur
55 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Elli beş yaşında. Evli. Altı çocuk sahibi. Malatyalı. Şükretmeyi seven, cömert ve yardımsever bir kişi olarak tanınmaktadır. Şehit olmadan yaklaşık üç ay önce ilk torununu kucağına almış ve kulağına kendi ismini okumuştu. Darbeci hainlere direnmek için evden çıktığında, çalışma masasında açık bir tasavvuf kitabı bıraktı.
15 Temmuz gecesi milletinin geleceği uğruna evinden Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Genelkurmay Başkanlığı’na giderek onurlu mücadelesini verdi... Salâlar dinmesin diye çıktı evinden, yeni bir salâ sesiyle dünyadan uğurlandı.

185-Ramazan Konuş
Akademisyen-Veteriner Hekim
49 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Kırk dokuz yaşında. Veteriner hekim. Evli. Üç kız babası. İdealist ve çalışkan bir akademisyen.
Ne var ki, 15 Temmuz darbesini hazırlayan FETÖ tarafından kariyeri defalarca engellenmişti. Sonunda kendi tabiriyle “sahaya indi.” Tarım Bakanlığı teşkilatında, Bandırma’da veteriner hekimlik yapmaya başladı. Akademik hayallerini alternatif bir ‘akademi topluluğu’ kurarak gerçekleştirmeye niyetlendi.
Ankara'da bulunan çocuklarını almaya geldiği gün FETÖ'nün darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Büyük kızı ve eşiyle darbeye karşı durmak için Genelkurmay’a kadar yürüdüler. Gece boyu eşi ve kızının ellerinden sımsıkı tutarak, “Bugün şehit olma günü” diyordu. “Bu bir vatan mücadelesi, bugün ölmeyeceksek ne zaman öleceğiz!”
Helikopterden atılan bombayla şehit oldu, eşi ve kızı ağır yaranarak gazi oldu. Hasretine dayanamayan babası, oğlundan beş gün sonra vefat etti.
Büyük kızı Rümeysa’yı hukukçu olmaya teşvik ediyordu. “Kızım, bunlar [FETÖ] yargıyı ele geçirerek darbe yapıyor, iyi çalışın savcı olun, hâkim olun” diyordu. Rümeysa, sevgili babasını sevindirmek için üniversite sınavlarına büyük bir gayretle çalıştı. Artık 15 Temmuz gazisi unvanını da hak etmiş olarak hukuk okuyor.

186-Ramazan Meşe
Marangoz
25 yaşında
İstanbul/Güzeltepe’de şehit oldu.

Yirmi beş yaşında.  Yetim olarak büyümüştü. Ablası ve eniştesinin yanında kalıyordu. Marangozlukla uğraşıyordu. Askerliğini Hakkari’de Jandarma Piyade olarak tamamlamıştı.
15 Temmuz gecesi, darbeye karşı koymak için Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne gitti.  Sonrasında Cumhurbaşkanımızın talimatıyla başlayan 15 Temmuz meydan nöbetlerine devam etti.
18 Temmuz günü demokrasi nöbetine gitmek için hazırlandı. Şehit olacağını hissetmişçesine banyosunu yapıp süslendi. Ablasının “Hayırdır Ramazan, düğün mü var, neden süsleniyorsun?” sorusuna, “Bugün çok farklı bir gün. Beni unutmayın, sizi çok seviyorum” diye cevap verdi. Nöbetin üçüncü gününde Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) önünde darbe girişimine karşı protesto gösterisine katıldı.
AKOM önünde sürdürülen nöbetten arkası açık kamyonette bayraklarla dönen yaklaşık 20 kişilik grubun üzerine, Hasdal Okmeydanı TEM bağlantı yolu üzerinde Nurtepe Köprüsü'nden ateş açıldı. Kafasına isabet eden kurşunla şehit oldu.



187-Ramazan Sarıkaya
Emekli
53 yaşında
İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde vuruldu. Kırk gün sonra hastanede şehit oldu.

Elli üç yaşında. Malatyalı. Dört evlat babası. İşçi Emeklisi. Fatih’te AKDAV vakfının çay ocağında çalışıyordu. Sevenleri güzel çaylarıyla, tatlı tebessümüyle, hoş sohbetiyle hatırlıyor onu. Çalışmayı çok sever, ailesiyle birlikte vakit geçirmekten mutluluk duyardı. Her fırsatta okur, okumayı teşvik ederdi.
15 Temmuz gecesi darbe girişimini öğrenip Cumhurbaşkanımızın çağrısını duyunca İstanbul Büyükşehir Belediyesi önüne gitti. Belediye önüne varır varmaz, darbeci askerlerin saldırısına maruz kaldı. İki kurşunla yaralandı. Kırk güne yakın hastanede tedavi gördü. Çok arzuladığı şehadet mertebesine hastanedeyken ulaştı.
Büyük oğlu babasının ardından şöyle konuşuyor: “İnşallah biz de o mertebeye ulaşırız. İnşallah ölümümüz o şekilde olur. Ben hiç üzülmüyorum, mutluyum. Vefat etmek için en güzel yolu buldu.”

188-Recep Büyük
Esnaf
38 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Rizeli. Bakkal. Bekâr. Büyük adaşı ve hemşerisi Cumhurbaşkanımızın büyük hayranıydı. Ailesiyle birlikte yaşıyordu. Darbe girişiminden yakınları aracılığıyla haberdar oldu. Kardeşini ve kuzenini alarak Kısıklı’ya gitti. Daha sonra binlerce kişiyle Boğaziçi Köprüsü’ne doğru yol aldı, karşısına çıkan darbecilerden korkmuyor, tepesinden geçen uçak ve mermilere aldırmıyordu. Atalarına yakışanı yapacak, onurlu mücadelesini kanının son zerresine kadar sürdürecekti. Öyle de yaptı.
Göğsünün sağ altından vurularak yaralandı. Hastaneye gidinceye kadar bilinci yerinde, metaneti yüksekti. Sadece arkadaşlarını mücadelede yalnız bıraktığına üzülüyordu. Ameliyata girmeden az önce “Babama haber verdiniz mi” diye sordu. Ama ameliyat masasından şehitliğe yürüdü.

189-Recep Gündüz
İnşaat İşçisi
27 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Yirmi yedi yaşında. Hayatını ailesine adamış, parasını eve yollayan inşaat işçisiydi. Yılın bir döneminde İstanbul’a gelir çalışırdı. İşte o zamandaydı. İşten sonra oturup Köprü’yü seyretmeye daldı. Dinleniyordu. Bildiği sevdiği İstanbul manzarasına takılıp kaldı. Işıklar, sesler her şey tanıdıktı. Sonra bir telefon geldi “Darbe oluyor!”
Olamazdı, izin veremezdi. Erzincan’daki ailesini aradı; babasına, kardeşlerini dışarı göndermemesini söyledi. Onları korumaya aldı ama kendisi için aynı şeyi düşünmedi. Herkesten önce ulaştı Köprü’ye. Ateş açıldı üzerine, vuruldu. Bacağından yaralanmıştı. Ağır kan kaybı vardı. Hastaneye götürülüyordu ama anlamıştı şimdi şehadet vaktiydi.

190-Resul Kaptancı
İşçi
33 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Otuz üç yaşında. Yufkacılık yapıyordu. Altı çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu. Anne ve babası Haymana’da yaşamakta, kendisi ise kardeşleriyle birlikte mütevazı bir evde geçim derdindeydi. Evlenmek üzereydi. 15 Temmuz hainliği yaşanmasaydı anababası kendisine kız istemeye gidecekti.
Darbe haberini duyunca Genelkurmay Başkanlığı’na doğru gitti. Ancak hain bir kurşun Resul’ün dünya nasibini bitirdi, ahirete yazıldı adı. İçtiği şehadet şerbetiyle sonsuz bir yolculuğa çıktı.

191-Resul Rüstem Perçin
İşçi
18 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

On sekiz yaşında. 15 Temmuz gecesi amcası ile satranç oynarken, televizyondan darbe girişimi olduğunu haber aldı. Amcası ve kuzenleriyle birlikte Jandarma Genel Komutanlığı’na gitti. Tankların önüne korkusuzca yürüdü.
Olayların alevlendiği noktalardan biri olan Beştepe’ye ulaşalı 15 dakika olmadan darbecilerin kurşunlarına hedef oldu. Amcası Mustafa Perçin, ağır yaralı Resul’ü alıp hastaneye götürmek istedi. Ancak darbeciler Resul’ü almasına izin vermediler. Geç de olsa, yeğenini Turgut Özal Üniversitesi Hastanesi’ne götürdü. FETÖ’yle irtibatlı olan hastane ‘çok kalabalık’ bahanesi ile Resul’ü kabul etmedi. Gazi Üniversitesi Hastanesine götürülürken şehit oldu.
Resul Rüstem sık sık, “Askere gidip uzman çavuş olup şehit olacağım” diyordu. “Resul’ün naaşı çok güzel kokuyordu” diyor amcası. “O kokuyu iki yerde almıştım. Bir Uhud şehitliğinde bir de Eyüp Sultan’da.”
On sekiz yaşını yeni doldurduğu için beş gün önce ‘fotoğraflı nüfus cüzdanı’ almak için heyecanla fotoğraf çektirmişti. Kendi çektirdiği vesikalık fotoğrafı cenazesine katılanların yakasındaydı.

