15 Temmuz Şehitler Kitabı

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN

Recep Tayyip ERDOĞAN

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

15 TEMMUZ ZAFERİNİN SIRRI:  ŞEHADET ŞUURU

Ülke ve millet olarak, 15 Temmuz gecesi, sinsi bir darbe girişimine, hain bir saldırıya maruz kaldık. Asker üniformaları içine gizlenmiş bir ihanet çetesi, devletin, vatan savunması için kendilerine emanet ettiği savaş uçaklarını, helikopterleri, tankları, silahları millete çevirme cüreti gösterdi.

Hamdolsun, sıradan bir toplum olmadığını o gece bir kez daha gösteren milletimiz, ellerindeki en gelişmiş savaş araçlarına güvenerek darbeye teşebbüs eden hainlerin karşısına, sadece yüreğiyle, çıplak yumruklarıyla ve ellerinde Türk bayraklarıyla çıktı.

O gece sokaklara dökülen milletimiz, haksızlıkların, adaletsizliklerin, sömürgeciliğin envaiçeşidinin hüküm sürdüğü bir dünyada, kutlu bir direnişin sancağı haline dönüştü.  Millet olarak, dünyanın ve insanlığın vicdanının, kendini büyük sananlardan daha büyük olduğunu, tekbirlerle, ezanlarla, salalarla cümle âleme ilan ettik.

Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla tankların üzerlerine çıkan, paletlerinin altına yatan, helikopterlere, savaş uçaklarına meydan okuyan milletimiz, 249 şehit, 2193 gazi verme pahasına vatanını kurtardı. 15 Temmuz’un sırrı, Bedir’de dersini aldığımız, Uhud’da pekiştirdiğimiz, Hendek’te ezberlediğimiz, Çanakkale’de perçinlediğimiz, İstiklâl Savaşımızda rehber edindiğimiz şehadet şuurudur.

Milletimiz, gençliğin yozlaştırılmaya, insanların tüketim tuzaklarıyla ruhundan koparılmaya çalışıldığı bir dönemde, mütekebbir siyaset mühendislerinin hesaplarını işte bu şuurla alt-üst etmiştir. 15 Temmuz direnişi, yaşanan zulümler, haksızlıklar, adaletsizlikler karşısında ümitlerini kaybetmek üzere olanları heyecanlandıran bir dirilişin müjdecisi olmuştur.
Tarih bundan böyle farklı akacaktır. Çünkü biz, kendimizle birlikte tüm mazlumlar, mağdurlar için de yeni bir yol açtık. İnsanlık tarihinin bu kritik döneminde, bir milletin iradesine nasıl sahip çıkılabileceğini, bir toprak parçasının nasıl vatana dönüştürülebileceğini, bir kez daha, tüm dünyaya gösterdik.

Milletimizin zaferini hazmedemeyenler, bu kutlu direnişi küçümsemek için, ilk andan itibaren çırpındılar, yalanla, iftirayla, çarpıtmayla hakikatlerin üzerini örtmeye çalıştılar. Güneş balçıkla sıvanamayacağı gibi, 15 Temmuz gerçeği de inkâr edilemez. Bu darbe girişimini yapanlarla ve onların arkalarındaki güçlerle hesaplaşmamızı sonuna kadar devam ettireceğiz. Bugün bize düşen, şehitlerimizin canlarını ortaya koyarak sahip çıktığı milli irade mücadelemizi, gazilerimizin kanlarıyla savunduğu “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” davamıza canla, başla, şevkle, aşkla sahip çıkmaktır.

15 Temmuz sonrası, gittiğim şehit evlerinin, ziyaret ettiğim gazilerin hepsinde de destansı hikâyeler dinledim. Şehit ve gazi ailelerinin hakkını, hukukunu emanet ettiğimiz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın bu eserini, şehitlerimizin şehadetine şahitlik edilmesi bakımından hayırlı ve önemli bir çalışma olarak görüyorum. Emeği geçenleri tebrik ediyorum. Milletimiz 15 Temmuz’da tarih yaptı, bu tür eserler, inşallah, o tarihin yazılmasına katkı sağlayacaktır.