192-Sait Ertürk
Piyade Kurmay Albay
47 yaşında
İstanbul Topkule 66’ncı Zırhlı Tugay’da şehit oldu.

 

15 Temmuz gecesi, darbe kalkışmasını öğrenince, arkadaşı, Kartaltepe Kışlası Komutanı Piyade Albay Davut Ala ile buluşarak, istişarelerde bulundu. Toplantı sonunda, 66. Zırhlı Tugay Komutanlığının darbeye desteğinin engellenmesi gerektiğine karar verdiler. Kendi inisiyatifleriyle, yanlarına aldıkları üç polis ve üç uzman çavuşla tugaya giderek, o kara gecenin en önemli mücadelesini verdiler. Gece 03.30’da eşi Ceylan Hanımı arayarak kendisini merak etmemesini, valilikten gelen bir araçla olayların olduğu yere gidip hainleri sabaha kadar yakalayıp derdest edeceklerini, sabaha kadar bu işin biteceğini söyledi.
İki komutanın liderliğinde kurulan dörder kişilik iki tim, tankların, silahların ve askerlerin dışarı çıkmasını engelleyerek, tugay içindeki hareketlenmeyi durdurdu. Sonrasında çıkan çatışmada şehit oldu.
Şehit askerlerin en kıdemlisi 47 Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk, iş yerindeki masasında ve o gece yanında götürdüğü çantasında şehitlikle ilgili iki tane şiir bulundu. O gün yanında bulunan not defterinin ilk sayfasında Yahya Kemal Beyatlı'nın "26 Ağustos 1922" başlıklı şiirinden mısralar vardı:
"Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi,
Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi,
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslam'ın."

Eşi Ceylan Hanım şehidimizi anlatıyor: “Sait gerçek bir vatanseverdi. Askerlik onun için havaydı, suydu, yediği ekmekti, her şeyin önündeydi. Taziye için beni arayan komutanlardan şu ifadeyi kullananlar oldu: 'Sait olmasaydı, bugün İstanbul yoktu.' Tabii ben bunun yanına Davut Albay'ı da ekliyorum.”


193-Salih Alışkan
İşçi
48 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk sekiz yaşında. Evli. Üç çocuk sahibi. Beylerbeyi’nde yatsı namazını kıldıktan sonra, doğruca Köprü’ye gitti. “Ölümden korkmayın!” diyerek yola çıkmıştı. Köprü’ye çıkar çıkmaz sağ göğsünden vuruldu. Saatler 23.00’ü gösteriyordu. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün ilk şehidi oldu.

194-Samet Cantürk
İşçi
20 yaşında
Kahramankazan, Akıncı Üssü’nde şehit oldu.

Yirmi yaşında. Üç yaşındayken, annesini, 13 yaşında iken babasını uğurladı ahirete. Kazan Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nde işçi olarak çalışıyordu. 15 Temmuz gecesinde, kendilerine hem annelik hem babalık eden babaannesini, kardeşine emanet ederek evden çıktı. Hain darbe girişimine direnmek için Akıncı Üssü’ne gitti.
Çevresine daha evvel; “Ben düğün yaptığım zaman insanlar bir köye sığmayacak” diyordu. Öyle de oldu.

195-Samet Uslu
Muhasebeci
26 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Yirmi altı yaşında. Trabzonlu. Bekâr. Muhasebecilik yapıyor, ailesiyle birlikte yaşıyordu Üsküdar AK Parti’nin Gençlik kolları teşkilatı ile birlikte 23.30 civarı dışarı çıktı. Önce Kısıklı’ya gittiler. Sonra Boğaziçi Köprüsü’ne yöneldiler. Ailesiyle en son 01.20’de telefonda görüştü, uyuduklarını öğrenince, “Türkiye ayağa kalktı siz uyuyor musunuz!” dedi. Görüşmeden kısa bir süre sonra darbecilerin kurşunlarına hedefi oldu.
Askerliğini Şanlıurfa'da jandarma komando olarak yapmıştı. Kasım 2015'de terhis olmuştu. Oğlunun askerde şehit olmayı çok istediğini vurgulayan babası, "Nasip buradaymış, vatan uğruna şehit oldu oğlum. Diyecek lafım yok, Rabbim öyle istedi. Evlat acısı zor. Anısı çok olduğu için acısı da çok büyük oluyor” diye konuştu.

196-Sedat Kaplan
İşçi
31 yaşında
Ankara, Kızılay Meydanı yakınlarında şehit oldu.

Otuz bir yaşında. Trabzon/Yomralı. Ümitleri vardı. Yüreğini vatan bilmişti. Vatanı yüreğince geniş biliyordu. İstiyordu ki, ülkesi yetimlere şefkat eli olsun, mültecilere yuva olsun, ezilmişlere ümit olsun.
Uzunca bir süredir kanser tedavisi görüyordu. Tedavisi için Trabzon’dan Ankara’ya gelmişti. 15 Temmuz gecesi, kendisine refakat eden kardeşiyle hastanenin misafirhanesinde kalıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o gece halka yaptığı çağrının ardından 00.00’da sokağa çıktı. Ağır hastalığına rağmen darbecilerin karşısında durdu,  ağrısını bahane etmedi. TBMM’nin önüne vardı. Kardeşi Murat Kaplan ile 00.35’te konuştu, iyi olduğunu, merak etmemesini söyledi. Konuşmadan üç dakika sonra kendisine ulaşılmaz oldu. Meclis’in önünde mücadele ettiği darbeci hainlerin kurşunlarına hedef oldu.
Annesi, 15 Temmuz akşamı hastanenin misafirhanesinde kalan çocuklarının kendisini aramayınca içinin darlandığını belirtiyor. "O gün ot biçtim ve eve geldim. Olaylardan hiç haberim olmadı. Ertesi gün öğle saatlerinde kardeşim arayıp evine çağırdı. Kalkıp oraya gittim. Baktım herkes orada, ‘Ne oldu? Çocuklarıma mı bir şey mi oldu?’ diye sordum. Önce, ‘Çocukların iyi.’ dediler, bir süre sonra da olanları anlattılar.

197-Seher Yaşar
Komiser Yardımcısı
24 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Yirmi dört yaşında. Özel Harekat Dairesi Başkanlığı emrinde komiser yardımcısı olarak görev yapıyordu. Çocukluk hayalini gerçekleştirerek polis olmuştu. Şehit olmadan 15 dakika önce babası ile telefonda görüştü. Darbecilere karşı hazırlık içerisinde olduğu için “Ben sizi arayacağım” diyebildi sadece.
Ailesi ve arkadaşları tarafından neşeli ve güler yüzlü, sevecen biri olarak tanınmaktaydı. Sıcak tebessümleriyle ayrıldı aramızdan; dağı taşıyla tebessüm olmuş bir âleme doğdu. Seher ki, vaktin kalbi demekti. Vatanının kalbi oldu Seher.


198-Selim Cansız
İnşaatçı
28 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Yirmi sekiz yaşında. Evli. Dört yaşında bir kız babası. İki gün önce geçirdiği kaza sonucu ayağı kırılmış ve alçıya alınmıştı. Abdest almak için ayağındaki alçıyı kırarak dışarı çıktı.
Arkadaşı Beytullah Yeşilay ile birlikte Genelkurmay’ın önüne gittiğinde helikopterden açılan ateş sonucu arkadaşıyla birlikte şehit oldu.

199-Serdar Gökbayrak
Polis Memuru
45 yaşında
İstanbul 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda şehit oldu.

Kırk beş yaşında. Evli. Üç çocuk babası. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde polis memuruydu.. Meslek hayatı boyunca birçok başarılı operasyona katılmıştı. 15 Temmuz gecesi aşkla bağlı olduğu görevinin başındaydı. Şehit Albay Sait Ertürk’le birlikte Topkule Tugay Komutanlığı’ndan tankların çıkışını durdurmak için operasyona katıldı.
Saat 04.00 civarında kardeşiyle görüştü: “Herhalde teslim olmaya başlarlar sabah” demişti. Sabah darbecilerin teslim olduğunu göremedi. Saat 05.15 civarında darbeci hainlerle çıkan çatışma sırasında vuruldu.