Milletimizin gazası mübarek olsun!

Şehitlerimizin makamı cennet olsun!

Gazilerimizin ömrü uzun olsun!

İstiklalimiz daim, istikbalimiz aydınlık olsun!

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Binali YILDIRIM

Binali YILDIRIM

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

SAYIN BAŞBAKANIMIZIN AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI TARAFINDAN HAZIRLANAN 15 TEMMUZ KİTABI İÇİN KALEME ALDIKLARI ÖNSÖZ:

İktidarda olduğumuz 15 yıl boyunca ne yazık ki demokrasimize kasteden pek çok badireler atlattık. Ama hiçbiri 15 Temmuz gecesi kadar kanlı ve zalimce değildi.

15 Temmuz gecesi çok çetin bir imtihandan geçtik. Mazisi nice zaferlerle dolu milletimiz en büyük mücadelelerinden birini o gece verdi.

Milletimiz, Türkiye’yi, Türkiye’nin geleceğini, ayyıldızlı bayrağımızı namertlere çiğnetmedi, çiğnetmeyecek.

İşte bu nedenle bu aziz milletin her bir ferdi birer demokrasi kahramanıdır.

İşte bu nedenle o gece verilen mücadele, demokrasisine, istiklaline ve istikbaline sahip çıkan bir milletin destanıdır.

Bizler, ülkenin her köşesinde huzur ve emniyeti sağlamak için, hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, adalet ve kalkınma idealiyle inşa etmek isteyen siyasi geleneğin temsilcileriyiz.

Bin yıldır barış, kardeşlik ve huzur içinde yaşadığımız ülkemizde, refah ve huzurun hakim olması için var gücümüzle çalışıyoruz.

Bizler iktidarda olduğumuz süre içerisinde bu destanı yazan, milletimizin her bir ferdine, hiçbir ayrım gözetmeksizin, Türkiye’nin her bir köşesine eşit hizmet götürmenin mücadelesi içinde olduk. Yaşadığımız tüm bu gelişmelere rağmen ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak, vatandaşlarımızın huzur ve refah içinde yaşamasını sağlamak hedeflerimizden asla vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.
O gece cumhuriyetimize ve demokrasimize korkusuzca sahip çıkan ve ülkemizin dört bir yanında günlerce demokrasi nöbeti tutan aziz milletimize şükranlarımı sunuyorum.

Hiç kimse ülkemizi bölemez, bölmeye kalkışamaz.

Herkes bilmelidir ki, bu millet tarihinde esaret altına girmemiştir, asla ve asla girmeyecektir.

Herkes şunu iyi bilmelidir ki; Türkiye Cumhuriyeti böyle fedakar, vatanına, milletine, bayrağına  sevdalı insanları var oldukça, ilelebet birlik ve beraberlik içinde varlığını sürdürecektir.

Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi
                                        Başkanı İsmail KAHRAMAN

İsmail KAHRAMAN

Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

ŞEHİTLERİMİZ ve GAZİLERİMİZ ANISINA

Devletimiz ve milletimiz, 15 Temmuz’da büyük bir şok dalgası ile karşı karşıya kalmıştır.
Devletimizin en kilit noktalarına yıllardır büyük bir gizlilik içinde sızan FETÖ’cü hainler, o gün içlerinde biriktirdikleri kin ve nefreti büyük bir vahşetle kusmuşlar, sokaklarımızı kan gölüne çevirerek ülkemizi yaşanmaz hale getirmek istemişlerdir.