200-Serhat Önder
Kızılay Derneği Küçükesat Şube Başkanı
41 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Almanyalı gurbetçilerinin ikinci kuşağındandı. Nürnberg’de çıkardığı Mahya dergisi etrafında güzel bir fikir ortamı oluşturmuştu. Nürnberg’de yaşayan çocuklarını alıp Anadolu’nun temiz havasını solumaları için Ankara’ya taşıdı. Avrupa’da sürdürdüğü toplumsal iyilik faaliyetlerini Türkiye’de tanıştığı Kızılay ailesi içinde Küçükesat Şube Başkanı olarak sürdürdü.
Cumhurbaşkanımızın “istiklalimize ve istikbalimize sahip çıkın” çağrısına tereddüt etmeden karşılık verdi. Ailesini de alıp ihanetin ele geçirmeye çalıştığı yere, işin merkezi olan Genelkurmay’ı savunmaya gitti.
Serhat’ın son sözleri uçak seslerinden endişelenen oğluna “Korkma oğlum!” oldu. Bu sırada helikopterden açılan ateşle tertemiz kanı, hasreti ile bir ömür ayrı kaldığı vatanına döküldü. Bir Hilal uğruna batan nice diğer güneşler gibi...
Mahya dergisi, son sayısında yayın yönetmenini kapak konusu yaptı. Şehit Serhat Önder’in ağzından yazılan ‘son başlık’ adlı yazıda şöyle ‘diyor’ şehidimiz: “Dergiye bu sefer kardeşlerim beni konu olarak uygun görmüşler. Artık veda vakti…”

201-Serkan Göker
Eski Özel Harekat Polisi
39 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Otuz dokuz yaşında, evli ve 4 çocuk babası. Bir dönem Özel Harekat polisi olarak çalışmıştı. 15 Temmuz gecesi evinde ailesiyle vakit geçirirken darbe girişimini haber aldı ve eğitmenlik yaparak bir çoğunu yetiştirdiği meslektaşlarının bulunduğu Özel Harekât Dairesi Başkanlığı’na gitti. F-16’ların attığı bombalarla şehadete ulaştı.
Annesi Fatma Göker "Evladım, bana bu duyguyu yaşattın ya, Allah sana cennet kapısını açsın. Evlatlarım bu vatana defa olsun. Ağlamayacağım, düşmanları sevindirmeyeceğim” dedi.

202-Servet Asmaz
Seramik Ustası
45 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk beş yaşında. Seramik ustası. Dört çocuk babası. 15 Temmuz gecesi medyadan darbe girişiminin haberini alınca “Eski Türkiye değil artık, davamızın arkasındayız!” diyerek mücadeleye katılmak için evinden çıktı. Boğaziçi Köprüsü’ne giderken darbeciler tarafından vurularak ağır yaralandı ve sabaha karşı şehadet şerbetini içti.
Ailesi şehidin ardı sıra “Şehit olduğu için gururluyuz, biz zaten ne için yaşıyoruz ki. İnşallah biz de şehit oluruz. Servet hepimizin ahlaklısıydı. Kimsenin hakkına gitmez, herkes onu severdi” dedi.

203-Sevda Güngör
Polis Memuru
27 yaşında
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda şehit oldu.

Yirmi yedi yaşında. Üniversitede maliye okuduktan sonra polis olmaya karar verdi. İlk görevini Mersin’de tamamladı. Ardından Özel Harekât Polisi olarak Ankara’ya yerleşti. 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe kalkışmasından haberdar oldu. Vakit kaybetmeden görev yerine gitti. Mesleğine gönül vermişti. Alanında yükselmek ve önemli hizmetler yapmak istiyordu. Ankara Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’nda arkadaşlarıyla beraber şehadet şerbetini içti.
Babası şehidimizi şöyle anlatıyor: "Sevda, ortaokuldan bu yana polis olmak istiyordu. Çalışkandı, hiçbir şeyi zor görmezdi. Kursu tamamlayınca tayini Mersin'e çıktı. Sonra özel harekat polisi oldu. Bu sürede doğru dürüst görüşemedik. Şehit olmasaydı bir iki gün sonra yanına gidecektim.”

204-Sevgi Yeşilyurt
Muhasebe şirketinde çalışıyordu.
51 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Elli bir yaşında. Hayatın tüm zorluklarına karşı dimdik duran güçlü bir kadın. Haklıdan yana, mazlumdan taraf, yardımdan çekinmeyen, bölüşen, paylaşan. Adı gibi “Sevgi” dolu.
Darbe haberini alan oğlu annesini saat 23.00 gibi aradığında “Ölmek var dönmek yok” demiş, çoktan vatan savunmasına çıkmıştı.
“Vatan söz konusu olunca, annem kaplan kesilirdi” diyor damadı. “Saat 10 civarı daha Cumhurbaşkanı Erdoğan çağrı yapmadan evden çıkmış. İlk olarak Ümraniye'ye gitmiş. Sonra k-Köprü’nün kapatıldığını öğrenince oraya doğru koşmaya başlamış.” Ailesiyle en son 02.23 civarında görüştü, helallik istedi. Komşuları ayakkabılarını yolda giydiğini söylüyor.

Gözü dönmüş teröristler halkı, yeri, göğü bombalarken vatandaş mücadeleye devam edebilmek için yere yatıyordu. Sevgi Hanım’a da seslendiler “Yere yat!” diye ama o yatmadı. Tankın önüne doğru yürüdü. Ve Şehitler Köprüsü’nün ilk şehitlerinden oldu.

205-Seyit Ahmet Çakır
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
26 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Yirmi altı yaşında. Evli. Kızı 5 Temmuz’da erken doğmuştu. Bebeğinin adını Eylül koymuştu ama Temmuz’da dünyaya gelmişti. Eylül’de gelecek bebeğin Temmuz’da gelmesi, meğer babasını dünya gözüyle görmek içinmiş.
O gece acil göreve çağırıldı. Polis olmak, polis eşi olmak, polis çocuğu olmak zordu. Biliyorlardı… Hazırlandı ve görevinin başına gitti. Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’ne düzenlenen ilk bombalı saldırıdan kurtuldu ancak ikinci saldırıda şehit düştü.

206-Suat Akıncı
Tesisatçı
32 yaşında
Ankara, Kızılay Meydanı’nda şehit oldu.

Otuz iki yaşında. Yozgatlı. Bekâr. Tesisat işiyle uğraşıyordu ve yakınları tarafından “hiperaktif” olarak biliniyordu. 15 Temmuz akşamı 22.00 sularında işten eve gitti. Darbe girişimini haber alınca, evden çıkarak Kızılay’a gitti. Şarapnel parçasıyla yaralandı. Heyecanından yaralandığını fark etmedi. Sabah erken saatlerde şehit oldu.

207-Suat Aloğlu
Serbest Meslek
39 yaşında
Milli Savunma Bakanlığı önünde şehit oldu.

Cumhurbaşkanımızın çağrısını duyunca ailecek ayaklandılar. Yakınlarıyla beraber çıktı evden. “Düğüne gider gibiydiler” diyor Suat Aloğlu’nun kardeşi evden çıkışlarını anlatırken. Milli Savunma Bakanlığı’nın önüne gittiklerinde kol kola girdiler. Yekvücut başladılar mücadeleye diğer demokrasi sevdalılarıyla. Etkisiz hale getirdikleri her bir tank için şölen havası yaşıyorlardı. Mahşer yeri gibi bir kalabalık vardı.
Halkın tekbirini büyük bir gürültü bastırdı aniden. Kol kola girmiş üç yiğidin soluna düşen bombayla Suat Aloğlu şehit oldu. Yanındaki iki yakını ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Ertuğrul Özlü bacağından yaralandı ve kulağında işitme kaybı oluştu. Erhan Çayır ise yüzüne isabet eden şarapnel parçalarıyla gazi oldu.

208-Sultan Selim Karakoç
Serbest Meslek
42 yaşında
Ankara, TBMM önünde şehit oldu.

Kırk iki yaşında. Evli. Üç çocuk babası. Çok yakın geçmişte ağır bir beyin ameliyatı geçirmişti. Helalleşerek ayrıldı evden. Bir ara geri döndü, abdestini tazeledi. O mahşer gecesi, bizim askerimizin üniformaları içindeki caniler vatanı bombalamışlardı.
Sessiz sakin bir hayat yaşayan, helal kazançla ticaret yapan, insanları seven, gönlü Allah aşkıyla dolu olan, gecenin sessizliğinde huşu içinde gösterişten uzak ibadetini yapan şehidimizin arkasından sadece iyiliği anlatılır. Bu sakin hayatın içinde yakınlarına yaptığı şakalarla da anılmaktadır.

209-Sümer Deniz
Esnaf
42 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Kırk iki yaşında. Esnaf. Evli. İki çocuk babası. Çocuklarına düşkünlüğü ve işine titizliği ile tanınıyordu. Eski arabalarla uğraşmayı çok seviyordu. 15 Temmuz gecesi ailesi Kayseri’de idi. Hain kalkışmayı öğrenince dışarı çıktı. “Darbe var!” diye bir arkadaşının evine koştu. Arkadaşını yataktan kaldırdı. “Sen nasıl duruyorsun, ben duramıyorum burada” dedi. Arkadaşını da yanına alarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin önüne gitti.
Genelkurmay’dan açılan ateşle kalbinden vuruldu. Hastaneye kaldırıldı, burada şehadet şerbetini içti. Eşi Emine Hanım, “Kalbi o kadar güzeldi ki, zaten kalbinden vuruldu” dedi. Dört yaşındaki oğlu Emir ardından kısa bir mektup yazdı: “Babacığım, seni o kadar çok özledim ki, tahmin edemezsin bile. Biz Ankara'da olsak bile, sen bizi kandırıp giderdin. Yaralı olmadığın iyi olmuş. Çünkü o güzel cennetin yüzünü göremeyebilirdin.”

210-Şener Dursun
Serbest Meslek
48 yaşında
Ankara/Mamak Ak Parti İlçe Başkanlığı yakınlarında şehit oldu.

Kırk sekiz yaşında. Evli. Üç çocuk babası. Kızı Feyza iki yaşındayken vefat etmişti.
15 Temmuz gecesi Mamak caddelerindeki tankları durdurmak için koştu. Müdahale sırasında kalp krizi geçirdi. Vatandaşların yardımıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Merkezi’ne tedavi için götürüldü ancak yolda kalbi durmuş, şehadet yolculuğu başlamıştı.
Büyük kızı Kübra babasının dışarı çıkmasını istememişti. Annesine haber verdi. Annesi de “Baban vatanı için çıksın kızım!” cevabı verdi.
Kübra Dursun, şehit babasının ardından şunları söyledi: “Babam çok başka bir insandı. Babam bugüne kadar bizi onurlu yaşattı. Bir gün olsun başımızı öne eğdirmedi. Ölümü de öyle oldu, rahmetli oldu ama bize hâlâ onur yaşatıyor, şükürler olsun.”

211-Şenol Sağman
Serbest Meslek (Yemek Dağıtıcısı)
43 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Kırk üç yaşında. Evli. Bir çocuk babası. Yemek dağıtıcısı olarak çalışıyordu. 15 Temmuz gecesi işten motoruyla çıktı. Boğaziçi Köprüsü’ne ulaştığında darbe girişimi olduğunu anladı. Ön saflarda mücadele etti. Açılan ateş ile vuruldu ve hastaneye kaldırıldı. Şehadet şerbetini burada içti.

212-Şeyhmus Demir
Kurye
28 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Yirmi sekiz yaşında. Bekâr. Restoran kuryesi olarak çalışıyordu. Mardinli bir ailenin altı çocuğunun ikincisiydi. Beyoğlu Tarlabaşı’nda oturuyordu. Zihinsel engelli bir kardeşi vardı. 15 Temmuz gecesi, Boğaziçi Köprüsü’nde vuruldu. En büyük hayali kendine bir ev almaktı.

O gece şehadet yoklamasında “Buradayım!” diyenlerdi. Kat kat giyinse de vatanı yoksa üşüyeceğini bilirdi.

213-Şirin Diril
Şoför
33 yaşında
İstanbul TürkTelekom binası önünde şehit oldu.

Otuz üç yaşında. Şoför. On iki kardeşten beşincisiydi. O gece abisiyle konuştu ama dışarıda olduğunu söylemedi. Oysa Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine arkadaşlarına da “gelin” diyerek dışarı çıkmıştı.
Minibüsüne atladı. Kadıköy’de TürkTelekom’un önünde askerlerle polislerin çatıştığını gördü. Minibüsünü meydana sürdü. Aracı ile polise siper oldu. Polislerin söylediğine göre 12 polisin hayatını kurtardı. Üç kurşun ile şehadet şerbetini içti.

214-Şuayip Seferoğlu
Esnaf
42 yaşında
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde şehit oldu.

Kırk iki yaşında. Evli. Üç çocuk babası. Lokanta işletiyordu.
15 Temmuz gecesi, işyerindeyken duydular hainlik planını. Hep beraber, Saraçhane’ye Büyükşehir Belediyesi'nin önüne gittiler. Kollarını açıp göğsünü de siper ederek meydan okudu hainlere. Yetmedi; çıktı bir tankın üstüne. Sonrası bir silah sesi. Belki saniyenin onda biri kadar süren bir sessizlik…
Saatler 02.15’i gösterirken Hakk'a yürüdü Şuayip Seferoğlu… Eşi Yıldız Hanım şehidine şöyle hitap ediyor: “Beni hiç üzmedin. Ben senden razıyım. Yüce Mevlam da razı olsun.”  

215-Şükrü Bayrakçı
Makam Şoförü
31 yaşında
Ümraniye Çakmak Köprüsü civarında şehit oldu.

Otuz bir yaşında. Evli. Bir çocuk babası. Çocukluğu ve gençliği Kartal’da geçti. Askerliğini Edirne Keşan’da tank şoförü olarak yaptı. Makam şoförü olarak çalışıyordu.
15 Temmuz gecesi, işten eve dönüyordu. Ümraniye Çakmak Köprüsü civarında, otoyolda tankların ters yönde ilerlediğini gördü. Arabasıyla manevra yaparak tankları durdurmaya çalıştı.

216-Tahsin Gerekli
Tekstil Firması Sahibi
39 yaşında
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde şehit oldu.

Otuz dokuz yaşında. Evli. Hayrunnisa, Muhammed Hamza, Rumeysa, Ayşe ve Meryem’in babası. Tekstil firması işletiyordu. O gece arkadaşları ile Bayrampaşa Çevik Kuvvet’e gitti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından çatışma sesleri duydular ve buraya gittiler. İlk kurşun sıyırdı ama mücadeleye devam etti. Lakin bir diğer kurşunla şehit oldu.

217-Tevhit Akkan
Seyyar Satıcı
60 yaşında
Jandarma Genel Komutanlığı’nda şehit oldu.

Altmış yaşında. Seyyar satıcı. Üç çocuğunu yanına alarak Külliye’ye gitti. Arabasını tankların üzerine sürdü. Üzerlerine tanktan ateş açıldı. Kargaşada ayakta kalabilen oğlu Nahit Akkan arkasını dönünce babasını ve kardeşi Emrah’ı yerde yatar vaziyette gördü. Nahit ve Emrah Akkan yaralı halde, zor şartlar altında babalarını arabayla hastaneye götürdü. Yolda babalarına kelime-i şehadet getirttiler. Şehidimiz son nefesini oğullarının kucağında verdi.
Aynı arabada bulunan ve ağır yaralanan şehidin oğlu Emrah Akkan da hastaneye kaldırıldığında bilinci kapanmadan kelime-i şehadet getirip “La ilahe illallah” diyerek şehit olmayı bekledi. 19 Temmuz Salı günü bilinci açılan Emrah Akkan, babasının şehadet haberini ‘şükürler olsun’ diyerek karşıladı. Tevhit Akkan’ın doksanlarındaki babasına oğlunun şehadet haberi verilirken,  o da torununun yaptığını yaptı; sadece gülümsedi.

218-Timur Aktemur
Döşemeci
37 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Otuz yedi yaşında. Karslı. Evli. Üç çocuk babası. Koltuk ustası. Recep Tayyip Erdoğan hayranıydı. 15 Temmuz gecesi darbe haberini alır almaz kardeşini arayıp eve dönmesini söyledi ancak kendisi önce Kısıklı’ya, oradan Boğaziçi Köprüsüne yürüdü.
Cumhurbaşkanının çağrısını duyunca “Bu gece her günden daha çok birlik olmalıyız” diye düşünerek mahalledekilere seslendi: “Sokağa çıkın! Durmayın, sokağa çıkın!”
Ailesi gece boyu Timur Aktemur’a ulaşamadı. Telefona cevap vermedi. Sabaha doğru, Timur’un telefonunu cevaplayan kişiden aldılar haberi. Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne ulaştıklarında Timur’un ebedî âleme doğuşuna şahit oldular.

219-Tolga Ecebalın
Satış Temsilcisi
27 yaşında
İstanbul Saraçhane Meydanı’nda şehit oldu.

Yirmi yedi yaşında. İstanbul Ayvansaray’da ailesiyle birlikte ikamet ediyordu. Cennet kokulu 9 yaşındaki Tarkan’ın ve 5 yaşındaki Bade’nin babasıydı. Eşinden ayrıydı. Yeniden evlenmek üzereydi. Düğünü 28 Eylül’de olacaktı.
15 Temmuz gecesi işyerinden evine gelirken askeri hareketliliği görünce babasını aradı. Neler olduğunu sordu. Kimse bir şey bilmiyordu.
Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine, Tolga ve babası vatan savunmasına çıktı. Haberleşen baba-oğul Saraçhane’de buluştu. Bir yandan yaralılara yardım ediyor; bir yandan hainleri engellemeye çalışıyorlardı. Tolga babasını dikkatli olması için uyarıyordu. Son kez aradığında yine “Dikkatli ol!” demesini bekliyordu babası ama “Babaaaaa…” diye acı bir ses duydu.
Sol gözünün altından vurulmuştu Tolga. Annesinin, Tolga’nın şehadetinden üç gün önce “Tolgam, sol gözünün altındaki leke de ne?” diye sorduğu yerden.

220-Turgut Solak
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
37 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Otuz yedi yaşında. Evli. İki çocuk babası. Kendisini işine adamış, vatan ve millet sevdalısı biri olarak biliniyordu. Özel harekâtta görev aldığı süre içinde Hakkâri ve Afganistan’da bulundu. Mesleğini “Biz devletin bekçileriyiz!” diye özetliyordu.
15 Temmuz akşamı evlerinin balkonunda oturup sohbet ederlerken iş yerinden gelen telefonla darbe girişiminden haberdar oldu. Hazırlanıp hemen iş yerine gitmesi gerekiyordu; öyle yaptı. Özel Harekat Dairesi Başkanlığı’na yapılan saldırıda şehadete ulaştı.