 

Milletimizin namuslarına emanet ettiği tankları, uçakları, silahları aziz milletimizin üstüne yönelten maskeli hainler, başta görev yaptıkları karargâhları olmak üzere millî bağımsızlığımızın tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve Başkomutanımız, Cumhurbaşkanımız Muhterem Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef almışlardır.
Gayelerine ulaşmak için karşılarına çıkan her engeli aşmak için hunharca saldıran emperyalistlerin işbirlikçisi FETÖ’cü teröristlerin attıkları bombalar ve sıktıkları mermilerle 249 kahraman vatan evladı şehit olurken, 2 bin 193 kardeşimiz de gazilik mertebesine erişmiştir.

 

Üniformalı teröristlerin o gece uçaklardan attıkları bombalar, Türkiye Büyük Millet Meclisi külliyesinde büyük yıkıma yol açarken, yüreklerimizi de derin şekilde yaralamıştır.
Ülkemiz, belli aralıklarla darbe ve muhtıralara maruz kalmış bir ülkedir. Neredeyse her nesil üzerinde darbeciler bir iz bırakmıştır. Siyasi hayatımızı alt üst eden ve ülkemizi militarist bir kimliğe büründüren darbe kültürünün 21. yüzyılda yeniden canlanmaması bizim elimizdeydi. Nitekim ben de o gece, darbe girişiminin başladığı ilk saatlerde millî iradeye duyduğum bağlılık ve sorumluluk gereği, herhangi bir yerden teklif ve telkin almadan Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu açtım. O gece, Genel Kurul salonunda bütün siyasi partilerimizden milletvekilleri hazır bulunarak, hürriyet ve bağımsızlığımıza sahip çıktıklarını göstermişlerdir.

 

Evet, 15 Temmuz’da milletimiz büyük bir demokrasi imtihanından geçmiştir. Milletimizin her temsilcisi, darbe geleneğini hortlatmak isteyen eli silahlı hainleri büyük bir cesaret ve kararlılıkla lanetlediğini beyan etmiştir. Genel Kurulun çalışmaması sebebiyle o gece Ankara’da olmayan milletvekili arkadaşlarımız da halkımızla birlikte sokaklara inerek, demokrasiyi yaşatmak için ettiği yemine sahip çıkmıştır. Böylece milletimizle omuz omuza vererek, başta Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere millî irade adına son derece övünç duyulacak bir başarıya birlikte imza atarak Türkiye Cumhuriyeti’ni milletin devleti yaptık.

 

O gece kazanan aziz milletimiz oldu. Darbeciler sükût-u hayale uğradı. Bu vatan haini, millet düşmanı teröristler teker teker yakalanarak yargı önüne çıkartılmak üzere cezaevlerine gönderildi. Böylece milletimiz, onlarca yıllık sinsi darbe planlarını da hazırlandıkları karanlık mahfillere iade etmiştir.

 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlanan bu değerli eser, 15 Temmuz’un mana ve ehemmiyetini anlatmak açısından son derece kıymetlidir. Ortaya çıkartılan eserde, hürriyet ve bağımsızlığımızı korumak için şehit düşen, gazi olan kardeşlerimizin destansı hayatları derlenmiştir. Onlar şehadetleriyle, kanlarıyla suladıkları bu vatanı bizlere emanet bırakmışlardır. Titizlikle hazırlanan bu eserle, cennet mekân şehitlerimizin fedakârlığı, cesareti, feragati, nesiller boyu şükranla anılacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Süleyman SOYLU

Süleyman SOYLU

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı

Özel kalemdeki arkadaşlarım, henüz günlük mesainin başındayken biraz mahzun bir ifadeyle, tek sayfalıkbir bilgi notu verdiler bugün.

“İzzet Özkan. Kuaför. Evli, 3 çocuk babası. 33 yaşında.. 16 Yaşında babasını kaybetmiş, annesi koah hastası. 23 Yaşında evlenmiş. 3 çocuğun en büyüğü 9, en küçüğü 4 yaşında.
“15 Temmuz akşamı TRT’de darbe bildirisi okununca ve çok sevdiği Cumhurbaşkanının ‘sokağa çıkın’ talimatı üzerine dışarı çıkmış. Tankın önünde durmuş, helikopterden gelen 3 kurşunla şehit düşmüş. Şehit olduğu yer: Cumhurbaşkanlığı Külliyesi.”