221-Türkân Türkmen Tekin
Satış Temsilcisi
52 yaşında
Esenler Atışalanı Köprüsü’nde şehit oldu.

Esenler sakinlerinden Türkân Türkmen Tekin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sokağa çıkın” çağrısı üzerine apar topar hazırlanmaya başladı. Eşi Ramazan Tekin’in, ortalığın biraz sakinleşmesini beklemesi yönündeki teklifine yanaşmadan–tesettürlü giyimi biraz vakit alabileceği halde–kısa süre içinde hazırlandı. Acelesinden ayakkabısını bile giymedi, terlikleriyle çıktı evinden.
Adeta yüz yıllık bir teyakkuzun yerini alan bir sabırsızlık gösteriyor, “Vatanımız için, hadi çabuk ol” diye bağırıyordu. Karı-koca, semtlerinde bulunan Atışalanı Karakoluna kadar yürüdüler. Cuntacıların tankları Havalimanı’na doğru yürüttüğünü öğrenince, içecek su alarak orada toplanan diğer direnişçilerle birlikte kararlı adımlarla havaalanına yöneldiler. Yolun bir noktasında birden ışıklar kesildi. Fark edilmemek için ışıkları kapatılan tank üzerilerine yürüdü ve Türkân Hanımı ezdi. Ramazan Bey o an dünyanın durduğu hissi kapıldı.Ağlaya ağlaya sevgili eşini tankın altından çıkarmaya çalıştı ama…

222-Ufuk Baysan
4. Sınıf Emniyet Müdürü
42 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kirk iki yaşında. Düzceli. Evli. İki evlat sahibi. 15 Temmuz gecesi, Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde nöbetteydi.  En son 23.30’da telefonda eşine “Darbe girişimi olduğunu öğrendik. Kendinize dikkat edin!” dedi. Ansızın gelen hava saldırısında şehit düştü. Toprağı vatan yapan aziz şehitler arasında anılıyor adı.
Babası şehidimizi şöyle anlatıyor: "Oğlum mesleğini hakkıyla yapıyordu. Mesleğini severek, canı gönülden, hiç aksatmadan, kaytarmadan yapan bir kişiydi. Ben babası olarak müsterihim. Devleti için var gücü ile çalışıyordu. Oğlum ömrünü bu şekilde tamamladı.”

223-Uhud Kadir Işık
Öğrenci
18 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Sağlık Meslek Lisesi’nden yeni mezun olmuştu ama hep asker olmak istemişti. “Niye asker olmak istiyorsun?” diyen teyzesine “şehit olmak istiyorum” diye cevap vermişti.
2016 Yılı Kara Harp Okulu/Astsubay Meslek Yüksek Okulu Öğrenci Seçmelerine başvuruda bulundu. Bedensel yeterlilik sınavını kazandı. Mülakata çağrıldı. Son iki aydır annesine sürekli şehit olacağını, cenaze namazına Cumhurbaşkanı’nın katılacağını söylüyordu. Mülakata davet edildiği gün, şehit düştü.
Bir keresinde bir kabristan üzerindeki asılı bayrak görünce, nedenini sormuştu babasına. “Bir köyde şehit olunca, o köyün kabristanına bayrak asılır oğlum” cevabını almıştı. Kendi köylerindeki kabristanda bu bayrağın olmayışına üzüldüğünü belirtti. “Göreceksin baba ben de köyüme şehit bayrağı astıracağım…” demişti.

224-Ümit Çoban
Yüzme Antrenörü
41 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Kırk bir yaşında. Yüzme antrenörü. Amasya/Gümüşhacıköylü. Amasya’dan Ankara’ya geleli çok olmamıştı. Güler yüzlü. Neşeli biriydi. O gece “Meydanlara çıkın!”çağrısını duyunca, hiç durmadı. Taksiye bindi ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın önüne geldi. Oradan yürüyerek Külliye’ye ulaştı. Kalabalığın önüne geçti. Beştepe’de ilk vurulanlardan oldu. Darbeciler hastaneye kaldırılmasına izin vermedi.
Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde ailesinin evinin bulunduğu sokağa adı verildi. Annesi Arife Çoban şehidin ardından şunları söyledi: "Çocuğumun ismini sokağımıza vermişler. Her geçtiğimizde duygulanıyorum, üzülüyorum fakat oğlumla gurur duyuyorum. Cumhurbaşkanımız sağ olsun, bizlerle ilgileniyorlar. Şehit ailesi olmak, her ana babaya nasip olmaz. Ne kadar üzülsem de Allah'ımın oğluma nasip ettiğini unvanla gurur duyuyorum. Bir oğlum, bir de erkek torunum var. Vatanıma onlar da feda olsun. Biz bugün onların sayesinde rahat oturuyoruz."

 225-Ümit Güder
Sivil
63 yaşında
Kahramankazan, Akıncı Üssü’nde şehit oldu.

Altmış üç yaşında. Evli. Altı evladı var. 15 Temmuz gecesi eşi ve oğluyla dışarı çıktılar. Yaşına aldırmadan koştu. Kazan’da Akıncılar Üssü’nden F-16’ların kalkmasını engellemek istediler. Yaylım ateşinde vuruldular. Eşi ve oğlu gazi oldu. Beş günlük hastane misafirliğinden sonra şehit oldu.
Yakınları Ümit Güder’den kalan son fotoğrafla ilgili şu yorumu yapıyor: Ümit Güder, fotoğrafta, 2015 Haziran’ında Kahramankazan TAİ Kavşağı’nda elinde karanfillerle Cumhurbaşkanımızı karşılamak üzere bekliyordu. Bir yıl kadar sonra, 15 Temmuz 2016 gecesi, Cumhurbaşkanımızı beklediği aynı noktada, Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine şehit düştü. Demek, karanfil diye canını sundu ‘Cumhurun Reisi’ne…
Gazi eşi Türkan Hanım da on yıllarca aynı yastığa baş koyduğu şehidinin ardı sıra, içini kavuran acıya rağmen şöyle konuştu: “Darbeyi bertaraf edebildiğimiz için mutluyuz.” 

226-Ümit Yolcu
Satış Temsilcisi
20 yaşında
Bayrampaşa Çevik Kuvvet önünde şehit oldu.

Yirmi yaşında. Şanlıurfalı. Motosiklet meraklısı. Hareketli ve sıcakkanlı bir delikanlı. Bayrampaşa’da arkadaşlarıyla birlikte evlerinin yakınında bulunan bir parkta otururken, darbe girişiminden haberdar oldu. Hemen Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şubesi’ne hareket etti. Bu süreçte darbeci askerlerle polis arasında çıkan çatışmada rütbeli bir asker tarafından halka doğru ateş açıldı. Ümit, bu darbeci yarbayın silahını elinden almaya çalışırken vuruldu.
Aynı akşam, şehidin ağabeyi Aydın Yolcu, trafik kazası geçirmiş ve geceyi hastanede geçirmişti. Saat 23.00’te eve döndüğünde, Ümit’in kapıya gelen arkadaşlarından kardeşinin şehadet haberini aldı.

227-Vahit Kaşçıoğlu
Kaynakçı
42 yaşında
İstanbul/Kurtköy Orhanlı gişelerinde şehit oldu.

Kırk iki yaşında. Erzurum/Hınıslı. Evli. Üç evladı var. Kaynak ustası.. 15 Temmuz sabahı yüzünde bir tebessümle uyandığını anlattı eşi. “Rüyamda düğünüm oluyordu” dedi. Gülüştüler.
Akşam eve dönünce TV’den öğrendiler darbe girişimini. Eşi, Vahit Bey’e “Darbe nedir?” diye sordu. Vahit Bey şöyle açıkladı: “Bizi Suriye’ye benzetecekler. Daha kötüsü olacak. Bizi hangi ülke kabul eder? Suriyelilere Türkiye sahip çıktı. Bize kimse sahip de çıkmaz!” Cevap verirken, dışarı çıkmak için hazırlık yapıyordu. Eşi önüne geçti, “Beni seviyorsan gitme” dedi, fakat Vahit Bey kararlıydı. “Seni seviyorum ama vatanımız olmazsa namusumuz da olmaz” dedi. Eşinin ifadesiyle “Kuş gibi uçup gitti.”

228-Varol Tosun
Polis Memuru
44 yaşında
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde şehit düştü.

Kırk dört yaşında. Niğdeli. Evli ve iki çocuk babası. Polis memuru. Yoğun iş temposundan arta kalan tüm zamanını ailesiyle geçiriyordu. Beraber seyahatlere gidiyor, eşi ve çocuklarıyla çadır kampı yapmayı seviyordu.
Neşe Hanım anlatıyor: “15 Temmuz akşamı, yemekten sonra uçak seslerini duyduk. On yaşındaki oğluma, ‘Gel balkona çıkalım. Uçaklar gösteri yapıyor herhalde. Bir daha göremeyiz’ dedim. Balkonda biz ‘uçakların gösterisi’ni izlerken Varol şüphelendi durumdan. Henüz görev emri dahi gelmeden hazırlandı ve çıktı evden. En son 01.14’te konuştuk. Sonra da haber alamadım sabah 08.00’de arkadaşları eve gelinceye kadar...”

229-Vedat Barceğci
Kuyumcu
28 yaşında
İstanbul, Kanal D/CNN Türk yakınında şehit oldu.

Yirmi sekiz yaşında. Evli. Bir çocuk babası. Kızına düşkünlüğü ile biliniyordu. Vatanına da düşkündü. 15 Temmuz gecesi arkadaşı Serkan Çağlayan ile birlikte motosikletle Doğan Medya binasının önüne gittiler. Hedefleri Havalimanıydı.

Biricik kızının özgür bir ülkede büyümesini istedi. Tanklara direnen, füzelere göğüs geren milletinin kanıyla canıyla ‘vatan’ yaptığı coğrafyada onurluca yaşasın istedi. Canını vererek, can oldu yuvasına, ülkesine, eşine, kızına.
Gece yarısı bir askeri helikopter TEM yolu üzerinde Vedat Barceğci’nin de içinde bulunduğu kalabalığın üzerinden uçtu. Yaylım ateşine tuttu sivilleri. Boynuna isabet eden kurşunla şehit oldu.

230-Vedat Büyüköztaş
Mobilyacı
36 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Otuz altı yaşında. Annesi Adalet Hanım kuru ekmekleri ıslatarak büyütmüştü Vedat’ı. 2012 yılında geçirdikleri kazada eşini ve iki çocuğunu ahirete göndermişti. Gönlü ahretteydi, gözü ötelerdeydi. Onları çok özlüyordu. Cumhurbaşkanı’nın çağrısı ile Genelkurmay’ın önüne gitti.
Kızkardeşinin telefonda “Abi eve gel!” çağrısına “Ben eve gelirsem, başkası evine giderse vatanı kim kurtaracak?” diye karşılık verdi. “Kaderde ölmek varsa vatan için ölürüm. Vatan kurtulur, bana da bir şey olmazsa gelirim” sözü son sözü oldu.
Yüreğindeki onurlu acıyla, ailesini kendi elleriyle toprağa vermesinin hüznüyle, geride kalan tek evladına duyduğu bağlılığıyla, gençliğine, canını ortaya koyarak ispatladığı vatan sevgisiyle şehit unvanını hak etti.  Açılan ateşte şehit düştü.

231-Velit Bekdaş
Polis Memuru, Özel Harekat Dairesi
30 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Otuz yaşında. Mardin/Midyatlı. Evli. Yılın çoğunu görevde geçiriyor; evde olduğu günleri neredeyse parmaklarıyla sayıyordu. 15 Temmuz 2016 öyle bir gündü. Eşiyle birlikte evlerindeydi. Tam sıra dışı bir şeyler olduğunu duyduğu esnada gelen telefonla görev emrini aldı.
Koşar adım gitti görev yerine. Üniformasını giydi, teçhizatını aldı ve çıkış emrini beklemeye koyuldu. Eşine telefonda "Burası yanıyor. Çatışıyoruz. Seni arayacağım" dedi. Bu son arayış, son konuşma oldu. Silahını doğrultmasıyla uçaktan atılan bombanın gürültüsü neredeyse tüm Ankara’dan duyuldu. Silah arkadaşlarıyla birlikte şehit oldu.

232-Volkan Canöz
Matbaacı
29 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Yirmi dokuz yaşında. Gözü pek, vatansever bir delikanlıydı. Matbaada çalışıyordu. Mahallesinde sevilen; yardıma koşan, heyecanlı bir genç. 15 Temmuz gecesi, Cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara davet etmesi üzerine mahalleliyi topladı. “Reis emrediyor, evde oturmak olmaz!” dedi. Top, tüfek, silah soranlara kalplerini işaret etti. Şehadet parmağı ile okunan salâlara dikkat çekti. Ne bayrak inecek ne de salâ dinecekti.
Mahalleliyle beraber çıktı yola. Meclis’in önüne gitti. Hainler milletin kalbine kastetmişti ve o kalp imanla doluydu. Hiç tereddütsüz tankın üstüne çıktı. Amacı halka ateş eden tankın ilerleyişini engellemek ve ateşini kesmekti.
Hainler kendine yakışanı yaptı, arkasından vurdu Volkan’ı. Volkan’ın nasibine ölümü öldürmek düştü.

233-Volkan Pilavcı
Şoför
36 yaşında
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınlarında şehit oldu.

Otuz altı yaşında. OYAK’ta şoför olarak çalışıyordu. Amirini havaalanından alıp şirkete getirdi. TRT’den korsan darbe bildirisini duyunca, yerinde duramaz oldu. “Bak şu küstahlara, bir de sokağa çıkma yasağı ilan etmişler” diye söylendi. Arabayı ters yönde sürerek, üzerlerine gelen tankları savuşturdu.
Eşi Gülsüm Pilavcı anlatıyor: “Eve gelir gelmez üzerini değiştirdi. Kanepeye bile oturmadı. Hemen ablasını aradı. ‘Hadi sokağa çıkalım’ dedi. ‘Ben de çıkmak istiyorum…’ dedi ablası. Ablasından sonra, eniştesine seslendi: ‘Abi sen bugün evde mi yatacaksın?’ Sesi titriyordu. ‘Bugün yatma günü değil’ diye bağırdı. Hem kızıyor hem ağlıyordu.
Birden balkona çıktı. Ellerini açıp avazı çıktığı kadar bağırdı: ‘Uyuma Ankara, uyuma Ankara! Bugün uyuma vakti değil!’ Boğazını yırtarcasına haykırıyordu. Ablası, erkek kardeşi, eniştesi ve yeğenleriyle birlikte, 00.30 gibi dışarı çıktılar. Komşuların anlattığına göre sanki aslan kesilmişti; kükrüyordu! Meğer Rabbim şehadet haberini düşürmüş gönlüne. Külliye’ye kadar bağıra bağıra gitmiş; sonunda sesi kısılmış. Son nefesini de son sesini de vatan için tüketti.”

234-Yakup Kozan
İşçi
42 yaşında
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde şehit oldu.

Kırk iki yaşında. İşçi. Babasını 9 yaşındayken kaybetmiş, kardeşiyle beraber yetim kalmıştı. Hem annelik hem babalık yapan annelerinin elinde yetişmişti. Vatanına, milletine, değerlerine, örfüne sahip temiz ahlâklı bir adamdı.
15 Temmuz gecesi, iş çıkışı saat 22.00 sularında kardeşi Yasin’i arayarak “Kızılay’da tanklar var. Haberlere bir bak. Sorun mu var?” diye sorduğunda henüz hain kalkışmadan haberdar değildi.
Güçlükle ulaştığı evinde ailecek yenen yemeğin ardından kardeşi Yasin ile birlikte TV izlerken darbe girişiminden haberdar oldular. Birlikte ayaklanan kardeşler, annelerinin mücadeleye katılmalarına izin vermeyeceğini düşünmüşlerdi ama anneleri “Bugün evde oturulmaz” deyince evden koşar adım çıktılar. Yasin’in arabasına binip Ankara Emniyet Müdürlüğü önüne kadar geldiler. Yakup’un elinde Yasin’in arabasındaki bayrak dalgalanıyordu.
Saat 01.00 sularıydı. Yasin, o anları “Mermiler yağmur gibi yağıyordu. Şırnak’ta askerlik yaptım ama böyle bir manzarayla karşılaşmadım” diyerek anlatıyor. Ağabeyi Yakup ile önlü arkalı ilerlerlerken bir uzman çavuşun önde giden Yasin’i hedef alması ve daha yukarıdan asker kılıklı bir teröristin vur emri vermesiyle gerginlik yaşamışlardı.
Derken kulakları sağır eden bir patlama oldu. Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne atılan bombayla yer gök adeta birleşti. Arkasından mermi yağmuru başladı. Yasin arkasına döndü telaşla. “On saniyelik bir olay!” diyor. Yakup dizlerinin üstüne, yüzünde hafif bir tebessümle düşmüştü. Göğsünden vurulmuştu. Yakup’un göğsünü açtı. Hızla koşarak yolda duran ambulansa aldı. Ankara Numune Hastanesi’ne götürdüler. Şuuru son ana kadar açıktı. Yakup ameliyata alındıktan sonra Yasin sabaha kadar hastanelere yaralı taşıdı…
Bir iki günlük hastane misafirliğinden sonra, 17 Temmuz günü akşam saatlerinde Peygamberine koştu.