 


Sorumluluk, bazen en olmadık anda kapınızı çalar. Bazen de siz gidersiniz ve bir sorumluluğu üstlenirsiniz.
Elimde tuttuğum kağıt parçasında her iki türden sorumluluklarla, mecburiyetlerle dolu bir hayatın; her ne olursa olsun o sorumluluğun gereğini yapmış, kaçmamış, geri adım atmamış gencecik yiğit bir kalbin hikayesi ve o hikayenin sahibinin ismi vardı: İzzet Özkan.

 


Her akşam televizyonlarda, ana haberlerde veya magazin programlarında görmediğimiz için, belki büyük bir kabalıkla “sıradan hayatlar” diye tabir edilen ama asla sıradan veya basit olmayan; her seçimi, her kararı başlıbaşına bir sorumluluk taşıyan bir hayat hikayesini, elimdeki kağıttan tekrar tekrar okudum.

 


Bir ailenin sorumluluğunu daha küçük yaşta yüklenmek ve yılmadan, zorluklardan gözü korkmadan bu dünyaya üç tane pırıl pırıl evlat bırakmak... Kimsenin kapısını çalmamasına, birşeye zorlamamasına rağmen o meş’um gecede “Ben bir kuaförüm, siyasetten bana ne, ben olmasam da olur” demeden annesini, eşini, evlatlarını devletinin ve milletinin yanına Allah emaneti koyup, o 3 evladının geleceği için sanki feleğe nazire yapar gibi 3 kurşunla Hakk’a yürümek ve şehit düşmek... Evlatlarına ve ailesine hem güzel bir ülkeyi hem de büyük bir onuru ve şerefi miras bırakabilmek... Bunlar basit işler değildir. Kağıttan okumak veya kalemle yazmak kadar basit işler değildir.

 


O bilgi notunda, belki tutanak diliyle üçbeş cümleyle özetlenen hadisenin altında işte böyle bir gerçeklik, fedakarlık ve sorumluluktan oluşan büyük bir hayat hikayesi yatmaktaydı.
Nottan anladığım kadarıyla benden, bu şehitliğe şahitlik etmek isteniyordu.

 


Evet, şahitlik ederim. Ben, bu ülkenin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, kıymetli kardeşim İzzet Özkan’ın bu hayatta şerefi ve namusuyla yaşadığına, karşısına çıkan hiçbir sorumluluktan kaçmadığına; bu hayatın bütün yükünü, yaşattığı bütün acıları koskocaman yüreğiyle beraber sırtlandığına; ailesi ve milletinin, devletinin geleceği için gözünü kırpmadan, bir adım geri durmadan canını ortaya koyduğuna; ve nihayetinde can emanetini ailesi, devleti ve milleti için teslim ettiğine; şehit düştüğüne şahitlik ederim.

 


Allah bizlerin şehitliğini, İzzet Özkan kardeşimizle beraber bütün şehitlerimizin şehadetini kabul etsin, kendilerine rahmetiyle ve bereketiyle muamele eylesin. Ailesine ve aziz milletimize sabırlar ihsan eylesin.

 


Amin.

Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanı Nihat ZEYBEKÇİ

Nihat ZEYBEKÇİ

Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanı

Sıradan bir yaz günüydü…

Bilindik telaşlar içinde geçmişti.
Ailecek geçirilecek bir hafta sonunun planları yapılıyordu belki de.
Biz de hukuk fakültesinden mezun olan kızım Fatma’nın diploma törenindeydik.
Nereden bilebilirdik ki hainlerin pusuya yattığını.

***

Gecenin ilerleyen saatlerinde, jetler alçak uçuşa geçtiğinde, medeniyetler beşiği İstanbul’un gerdanlığı tanklarla kapatıldığında kısa bir şaşkınlık yaşandı. Neler oluyordu?
Bir avuç alçağın, vatanına milletine ihanet ettiği anlaşıldığında;
Şaşkınlık, öfkeye; öfke cesarete döndü…

***

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın cep telefonundan milletini sokaklara çağırdı.
Ali Mehmet nasıl dururdu?
Safiye bacım, Erol kardeşim, Halis astsubay ve binlercemiz görev bildik.
Yüzlerce kez destan yazan milletimiz; bir kez daha vatanı için bayrağı için, ezanı için canını ortaya koydu.

***

Meclisimiz ateş altındaydı.
Korkmuyorduk; şahadet peygamber muştusuydu. Oğlum ve çalışma arkadaşlarımla milletimizin bize emanet ettiği Meclisimize koşarken; başımızın üzerinden mermiler yağarken…
Ali Mehmet Vurel de çok yakınımızdaydı.
42 yaşında, üç evladını bin bir zorlukla büyüten Ali Mehmet kardeşim; önce asker ocağındaki oğlunu aradı.
Eşi Reyhan’a; “Reis, çağırıyor. Bu millet ve vatan bizim” diyerek sokağa fırladı.
Reyhan Bacım; 24 yıl aynı yastığa baş koyduğu Ali Mehmet’inin şehadetini gece 03.00’te yengesiyle gittiği hastanede öğrendi.

***

Aynı yerdeydik, belki birkaç yüz metre vardı aramızda.
Ali Mehmet, vatanı uğruna şehit düştü; yüzlerce kahramanımız gibi.
Emanetleri başımızın tacı…

15 Temmuz’da Türkiye’nin ilelebet payidar kalacağını dosta düşmana kanıtlayan tüm vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyor; şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Cumhuriyeti TBMM İdare Amiri Salim USLU

Salim USLU

Türkiye Cumhuriyeti TBMM İdare Amiri

15 Temmuz’u Unutmadık Unutturmayacağız.


Tarihin en karanlık gecesini Türk Milleti en acı şekilde yaşadı. Şanlı Türk Ordusunun içine sızmış, Ordumuzu kötü emelleri ile kirletmeye çalışan, hainlikten gözleri dönmüş bir grup, vatanımıza, ülkemize, meclisimize darbe yapmaya kalkıştılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde ilk kez bombalandı. İstanbul Boğazı askerler tarafından kapatılmaya çalışıldı.  Tanklar vatandaşlarımızın üzerine sürüldü. Helikopterlerden adeta kurşun yağdırdı.


Evli ve 7 çocuk babası Askeri Çoban 53 yaşındaydı ve İstanbul’da hazır giyim mağazası işletiyordu. Darbe girişiminin olduğu gece Cumhurbaşkanımızın çağrısı ile çocuklarıyla beraber darbeyi protesto etmek için “Biz bu akşam çıkmazsak namus elden gider” diyerek İstanbul’da sokağa çıkmıştır. Boğaziçi köprüsünde olayların daha da büyüdüğünü öğrenen Çoban, oğlunu Kısıklı’da bırakarak Boğaziçi Köprüsü’nde, hain askerlere karşı direnen vatandaşların yanına giderek destek olmuştur. Askeri Çoban kardeşimiz kayıtlara göre Saat 05.20 civarlarında keskin nişancı tarafından başından vurularak Şehit olmuştur. Vatanı için gözünü kırpmadan ardında 7 yetimi bırakarak kalkışmaya dur demek için gövdesini siper eden Askeri Çoban memleketi Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde toprağa verilmiştir.