235-Yakup Sürücü
Polis Memuru,
29 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Yirmi dokuz yaşında. Bir buçuk yıl olmuştu evleneli. Mesleğine sevdalıydı, bir o kadar da gözü karaydı. Ama içinde bir yerde hep bir çocuksuluk vardı. Şemdinli’de öğretmenlik yapan Ümmmügülsüm’le  Erzurum’da aynı mahallede tanışmadan büyümüşler ve görücü usulüyle ama Yakup’un ifadesiyle “severek” evlenmişlerdi. “Evliliğimizin başından beri, hiç kesintisiz otuz gün yan yana olamadık” diyor Ümmügülsüm öğretmen. “17 Haziran’da yaz tatili için Ankara’ya geldiğimde, o otuz günü garanti gördüm. Ama 17 Temmuz’a ulaşamadık, yarım kaldı özlemimiz.” Muradı ahirete kaldı.
Fethiye’ye tatile gittiler 12 Temmuz’da. İzinleri bitmediği halde, 15 Temmuz sabahı Ankara’ya doğru yola çıktılar. Neredeyse hiç mola vermeden akşamüzeri Ankara’ya vardılar. Evlerine girdikten kısa bir süre sonra Havacılık Dairesi Başkanlığına atılan bombanın sesini duyunca, mesai arkadaşıyla yaptığı telefon konuşmasından öğrendiler olanları. “Adam lazımdır” dedi sadece. ‘Yol yorgunuyum, izinliyim’ demeden Özel Harekât Dairesi Başkanlığı’na gitti.
Ümmügülsüm Öğretmen Düden Şelalisi’ne görünce şehit Yakup’un söylediğini hatırlıyor: “Cennet de böyledir değil mi Gülsüm’üm?” Ümmügülsüm şaşırınca, her zamanki neşeli haliyle konuşuyor: “Biz de gireriz değil mi?”

236-Yalçın Aran
Kepçe Operatörü
36 yaşında
İstanbul/Kurtköy Orhanlı gişelerinde şehit oldu.

Otuz altı yaşında. Evli. Beş kız babası. Pendik Belediyesi’nde kepçe operatörü olarak çalışıyordu. Amiri, Yalçın Aran’ı arayarak, Orhanlı gişelerinde yolu kapatmasını istedi. Eşi Asalet Hanım da teşvik etti. Hiç tereddüt etmeden darbecilere karşı durmak üzere yola çıktı.
Kurtköy Orhanlı gişelerinde, diğer arkadaşlarıyla beraber kovaları aynı hizaya kaldırdılar. Kepçesinin kovasını tanklara karşı kalkan olarak kullandı. Kepçe kovaları kaldırıldığında sessizlik bozuldu. Tanklar kepçelere doğru harekete geçti. Kepçenin yanından geçen tanktan açılan ateş sonucu şehit oldu.

237-Yasin Bahadır Yüce
Polis Memuru
32 yaşında
Gölbaşı Havacılık Dairesi’nde şehit oldu.

Otuz iki yaşında. Evli. Gölbaşı’ndaki Havacılık Dairesi’nde görevliydi. Doğumuna bir ay kalan bebeğine kendi adını vermek istiyordu. Arkadaşları “Babası oğluna kendi adını verir mi hiç?” diye serzenişte bulunsa da Yasin Bahadır kararlıydı. Birisi kulağına şehit olacağını ve isminin evladında yaşayacağını fısıldamıştır belki, kim bilir. Şehadetinin ardından dünyaya gelen oğluna Yasin Bahadır ismi verildi.
15 Temmuz gecesi Havacılık Dairesi’ne atılan bomba ile şehit oldu.

238-Yasin Naci Ağaroğlu
Öğrenci
22 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Yirmi iki yaşındı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin en başarılı öğrencilerindendi. Hayali akademisyenlikti. “Tarafımız belli olsun!” diyerek sokağa çıktı. Genelkurmay Başkanlığı önünde helikopterden açılan ateş sonucu şehit oldu.
Dönem sonunda şehidin Hukuk Fakültesi diploması ailesine verildi. Bu şehitli mezuniyet fotoğrafındaki aile fertlerinin mütebessim yüzünde Yasin’in izleri okunuyordu. Öyle bir oğul ki şehadetle anılacak. Öyle bir iz bıraktı ki, umutluyuz, yeni Yasin’ler gelecek.  Onlar öyle bütün bir ruhun parçalarıydı ki her biri düştüğü yerden dirilecek. Onlar öyle bir fethin ayak sesleri ki gün ışığı onların nefesleriyle gelecek.

239-Yasin Yılmaz
Özel Bir Şirkette Şef Terzi
35 yaşında
Kahramankazan, Akıncı Üssü’nde şehit oldu.

Kazan’ı ‘kahraman’ yapan şehitlerden. Hıyanetin merkezi olmuş Akıncı Üssü’ne yürüdü sivil direnişçilerle birlikte. Gecenin karanlığını yırttı nefesleri. Hainlerin kurşunuyla yere düşerken, bir ülkeyi ayağa kaldırdı. Terziliğini ülkesinin iki yakasını bir araya getirmekte kullandı. Yüreksizlere karşı, yüreklice direndi.
Şehit olduğunda henüz 6 yaşında olan oğluna Eyyub adını vermişti. Sabretsin diye mi acaba? Eyyub’un kalbindeki baba hasreti giderek inceliyor, keskinleşiyor. Milletin Eyyub’a baba şefkati borcu büyüdükçe büyüyor.

240-Yıldız Gürsoy
Çaycı
42 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Kır iki yaşında. Annesi ile yaşıyordu. Kısa süren evliliğinden bir oğlu vardı. Bir özel şirkette çaycı olarak çalışıyordu. Ankara’nın tek sivil hanım şehidi.
15 Temmuz gecesi “Hakkını helal et, belki gelirim belki gelmem” dedi annesine ve evden çıktı. Yolda kalabalığa karışarak Genelkurmay Başkanlığı’nın önüne gitti. En ön saftaydı. Başına isabet eden bir şarapnel parçasıyla düştü. Sabaha doğru ancak hastaneye götürülebildi. Hemen ameliyata alındı. Yoğun bakımda bir hafta kaldıktan sonra Rabbine teslim oldu.

241-Yılmaz Ercan
Serbest Meslek
39 yaşında
15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit oldu.

Mahallesinin “Yılmaz Abi”si. Biraz “ağır abi”ydi. Beş yıllık evli, elektrikçi, evine bağlı, baba olma arzusunda, kendi halinde biri. 15 Temmuz gecesi diğer günlerde olduğu gibi işten geldi. Eşiyle sohbet edip yemeklerini yediler.
Kur’ân-ı Kerîm okuyup uyuyacaktı ki, darbe girişimini duydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı üzerine, “Gün bugündür. Ben hep bu günü beklemiştim. Oyumuzla getirmişiz, kimseyi astırmayız” diyerek sokağa çıktı. Kur’ân’ını da yanına alarak, motosikletine atladığı gibi önce Kısıklı’ya sonra da Köprü’ye gitti. Motosikletiyle hastaneye yaralı taşıdı. Sonunda, hainlerin kontrolündeki tankların üstüne sürdü motorunu. Tankların çelik mermileri, Yılmaz Ercan’ın ise iman dolu göğsü vardı.
Ağır yaralandı. Köprü’de bulunan vatandaşlar yaralı bedenini hastaneye ulaştırmak için almak istediler. Hainler yanaştırmadılar. "Eşim, gün ağardığında hala kafasını oynatıyordu. Yaralı haldeyken askerler Köprü’den alınmasına izin vermemişler. Darbecilerin yaptığını Çanakkale'de İngilizler yapmadı” diyor eşi.

242-Yunus Emre Ezer
Reklamcı
38 yaşında
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde şehit oldu.

Otuz sekiz yaşında. Evli. Reklamcı. İki kız babası. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde asker ile polis çatışırken kardeşiyle iki ateş arasında kaldılar. Evden çıkarken, abdestini alıp, şehadet namazı kıldı.
Gittikten sonra, uzunca bir süre telefonu açılmadı. Açıldığında bağırış çağırış sesleri duyuluyordu. “Yanımdaki bir çocuğu kalbinden vurdular!” dedi. “Bu geceyi alırlarsa, yüz yıl daha ellerinde kalırız!” dedi eşine. Birkaç dakika sonra, yaylım ateşi altında kaldı, vuruldu. Şehadet parmağını kaldırdı, kendi etrafında bir tur döndükten sonra yere düştü.

243-Yunus Uğur
Polis Memuru
26 yaşında
Gölbaşı’ndaki Havacılık Dairesi’nde şehit oldu.

Yirmi altı yaşında. Adanalı. İdealleri ve hayalleri vardı tüm yaşıtları ve meslektaşları gibi. Her gün anne ve babasıyla telefonda konuşuyor; izne gitme planları yapıyordu.
İki ay önce nişanlanmıştı. Adana’dan Ankara’ya helikopter pilotluğu eğitimi almak üzere gelmişti. O gece birlikte nöbet tuttukları Ahmet ve Mehmet Oruç ile çocukluk arkadaşıydı. Uğur da onlar gibi pilotluk eğitimi almak için geçici olarak Gölbaşı’nda bulunuyordu. Çocuklukları aynı mahallede geçti, aynı sınıfta aynı sırayı paylaşmışlardı.
15 Temmuz akşamı, hainler görev yaptığı Havacılık Dairesi Başkanlığı’nın üstünden geçmeye başladı. Bu ülke topraklarında hiç umulmadık bir kötülük oldu. İdealleri buna ihtimal vermiyordu elbet. Ama olan oldu. Önce büyük bir gürültü; sonra kısa süreli bir aydınlık... Tüm bu ses ve ışık bir bombaya ait...

İlkokul sıra arkadaşlarıyla beraber şehit oldu.

244-Yusuf Çelik
Almanya İşçi Emeklisi
65 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Altmış beş yaşında. Almanya’dan emekli işçi. Bayrama gelmişti memlekete. Oğlu ve gelini bir süre haber alamadılar. Babalarını günler sonra, televizyonda bir tankın üzerinde gördüler. Televizyonda. “15 Temmuz Demokrasi Marşı” filminde darbeci bir askeri tanktan çıkarmaya çalışıyordu.
Darbe girişimi olduğunu televizyondan ve sosyal paylaşım sitelerinden duyunca hemen babasını aramış oğlu: “Dikkatli olmalarını söyledim. Haberleri izlediğini, iyi olduklarını söyledi. Daha sonra telefonu kapattım. Olayın ilk anlarında çok şeyden haberimiz yoktu. Babamın yerinde duramayacağını çok iyi biliyordum. Cumhurbaşkanımızı ve ülkesini çok severdi. Annem, biz üzülmeyelim, endişeye kapılmayalım diye babamın iyi olduğunu söylemiş meğer. Cumhurbaşkanımızın ‘meydanlara inin’ çağrısı üzerine abdestini alıp, namazını kılarak dışarı çıkmış. Telefonunu, cüzdanını bile yanına almamış. Bugüne kadar hiç yapmadığı bir şeydi. Annem, o gece babam gelmeyince meraktan aramaya çıkmış, hastanelere, karakollara sormuş. Numune Hastanesi’nde bulmuşlar. Hastaneye yaralı olarak gelmiş. Sadece ismini ve memleketini söyleyebilmiş.”

245-Yusuf Çelik
Sivil
46 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı yakınlarında şehit oldu.

Kırk altı yaşında. Evli. Üç kız babası. 15 Temmuz darbe girişimi haberini alır almaz evden çıktı. Eşi Hülya Hanım gece boyu kendisinden haber alamadı. Ertesi gün kullandığı araç Genelkurmay Başkanlığı civarında bulundu. Genelkurmay Başkanlığı’nın önüne ilk gidenler arasında yer aldı ve tankların önüne yattı. Vurulduktan sonra vatandaşlar tarafından güvenli bir bölgeye alındı, burada şehit oldu.
Cenazesi Ramazan Bayramı öncesinde ziyarette bulunduğu, “Burası bize uygun” diyerek gömülmek istediğini belirttiği memleketi Çankırı’nın Tüney köyünde toprağa verildi.

246-Yusuf Elitaş
37 yaşında
Öğretmen
Genelkurmay Başkanlığı önünde şehit oldu.

Otuz yedi yaşında. Evli. Öğretmen. İki çocuk babası. Üniversitede tarih okumuştu ve “darbe”nin ne demek olduğunu gayet iyi bilirdi. Hem iki çocuğu vardı güvenli bir geleceğe ihtiyacı olan hem de yüzlerce öğrencisi. Yaşadığı topraklar nice badireler atlatmış; nice kanlı ellerin eylemlerine sahne olmuştu. Her bir karışı şehit kanıyla kazanılmış; ilmek ilmek kahramanlık destanları örülmüştü vatanında.
Susamazdı; duramazdı. Gün mücadele günüydü. Tarih dersinde öğrencilerine ve çocuklarına anlattığı kahramanlığı yaşamak için evinden çıktı. Genelkurmay Başkanlığı önüne geldiğinde gözü dönmüş hainler şuursuzca saldırıyordu milletin iradesine... Gördüklerine ve duyduklarına inanamadı. Duraksamadan yürüdü, kalabalığa karıştı.
Devletinin helikopteri ile üstlerine mermi yağmuru yağıyordu. Bayrağın al’ına taze kanlar katılıyor, kahramanlar destan yazıyordu. Susamazdı, duramazdı. Gün bugündü. Yûsuf öğretmen sonu şehadet olan yolu yürüdü.

247-Zafer Koyuncu
2. Sınıf Emniyet Müdürü
45 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Kırk beş yaşında. Evli. İki çocuk babası. Özel Harekat Dairesi Başkan Yardımcısıydı. Özel Harekat’ı çok severdi. Görevini aşkla yapardı, vatanına sevdalıydı. En hararetli çatışmalarda, en tehlikeli hatlarda, dağda, taşta mesleğini layıkıyla yürüten, bayrağını onurla taşıyan, günlerin çoğunu ailesinden uzakta geçiren bir yiğitti. Sayısız operasyonda görev almış; sayısız başarıya imza atmıştı. Meslektaşlarıyla ve arkadaşlarıyla sayısız kez aynı hatta görev almıştı.
“Zafer’in ve arkadaşlarının evleri gibiydi Harekât Dairesi” diyor eşi. “Kocaman yürekli adamlardı. Koşarak gittiler, çünkü vatan bu; ötesi yok… Zaten son bir yıldır sürekli, yüreğimiz şehadet haberi bekliyorduk. Ankara’da yazılmış şehadeti. Kader-i İlâhî bu…”

248-Zekeriya Bitmez
Emekli
57 yaşında
İstanbul Yenibosna’da şehit oldu.

Elli yedi yaşında. Evli. Emekli. Dört çocuk babası. Darbe gecesi çocuklarını aradı: “Sokağa çıkın, gerekirse şehit olun!” Sonra havalimanına doğru yola çıktı. Ne olursa olsun direnecekti. Vatan için ölünecekse, ölünmeliydi. Kalabalığın arasında kurşun onu buldu. Şehadetin herkese nasip olmadığı doğruydu.
Asaf Hâlet şiiri söyler gibiydi kalabalığın içinde süzülüşü: “Vakit geldi [ey vatanım]/dünyayı göreli çok oldu/bu can içimde kuştur ey [vatanım]/seni görünce titrer…”
Adını aldığı Hazret-i Zekeriya’nın(as) duasını avuçladı Zekeriya Bitmez. “Rabbim sana yakardığımda elim hiç boş dönmedi.” Boş dönmedi eli Zekeriya Bitmez’in. Kucak kucak şehadet reyhanı taşıdı vatanına, yuvasına. Dudakları tatlı bir tebessümle kilitlenmişti. Zekeriya(as) gibi susma orucunda hâlâ.

249-Zeynep Sağır
Komiser
37 yaşında
Gölbaşı Özel Harekat Dairesi’nde şehit oldu.

Otuz yedi yaşında. Adıyaman Kâhta doğumlu. Üç çocuk annesi. 15 Temmuz akşamı, yemeklerini yedikten sonra acil göreve çağırıldı. Bilemezdi onun için hazırlanmış bir maide sofrasının en güzide konuğu olarak çağrılıyor olduğunu. Dünya sofralarından nasibinin bittiğini anlamışçasına koştu. Lokmasını yarım bıraktı. Vatan, onu hainlerin tutuşturduğu büyük yangına su taşıması için çağırıyordu. Tereddüt etmedi. Evlatlarının sofrada mahzun olacakları gelmedi bile aklına. Yumruğunu sıktı ve gönlü şehadetin cezbesine kapılınca, geri dönememe ihtimalini göze alarak ayrıldı yuvasından.
Şehit olduğu ana kadar eşiyle iletişim halindeydi. İlk bomba patladığında, “Bomba yedik!” dedi eşine. Yine de sakindi sesi. Biliyordu onu bekleyenin ölüm olamayacağını. Şehitlere ölü denemeyeceğini şehadeti kana kana içen meslektaşlarının güzel yüzlerinde ezberlemişti. İkinci bombalamadan sonra iletişim koptu.

250-Ziya İlhan Dağdaş
Astsubay Başçavuş
32 yaşında
Genelkurmay Başkanlığı yakınlarında şehit oldu.

Otuz iki yaşında. Kara Harp Okulu Bando Komutanlığı’nda görevliydi. 15 Temmuz kalkışmasından dört gün önce Erzincan’dan Ankara’ya Kara Harp Okulu Bando Komutanlığı’na tayin edilmişti. Ankara’da yerleşme hazırlıkları yaptığı sırada, 15 Temmuz gecesi, Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine Genelkurmay’ın önüne gitti. Sivil kıyafetliydi. Halkın arasında, halktan biri olarak direnirken, vuruldu.
Muğla'da yaşayan annesi darbe girişimi sonrası oğlundan haber alamayınca Ankara'ya gitti. Oğlunun gözaltına alınan askerler arasında olduğunu düşündü. Listede adını bulamayınca bu kez hastanelerin yolunu tuttu. Altı gün oğlunu aradı. Son çare olarak Ankara Adli Tıp Kurumu'na gitti. Burada kimliksiz cenazeler olduğunu öğrendi. DNA örneği verdi. Darbe girişiminden tam 8 gün sonra acı haberi aldı. Oğlunun cenazesine ulaştı. Ancak durumunun belirsizliği nedeniyle şehit olduğu duyurulmamıştı. Aylar süren mücadele sonrası, oğlunun darbeciler tarafından vurulduğunu ispatladı.
Astsubay Ziya İlhan Dağdaş, 250. 15 Temmuz şehidi olarak kaydedildi. Annesi oğlunu adeta yeniden doğurdu. Şehit hikâyelerinin sonuna bir annenin sessiz çığlığı mühürlendi.