15 Temmuz Şehidi Askeri Çoban kardeşimizin ismi 12 Eylül darbesinin baş mimarı olan Kenan Evren'in adını taşıyan ilk ve ortaokula verilerek “15 Temmuz Şehidi Askeri Çoban Ortaokulu” olmuştur.
15 Temmuz kahramanları tankların, tüfeklerin, bomba atan uçakların altında sadece bedenleri ve imanları ile siper oldular. Böyle bir inancı, böyle kutsal bir amacı Türk Milleti Çanakkale’de ve 15 Temmuz’da göstermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Aksaray Milletvekili AK Parti Grup Başkanvekili İlknur İNCEÖZ

İlknur İNCEÖZ

Türkiye Cumhuriyeti Aksaray Milletvekili AK Parti Grup Başkanvekili

Öncelikle, 15 Temmuz gecesi yaşananlardan ötürü ülkemize, milletimize geçmiş olsun dileklerimi bir kez daha iletiyorum. Kahraman şehitlerimizi rahmet, gazilerimizi minnetle anıyorum. Rabbim ülkemize, milletimize böyle bir geceyi bir daha yaşatmasın. Böyle bir darbe/işgal girişimi, vatan hainliği gibi sinsi planları olanların böylesi kanlı eylemleriyle karşı karşıya bırakmasın.


15 Temmuz Cuma günü, Meclis'teki çalışmalarımızı tamamladıktan sonra, Aksaray'a gitmek için hazırlıklarımı yapmak üzere evime geçtim. Saat 21.00 sıralarında danışmanım Fatma Hanım beni arayarak, endişeli bir ses tonuyla, “Boğaziçi Köprüsü askerlerce tek taraflı olarak trafiğe kapatıldı, darbe girişimi olacağına ilişkin duyumlar alıyoruz” dedi. Daha sonra arayan danışmanım Engin Bey de aynı ifadeleri kullanınca, hemen telefon trafiği başladı. İlk olarak Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan Beyi aradım. Telefonu, çalar çalmaz açınca içimde şüpheli olan durum netleşti. Hasan Bey, “Evet başkanım bu darbe girişimi, sesimizi duyurmalıyız.” dedi. Ben de “Sayın Cumhurbaşkanımızın yerini sormuyorum ama iyi mi?” diye sordum. O da Sayın Cumhurbaşkanımızın iyi olduğu bilgisini paylaştı.


Yaşananların bir darbe ve işgal girişimi olduğunun teyidini aldıktan sonra hızlı bir şekilde televizyon bağlantılarımız oldu. İlk olarak CNN TÜRK canlı yayınına bağlanarak bunun bir kalkışma olduğunu ve darbeci hainlere asla geçit verilmeyeceğini, milletimizle beraber meydanlarda olacağımızı bildirdik. Ardından yine A Haber canlı yayınına bağlanarak milletimize aynı mesajları verdik ve ardından evden çıkışımız oldu. İlk duyduğumda o anda gerçekten uzun yıllar boyunca, 14 yıllık iktidarımız boyunca darbelere, muhtıralara, vesayetçilere karşı verdiğimiz amansız mücadeleyi düşündüm. Adeta darbeler tarihi olan yakın siyaset tarihimizi göz önünde bulundurduğumuzda 14 yıllık mücadelemizin, aldığımız önlemlerin, attığımız adımların ve yaptığımız düzenlemelerin önemi ortaya çıkıyor.


Vatandaşımızı doğru bilgilendirme adına evden televizyon bağlantılarımızı yaptık ve hep birlikte dinlediğimiz Sayın Cumhurbaşkanımız net açıklamalar yaptı adeta bir ülkenin milletine tarihine yön veren o açıklamasıyla şu cümlesi çok önemli, bunu özellikle belirtmek istiyorum; “Ben milletimin üstünde hiçbir güç tanımadım.” Ve milletimizi sokağa çağırması ile birlikte milletimiz milli iradesine sahip çıkmak için o gece sokakları doldurdu.


Meclise ulaşmaya çalıştık önce başbakanlığa gidelim diye bir düşüncemiz oldu daha sonra meclise geldik. Gelirken TRT’de baskın olduğunu öğrendik sanırım sözde darbe bildirisi o anda okundu. Meclise ilk gelenlerden biri olduğum için sorunsuzca içeriye girdik. Biliyorsunuz vatan hainlerinin, cuntacıların yaptığı en büyük saldırı Gölbaşı’ndaki Özel Harekât, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Çevresi, Genelkurmay Bölgesi MİT binaları, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Köprülerde gerçekleşti.


Doğruca meclise girdik, burada kapılar kapalı ışıklar yok, her zaman yapıp bildiğiniz şey o an zor olabiliyor. Koridorların ışıklarını yaktık. Şunu hiç unutmuyorum; arkadaşlar da zaman zaman hatırlatıyor. Ben, “Işıkları açın; milletimizin sokaklarda açık hedef olduğu bir durumda, parlamentoda iradesini temsil etmek üzere milletvekilleri olarak biz de burada olduğumuzu göstereceğiz” dedim. Çalışanlarımızdan bazıları “Başkanım ışıkları yakarsak burası direk görünür ve hedef olur” telkinlerinde bulundular. “Milletin sokakta canını ortaya koyduğu bir durumda burada cansa can. Bu gece can verilecek” deyip burada ışıkları yaktırdığımızı biliyoruz.


Daha sonra Meclis Başkanımız İsmail Bey geldi, genel kurulu açma kararlılığı içerisindeydik, kendisinin gelişiyle beraber önce anahtarlar bulunamadı kapıyı kıralım diye düşünüldü, kulisin ışıkları yakıldı. Bunlar normalde hep yapılan işler ama o anda bu işi yapanların orada olmadığı bir zaman dilimine denk geldi, nihayetinde anahtarları buldular. Kapıları açtık ve basın mensuplarını içeriye aldık.


Basın mensupları böylece sadece milletvekillerinin girebildiği TBMM Genel Kurul Salonuna ilk kez alınmış oldu. Daha sonra da hepimizin bildiği, ekranlara yansıyan o görüntüleri izledik.


Ama en yoğun saldırı Özel Harekâta gerçekleştirildi. Özel Harekât ülkemizin özellikle 20 Temmuzdan sonra terörle mücadele konusunda en çok katkıyı veren, en çok yetişmiş elemanı, beyin takımı her şeyiyle bu mücadelenin içerisinde olan bir yerdi. Bütün buralara Genelkurmay da dâhil buranın başka bir alan olduğunu gördük. Meclise girerken bir taraftan koşuşan insanlar, görevli polisler, birbirine ateş etmeler, silah sesleri, atılan bombaların sesleri; bütün bunlar durumun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu ve biz de buna canlı olarak şahitlik yapıyorduk.


15 Temmuz gecesi milletimiz bir destan yazdı. Milli iradesine sahip çıkmak için F16’lara; tanklara çıplak elle karşı koydu. Bu bir darbe ve işgal girişimiydi. Aziz milletimiz canı pahasına buna izin vermedi. O Özel Harekat Daire Başkanlığı’na gerçekleştirilen saldırıda hainlere geçit vermeyen 51 Özel Harekat polisimiz şehit oldu. Bu kahraman şehit Özel harekat polislerimizden birisi de Zafer Koyuncu idi. Karhaman polisimiz geride Aleyna ve Yağız isminde iki evladını emanet olarak bıraktı. Mesleğini her zaman en iyi şekilde icra etmiş vatan sevgisini göğsüne nakşetmiş bu uğurda canını feda etmiş olan şehidimize ve bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum ve gazilerimizi minnetle anıyorum. Evlatları evlatlarımızdır, gözün arkada kalmasın şehidim. Rabbim ülkemize, milletimize böyle bir geceyi bir daha yaşatmasın. Böyle bir darbe/işgal girişimi, vatan hainliği gibi sinsi planları olanların böylesi kanlı eylemleriyle karşı karşıya bırakmasın.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Binali YILDIRIM
Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail KAHRAMAN
Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Süleyman SOYLU
Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanı Nihat ZEYBEKÇİ
Türkiye Cumhuriyeti TBMM İdari Amiri Salim USLU
 Türkiye Cumhuriyeti Aksaray Milletvekili AK Parti Grup Başkanvekili İlknur İNCEÖZ
T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı